İstanbul'un ortasında Beytüşşebap gerçeği yaşanıyor. Öğrenci azlığından ilkokullar kapanıyor, öğrenciler birleştirilmiş sınıflarda üst üste ders görüyor.
Adalar İstanbul'un ortası.
"Taşımalı eğitim"in en sökmeyeceği yer. Taşıma ya eşek sırtında, ya da at arabasıyla, faytonla oluyor.
Kınalıada ilkokulu'nda toplam 38, Burgaz'da ise 32 öğrenci var. 8 derslik demek, 8 öğretmen demek.
Her okula ise en az bir hademe, 8 ayrı soba gerek. İşin özeti, 5-6 öğrenciye bir sınıf, bir öğretmen, bir de okul binası.
Bu böyle sürse, devlete vergi verenlerin parasına yazık, sürmese öğrenciye, ülkeye.
Beytüşşebap gerçeğine çözümü, Kaymakam Mustafa Farsakoğlu buluyor.
Adalararası vapur seferlerinin bedava olmasından yararlanıyor. Hazırladığı "vapurla taşımalı eğitim projesi"ni Milli Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu'na sunuyor.
Sayın Bakan biraz da Sinopluluğundan olmalı; gemi, deniz, denizde yolculuk fikrine açık.
Böylece ülkenin belki de en romantik değilse bile, en pratik, en güvenli taşımalı eğitim uygulaması doğuyor.
Eylülde Beytüşşebap gerçeğinin yerini Kınalı-Burgaz-Heybeli-Büyükada realitesi alıyor.
Öğrenciler Şehir Hatları vapurlarıyla, devlete ve ailelerine en küçük bir yük yüklemeden tarifeli vapurlarla öğrencisi kıt olan adadan bol olan adaya, okumaya gidip gelecekler.
Yolda, güvertede derslerini bir kez daha gözden geçirme fırsatı bulacaklar ya da ezberledikleri şarkıları hep birlikte söyleme şansı elde edecekler. Depremle, deprem düşüncesiyle birlikte yaşamayı sonunda istemeden de olsa öğrendik.
Şimdi sıra belki de kriz düşüncesi içinde yaşamayı başarmakta. Krizi yenmenin yolu krize göre yaşam biçimi geliştirmek. Deprem en temel içgüdüyle, ölüm kalım düşüncesiyle başa çıkmakla ilgiliydi.
Elbette kolay değildi; artçı şoklar sürecek, yeni bir 7.9 daha geliyor söylentilerine karşı durmak.
Halkımızın çok büyük çoğunluğu bunu başardı.
Günlük konuşmalarda depremin ağırlığı sıfırlanıyor.