  
Şile diye bir cennet!.. (..Ve zebanileri..)
Cennet'te zebani olur mu?.. Eğer bu cennet, biz Türklere aitse olur.. Dünya üzerinde sahip olduğu güzellikleri bizim kadar tahrip, hatta yok eden bir başka ulus daha var mı, çok merak ederim..
Ulu Tanrı'nın bol keseden lütuflarla bize bağışladığı sayısız doğa cennetinden biri de Şile.. Ama şöyle bir dolaşmaya çıktığınızda yörede, bu cennetin insan eli ile nasıl cehenneme çevrildiğine şahit oluyorsunuz..
Zevksiz, biçimsiz, tatsız tutsuz betonlaşma Şile'nin köylerine kadar girmiş.. Anadolu köy evlerinin yerini, herkesin aklına estiği renkte boyadığı nasıl çirkinlikler almış, inanmazsınız.. Yani bunları filme çekin.. Mimari Fakültelerine ders olur.. "Böyle yapmazsanız, iyi mimar olursunuz" diye.. Birbirinden çirkin villalar, birbirinden zevksiz siteler.. Kabak çiçeği sarısından çingene pembesine her renk içiçe.. Armoni değil, kakafoni.. Gazeteciliğe başladığımız yıllarda, ciddi gazete siyah beyaz çıkardı. Gençlik ateşi ile bazan bir başlığı kırmızı atar, altına mavi çizgi çekerdik, göze batsın diye.. Cihat Bey (Baban) ertesi gün servise damlardı, "Bu ne çocuklar?.. Gazeteyi orospu donuna çevirmişsiniz" diye.. Cihat Bey gelseydi de, dünya güzeli bir doğanın nasıl orospu donuna çevrildiğini burada görseydi..
Size bir şey diyeyim mi?..
İçine yerleştirdiğimiz tüm çirkinliklere rağmen Şile hala güzel.. Hala cennet.. Hala tümüyle bozmayı becerememişiz..
Şile Belediye Başkanı İhsan Çayıroğlu ile konuştum..
"Rant uğruna, buranın canına okumuşlar.. Çok uğraştım, didindim.. Tüm yöreyi SİT alanı ilan ettirdim. Bundan böyle çivi çakmak bile zorlaşacak, ama belli olmaz.. Bu ülkede herşeyin bir yolu bulunuyor" dedi..
Çayıroğlu, kentini ve yöresini seven bir başkan.. Şile için çırpınıyor.. Beni oraya götürden de, Çayıroğlu'nun yaratıp yürüttüğü Şile festivali oldu.. Sevgili Dost Gafur Uzuner "Hıncal Ağabey, bir festival gecesi gelir, Şile insanı ile sohbet eder misin" dedi.. "Ederim" dedim.. Allah Gafur'dan razı olsun.. O sayede tanıdım, yirmi yıldır burnumun dibinde yaşayan cenneti..
Geçen Salı gittiğimde gözlerime inanamadım.. Belediye Meydanı tıklım tıklım dolu.. Sanırsınız Tarık konseri var.. (O konseri de gördük ya.. Yazacağım..)
Çok keyifli bir sohbet yaptık Şilelilerle.. "Gittiğiniz yerleri güzel güzel yazıyorsunuz.. Şile'yi de yazacak mısınız" dedi bir Şileli..
"Yazmasam daha iyi olur.. Gelenler bu cenneti cehenneme çevirme yarışında.. Bilinmese, gelinmese de hep böyle kalsa daha iyi olmaz mı" dedim.. Keşke öyle yapabilsek..
O gidiş gelişte yol kenarı gördüklerim, kentteki festival, bayram havası çekti beni.. "Hafta sonu da gelelim buraya tatil yapalım" dedim.. Festivalin hafta sonu programı da güzel.. Hem dinlenir hem eğleniriz..
Cemil İpekçi defilesi var.. 30 yıllık, tam 30 yıllık dostum, kardeşim Atilla Atasoy'un konseri var.. Yılın flaş yıldızı Tarık'ın konseri var.. Ve de Şile civarında gezecek görecek çok yer var..
Karar verildi.. Gittik.. Onları da yazacağız.. Cumaya..
Yutturmaca..
Üstelik 'Buralardan kaç kişi ekmek yiyor' diye soran sosyal adalet kılıflı yutturmaca ile.." diyor, Hasan Pulur Üstad, doğrudan bana gönderme yaparak.. Lalia'dan tam 400 ailenin ekmek parasının çıktığını yazmıştım.. Bu 400 doğrudan çalışan.. Buraya hergün çeşitli yiyecek ve içecek satan, mal, insan taşıyan, dolaylı kazananlar dışında.. Pulur Usta, Lalila'ya takanlar safında.. Buraya gelenlerin tespit edilip, hepsinin vergi araştırmasının yapılmasını istiyor.. Bakılmalıymış, bunlar burada hesap diye ödedikleri 40-50 milyon lirayı nerden kazanıyorlarmış?..
Çok yaşa sen Hasan Usta çok yaşa..
Laila kulübüne 40 milyon lira ödeyenleri sorguluyorsun da, senin kulübüne 40 milyon dolar bağışlayanları niye görmezden geliyorsun?..
Microsoft/ Bill Gates, (Hani dolar milyarderi, hani 70 milyar dolar serveti olan, hani dünyanın en zengin adamı) Los Angeles Lakers'a 40 milyon dolar bağışlasa Amerika ayağa kalkar mıydı, kalkmaz mıydı, Hasan Ağabey!..
Yapma gözünü seveyim!..
Marmaris'te bir doğa cenneti..
Marmaris'e son gittiğimde burası yoktu.. Bir Lidya Palace bilirim. Bir de Martı tatil köyü.. Geleceğimizi öğrenince Serkan Yazıcı, hani şu müthiş rallici delikanlı, Mudo'ya "İlle bizde kalın" diye tutturmuş.. Ben de "İyi olur, görmediğim bir yer görürüm" dedim..
Son gidişimde yoktu, dedim ya.. Marmaris Palace Tatil Köyü aslında eskimiş bile.. Genç ve dinamik ve de nasıl çağdaş kafalı bir müdürleri var, İlhan Açıkgöz.. "Bu kış artık bir bakıma alacağız" dedi..
Dünya cenneti bir koy.. Yamaçlarda dev ağaçlar.. Altında köy.. Önünde altın kumlarla sahil..
Böyle bir güzelliği, bu kadar bonkör tanrı kime vermiş acaba?..
387 oda, 30 suit var, köyde.. Odaların 177'si otel tarzı binada, gerisi çamlar altı villalarda..
Burada da sistem Antalya'daki gibi.. "Herşey içinde.."
Yani kapıdan girdikten sonra, günün hangi saatinde, canınız ne isterse.. Kahvaltı, öğle ve akşam yemekleri zaten dahil de.. Onların dışında.. Gündüz plajda, acıkır, susarsanız, akşamüstü beş çayı ve pasta canınız çekerse, akşam yemekten sonra barda, ilerleyen saatlerde diskoda, kuş sütü belki yok, ne isterseniz, ne zaman isterseniz, bu paranın içinde..
Yalnızzz!..
Bu para Antalya'daki gibi 25 marklara düşmemiş.. 150 mark.. Günde 150 mark veriyorsunuz, ötesi yok.. Elin gavuru gelmez mi?.. Hem de böyle her odası klimalı lüks bir tatil köyüne..
Gelmişler.. En az misafir Türkler.. Çoğunluk, Almanlar ve Ruslar.. Ruslar evvelden para kazanmaya gelirdi bu ülkeye.. Nataşa, mataşa lafı ordan çıktı. Şimdi zengin sınıf türemiş.. Bol paralı tatillere geliyorlar, bol para harcıyor, bol alışveriş yapıp gidiyorlar..
İlhan'la oturduk..
En dikkat ettikleri şey, sağlık ve güvenlik.. Temizlik ve hijyen için yaptıkları bilgisayarlı kontrolleri serdi önüme..
Lejyoner hastalığı.. Turizmin en büyük tehdidi.. Ölüme sebeb oluyor. Mikrobu durgun sularda ürüyor. Yani mesela kullanılmayan bir odanın tuvaletindeki sifon uzun zaman çekilmezse.. Sistem her sifonun belli dönemlerde çekilmesini sağlayacak kadar titiz hazırlanmış.
Açık büfede sunulan yemeklerin tezgahta kalma süresi 20 dakika.. Bu süre içinde boşalmasa bile tabak geri alınıyor. 20 dakikadan sonra bakteri üremesi başladığı için.. Açık büfe metrelerce..
"Bu kadar çeşit çok değil mi" dedim ve çok garip bir şey öğrendim..
Büfeyi çok çeşitli yapmak ekonomik oluyormuş.. Yani çeşidi ne kadar çok arttırır, adamın gözünü ne kadar doyurursan, o kadar az yiyormuş.. Mesela, yani.. Az çeşitli bir büfede yemek adam başı 3.5 mark oluyorsa, çeşidi arttırdığında maliyeti adam başı 2.- 2.5 marka kadar indiriyormuşsun.. Aklınıza gelir miydi?.. İlhan sadece turizmci değil, ekonomist..
"Yat gezileri, akşam Marmaris turları düzenliyoruz, ekstra olarak.. İlave masraf gibi geliyor sana değil mi?.. Tam tersine.. Maliyet düşüyor.. Çünkü içerde iken daha çok tüketiyorlar. Canları sıkılınca birşeyler yiyip içiyorlar. Oysa adamları gezip eğlendirirsen, harcamalar azalıyor.."
Vay anasını Sayın seyirciler..
Serkan bizi gece, çok gurur duyduğu Palace Beach'e davet etti. Burası köyün içinde, ama köyün dışından gelen müşteri için yapılmış.. Restoran, bar ve plaj..
Yemeklerde iddialıydı. Denedik. Haklı..
Yemekten sonra, plaj kısmına geçtik.. Harika bir Marmaris gecesi.. Derinden hafif bir müzik geliyor.. Mehtap fevkalade romantik.. Sahile vuran dalgaların hışırtısı ayrı bir melodi.. Dev minderler koymuş, Serkan iskelenin üzerine.. Bir uzandım.. Olmaz böyle bir rahatlık.. "Beni burda unutun" dedim.. "Burda uyumak ne güzel olur.."
Çocukken Kilis'in dışında, bahçemiz vardı, oraya giderdik.. Açıkta uyumanın keyfi başka olurdu.. Onu hatırladım..
Marmaris gecelerinin en "İn" yeri burası olmalı..
Minderlerin hepsi doluydu.. Gurup gelmiş eğlenenler. Çift gelmiş romantikler.. Tek başına denizi dinleyen platonikler..
Bodrum güneyin çılgın eğlence merkezi.. Marmaris, dinlenmek isteyenler için, daha çok..
Yaşa Metin Münir!..
Metin Münir'in yazıları da tiryakilik yapmaya başladı bende.. Nasıl bir mizah içinde yapıyor eleştirilerini..
Dün Murat Karayalçın ile, hafif hafif değil, tsunami gibi dalga geçişini okurken kahkahalara boğuldum..
Bu ülkenin en yeteneksiz politikacılarından biri Karayalçın.. Metin "Ne kadar düşündüysem, Karayalçın'ın yaptığı kayda değer bir şey hatırlamadım" derken haklı..
Bu başarı değil mi, Metin?.. Hiçbirşey yapmadan parti lideri, başbakan yardımcısı, Dışişleri Bakanım olmak, büyük marifet değil mi aslında?..
Bu Karayalçın şimdi bölünmüş solda, bir sol parti daha kurma çabasında.. Adam akıllı.. Karayalçın diye yola çıksa, tek oy alamaz.. Cerbezeli bir lider gerek.. Onun sayesinde oy toplanacak, ama sonunda parti Karayalçın'a devredilecek..
İşte aday Erdal İnönü.. Hem "Babasının oğlu", hem de yaşlı.. Yani liderlikte Karayalçın'ın önünü uzun uzun kesemez..
Nasıl gaz verdi ise, Erdal Beyi ikna etmiş görünüyor.
Metin "Erdal İnönü siyasi bir intihara mı hazırlanıyor" derken, Erdal Beye de prim tanıyor yalnız..
Hata..
Erdal İnönü, siyaset adamı olarak doğdu mu ki, intihar etsin..
Dünya çapında bir atom fiziği profesörü iken idareciliğe soyundu ve ODTÜ'nün gelmiş geçmiş en kötü rektörü oldu. O dönem unutulmaz. Soldaki liderliğinde ise, ne solcu, ne liderdi. Koskoca partiyi çökertti..
Şimdi "Yeni" diye ortaya çıkanlara bakın..
Murat Karayalçın ve Erdal İnönü..
Yeni bunlarsa eğer, tanrı bu milleti eskilerden korusun!..
BİZİM DUVAR
Refahlılar kayıp trilyonla, et, peynir, zeytin almış. Bir de aşure yapmaya kalksalarmış yanmıştık demek ki!
Hakan&Utku
TEBESSÜM
Fahişe ile orospu arasında ne fark vardır?
Fahişe orada bulunan herkesle yatar, orospu, siz hariç orada bulunan herkesle yatar..!
SEVDİĞİM LAFLAR
Bir insanda hoşunuza giden şeyleri, arayın, hoşunuza gitmeyenleri değil.
Cyrus(Teşekkürler Hilal)
|