kapat
31.07.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

banner
Dünyadan
Spor

www.ciceknet.com
Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

www.euronet-tr.com
Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

 
HAŞMET BABAOĞLU(hbabaoglu@sabah.com.tr )

Uzun yol, kısa tatil...

Yoldan geldim...Tatil mi? Benim tatillerle başım hoş değildir, ama yolları severim. (İçimdeki o baş belası can sıkıntısını en çok üç gün "uyutabiliyor" tatil!)

Yola uymayı, kendimi bırakmayı severim... Vites küçültmek zorunda kalan birçok sürücü çocuk gibi bozulur; kimisi "iktidarsızlık" krizi gibi değerlendirir yavaşlamak zorunda kalmayı; bense yolun cilvelerine uymayı, onun inişlerine çıkışlarına göre davranmayı; şanzımandan çıkan homurtuları dinlemeyi, direksiyonu sevgilimin elleri gibi avuçlarımda sımsıkı kavramayı severim.

Gece yolculuklarında karşıdan gelen kamyonların, otobüslerin farlarında gördüğüm metal ateş böceklerini; gündüzleri asfaltın üzerinde oluşan buğuyu; köy yollarında yılan gibi kıvrılmayı severim...

Bu kez yollarda yalnızdım.

Bazen yanımda biri varmış gibi konuşa konuşa... Yanımdaki boş koltuğa sızlayan anılarımı anlatarak... Bazen sevdiklerimle bütün kontratlarımı iptal ettiğim hayali kavgalara tutuşarak! Gece bir kamyonun arkasındaki soluk stoplara takıldığımda aklımdan sevdiğim bütün filmleri, benliğimde iz bırakmış öyküleri geçirerek bastım gaza...

Ve bir gece sabaha karşı... "Ah güzelim kent, senin eşsiz karmaşan ve gizli sığınakların yok mu, hiçbir şeye değişmem!" diye diye evin önüne park ettim arabamı...

Döndüm!

***
İlginçtir...

Ege'den biraz doğuya, hafifçe Akdeniz'e doğru geçtiniz mi, 34 plakalı arabalara karşı garip bir öfke dikkat çekmeye başlıyor! (Erman Toroğlu'nun kulakları çınlasın!) Taksicisi, minibüsçüsü, bir kahvede oturup çay içen yerlisi; hemen hepsinde alttan alta İstanbul'dan gelenlerle "hır çıkarma" dürtüsünün yer ettiğini gözlemledim. Hatta "Ne işleri var burada ya! Gelmesinler!" hali...

Ancak tahmin edebileceğiniz gibi, buralardaki "Öteki Türkiye"nin yabancılarla (dövizle!) arası her zamankinden iyi!

Hele kollarına en milliyetçi dövmeleri işletmiş ve turizm sektöründe kendine yer bulmuş delikanlıların yabancılarla sarmaş dolaş muhabbetlerini görmek gerek! Fakat tatile gelmiş Türk bir aile görünce moralleri bozuluyor! "Bunlarla uğraşılmaz şimdi!" diye içlerinden geçirdikleri o kadar belli oluyor ki...

Üzerinde durmaya, çözümlemeye değer bir durum.

***
İngiliz orta ve alt sınıfına terkedilmiş bir yörede (artık birkaç yıl önceki gibi ekmek arasına şeftali koymuyorlar; çünkü devalüasyon onlara sabah akşam deniz mahsullü krep yeme olanağı vermiş!) bizden tatilci gençler kendilerine küçük bir lokal bulmuş şarkı söylüyorlar: "Akdeniiiiz... Akşamlarııı... Bir başkaaaa oluuuyoor! Hele bir de, aylardan temmuz iseee, bambaşkaaa!"

Güzel!.. Ama yüzlerde öyle bir efkâr var ki, anlatmak zor!

Üstelik şarkıyı her an, hep birlikte halay çekecekmiş gibi söylüyorlar.

Ayrı ayrı kendi aşklarına, kendi hazlarına, kendi maceralarına gitmek istiyorlar ama bir yandan da birbirlerinden koparlarsa kaybolacaklarından korkar gibiler...

Daha sakin şarkılar da lazım bize!..

Daha özel yaz şarkıları...

Sevgililerin miting havasına girmeden, sadece birlikte mırıldanacakları şarkılar...

***
Geçen yaz Balıkesir yakınlarında bir kamyonetin arkasında gördüğümüz yazıyı unutamamıştık.

"İçine dert olacak bu son bakışım" yazıyordu.

Böyle ustura keskinliğinde ve "cezalandırıcı" bir keder, kamyonetin arka tamponunda kendine yer bulmuştu.

Bu kez gözlerim benzer yazıları çok aradı, bulamadı.

Ama bir gece, önümde yelelerini savurarak ve oflayıp puflayarak koşan yaşlı bir atı andıran bir kamyonun arkasında şu yazıyı gördüm: "Eveeeet! İnternet!"

Buyrun bakalım!

Kaptan Mehmet Özdilek
Kâzım Kanat yazmıştı: "Bizim futbolcular futbol yaşamlarında kazandıkları yetmezmiş gibi, bir de jübilede torbayı doldurmak için ellerinde davetiye kapı kapı dolaşırlar. Oysa Hagi jübilesinden bir kuruş almadı, hepsini yoksul çocuklara bıraktı. Bizim futbolcular modern dilenci, Avrupalı meslektaşları ise insan!"

Nisan ayıydı sanırım sevgili Kanat bunları yazdığında. "İnsan olarak çok beğendiğim Mehmet Özdilek bakalım ne yapacak?" diye de sormuştu. Belki sertti, haşindi dili ama, çok doğru bir noktaya işaret ediyordu.

Özdilek 26 Mayıs'ta yaptığı açıklamayla futbol hayatının en güzel pasını, en şık golünü attı; jübilesinin gelirini Türk Eğitim Gönüllüleri Vakfı'na bırakacağını açıkladı. Üstelik bunu doğrudan bir kampanya haline getirdi ve Terim'le de anlaşarak muhteşem bir maç planladı: Şifo Mehmet'e de Milan'la bir jübile maçı yakışırdı.

Şimdi bir yol açıldı.

Mehmet Özdilek Türk futbolcusuna kaptanlık etti, yol gösterdi!

Umarım bundan sonraki jübileler; başkalarının veda geceleri de aynı yüce anlamları ve idealleri hedefler.

AYNA
Kişisel sorunlarım fena halde tadımı kaçırıyor. Bu yüzden başkalarınınkini tercih ediyorum!

O. WILDE


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır