kapat
31.07.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

banner
Dünyadan
Spor

www.ciceknet.com
Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

www.euronet-tr.com
Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

 
RUHAT MENGİ(rmengi@sabah.com.tr )

'Görünmez adam'a sorular

Dün sabah Hürriyet Gazetesi'nde Ertuğrul Özkök'ün "Başta Hasan Cemal olmak üzere bazı yazarlar Tayyip Erdoğan'a sorular soruyorlar" sözünü duyunca tam kendi kendime "Eh, bu da biraz haksızlık oluyor" demekteydim ki telefon çaldı ve Milliyet Gazetesi'nden Belma Akçura arayarak "Tayyip Erdoğan'a 5 soru soracak olsanız ne sorardınız?" dedi.

Önce Sayın Özkök'ün sözüne dönelim. Sayın Hasan Cemal uzun süredir "Tayyip Erdoğan'daki değişim" konusunda yazılar yazıyor ama Erdoğan'a soru soranların başında değil. Birçok köşe yazarı haklı olarak, sadece yeni bir partinin genel başkanlığına değil, başbakanlığa talip birine sayısız soru yöneltmekteler aylardır. Hepimiz köşelerimizden soruyoruz, telefonla arayıp görüşmek istediğimizi sekreterine bildiriyoruz (kendisini bulmak mümkün değil), hiçbir cevap yok.

Tayyip Erdoğan görünmez adam..

Mitingde çıkıp konuşabiliyor, bir sürü vaadi, şeffaflık dahil, sıralıyor ama sorulara cevap vermiyor. İşin garibi Abdullah Gül daha fazla konuşuyor ama demokrasi, laiklik anlayışı gibi konularda basmakalıp cümlelerin dışına çıkmıyor, detaya inmiyor.

Bu da kendilerini ilginç kılmak, dikkatleri daha çok üzerine çekmek için yeni bir taktik midir bilinmez.

Ne de olsa "yenilikçi" olduklarını iddia ediyorlar. Partilerinin adı bile "Yeni Parti" olabilir..

Soru sorma sırasına gelince, başka arkadaşlarımız da sormaktalar ama "Yenilikçiler ne kadar yenilikçi" sorusunu galiba onlara ilk soran benim. Tarih 16 Mayıs 2000.. Yaklaşık 15 ay önceki Sabah'ta köşemin başlığı bu.. Şöyle demişim yazıda;

Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan öncülüğündeki "yenilikçiler", bütün baskılara rağmen Fazilet Kongresi'nden başarıyla çıktılar.

Abdullah Gül'ün, adına uygun güleryüzüne, ılımlı sözlerine ve görüntüsüne bakanlar, Tayyip Erdoğan'ın değişim geçirdiğine inananlar modern dünyayla ve Türkiye'deki sistemle daha iyi uyum sağlayacak yeni bir anlayışın geleceğini, bunun da gerekli olduğunu düşündüler ama acaba "yenilikçiler" bu anlamda gerçekten yenilikçi ve değişimci mi bunu kimse bilmiyor.

İran'da mollaların baskısından bıkan halkın Hatemi'yi desteklemesi örneğini verdikten sonra sormuşum;

- Acaba Fazilet Partisi'ndeki değişim rüzgârı yönetimde değişiklik sağlayabilse FP'ye daha ılımlı bir siyasi anlayış getirebilecek miydi? Yoksa tam aksi mi olacaktı?

Yazı şöyle bitiyor;

Acaba onların değişimden kastı zihniyet değil de sadece koltuklara oturanların değişmesi mi?

O tarihlerden başlayarak sorduğumuz hiçbir soruya cevap alamadık. Hürriyet Gazetesi'nin, birçok gazetede çok önceleri başlayan tartışmaları, sorulan soruları sadece kendi yayın organları çerçevesinde ele alması, tartışmaları hep kendileri başlatıyor havasına girmesinin haksızlık olduğunu düşünmemin nedeni bu..

Neyse, başka konuya geçelim. Zaten diğer yeni oluşumları araştırıp, izlemek yerine gözümüzü sadece Erdoğan'a dikip, sürekli reklâmını yapmak da yanlış geliyor bana.. Her ne kadar görünmez ve konuşmaz adam olsa da.. Basına karşı "Üç maymun"u oynasa da..

Sorulara gelince ona sorulacak ve sorulmuş çook soru var. Kendisinin, sadece 5 yıl önceki sözlerine de dayanarak birkaç tanesi şöyle:

Müslümanım diyen neden laikim diyemesin?

O yıllardaki laiklik ve demokrasi söylemlerinizde hata yaptığınızı kabul ediyor musunuz?

"Referansımız İslâmdır, buna uymayan kanunlar kalkacak egemenlik kayıtsız, şartsız milletindir demek koca bir yalan" gibi söylemlerinize, radikal çıkışlarınıza 5 yılda ne oldu?

Yeni partiniz için başı açık 20 kadın arıyormuşsunuz? Oysa bu toplumda başörtülü kadınlar da var. Kadınların devlet dairelerine bile türbanla girmesini savunan sizler neden sadece başı açık kadın istiyorsunuz, bu takiyye değil midir?

Medyanın tüm sorularına kapalı görünümünü korumakta ısrarlı bir genel başkan adayı ile söz ettiğiniz şeffaflık tam bir zıtlık yansıtmıyor mu?

Hepsini soralım.. Nasılsa cevap alamayacağız!

Düğün böyle olur!
Geçen Cumartesi akşamı Tarabya'daki Fransız Büyükelçiliği'nin yazlık bahçesinde, ünlü mücevher mağazalarının sahibi Sponza Ailesi'nden bir genç kızla; Edwina Sponza ile, Finansbank'ın sahibi Özyeğin ailesinin oğlu Murat Özyeğin'in düğünlerindeydim.

Türkiye'nin en zengin ailelerinden ikisi.. Biraraya geliyor ve muhteşem bir koruda evlatlarını evlendiriyorlar.

Nasıl zarif ve gösterişten uzak bir düğün olduğunu görmenizi isterdim. Hiçbir konuda, hiçbir abartı yok. Beyaz, çiçeklerle süslü bir masada, Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül'ün kıydığı sade bir nikâh. Arkasından, ağaçların altına kurulmuş beyaz masalarda bir yemek. Ve İstanbul Gelişim'in çaldığı dans müziği..

Havai fişekler yok. Arka arkaya sahne alan ünlü şarkıcılar, dansözler yok. Havaya saçılan altınlar, dolarlar yok. Gelin tarafı mücevher firması sahibi olmasına rağmen değerli taşlarla işlenmiş gelinlik ve kıyafetler yok.

Ve.. Ve en önemlisi, bu kadar "özel" bir geceyi "genel" hale getiren, magazin kameraları da yok..

Konuşmalarından, davranışlarından açıkça anlaşılan zarif, iyi yetişmiş, pırıl pırıl iki genç..

Duyarlı, gösterişten uzak iki aile..

Sonuçta herkese "Düğün böyle olur" dedirten bir düğün.

Acaba sonradan görme, özenti, gösteriş meraklısı, hayatı birbiriyle (haydi kibar olsun) çiş yarıştırmak sanan bazı zenginler biraz ders alır mı dersiniz?


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır