  
Bunlar nasıl aile babası..
Pazar sabahı Şile'den dönüyorum.. Yani herkesin Mersin'e gittiği saatlerde, biz Tele-Pazar'a yetişmek için, bu doğa cennetini arkamızda bırakıp, kente dönüyoruz. Pazar sabahı tersine giden bizden başka pek kimse yok.. Yolun sağ şeridinde bir biz varız nerdeyse..
Sol şerid ise, kentten cennete kaçmak, hafta sonunda deniz ve doğa ile güzel bir tatil günü geçirmek için, erkenden yola çıkanlarla dolu.. Bu şeritte, bir ucu İstanbul, öbür ucu Şile'de bir konvoy var, sanki.. Öyle dizilmiş arabalar arka arkaya..
Yolu niye böyle ayrıntılı anlattım.. Gözünüzün önüne gelsin diye.. Yani bu yolda önünüzdeki arabayı sollamanın pek fazla yararı yok.. Çünkü onun da önünde bir araba var.. Fazla ileri gitmeniz mümkün değil..
Biz sağ şeritten rahat rahat giderken, rampa başladı. Karayolları, yeni Şile yolunu gayet güzel yapmış. Her rampada tırmanma şeritleri var. Önünüze yüklü bir kamyon, saatte 10 kilometre hızla düşerse diye.. Çıkıyoruz.. Bir kamyon.. En sağda tırmanma şeridinde gidiyor, ağır ağır. Ercan sola kaydı. Bu ikinci şerit de tırmananlar için.. Zaten koca koca levhalar var, iki şerit gidiş, bir şerit de geliş olduğunu gösteren.. Dahası, soldaki tek şerit, bizim çift şeritli gidişten kesiksiz çift çizgi ile ayrılmış.. Kesiksiz çift çizgi, trafik dilinde, "Öte yana geçmeyi aklına bile getirme" anlamına gelir. Trafiğin en kritik bölümlerinde bu çift çizgi vardır. Burda niye var?..
Çünkü viraj.. İleriyi görmüyorsunuz.. Görmediğiniz yolun karşısından, tırmanma şeridinin ikisini de kullanan arabalar olabilir ve siz kafa kafaya gelebilirsiniz.. Ondan sonra, altı ölü var.. Hatalı sollama dedikleri işte bu.. Levhalara ve çizgilere bakmadan sollama..
Şimdi adama "Hayvan" bile diyemiyorum. Çünkü hayvanda, eşini ve yavrularını koruma içgüdüsü vardır. Bu mahlukta o dahi yok.. Arabaya ailesini doldurmuş. Önde bir çocuk üstelik.. Virajı tam dönerken, arabanın burnunda gördüm mahluku.. Çift çizgiyi sollamış, gaza da basmış, geliyor.. Sağı dedim ya konvoy kaçacak yeri yok.. Bizim de sağımız dolu olsa ve de Ercan, dört yıldır her defasında kafasına çaktığım "Bu ülkede trafiğe garip mahluklar çıkar. Onlar heryerde herşeyi yapabilir.. 'Yol benim, hak benim'i unut.. Mezar taşımıza 'Sekizde sekiz haklıydı' yazılması bizi geri getirmez" nasihatlerime uyup, böyle virajlara herşeye rağmen tedbirli, herşeye rağmen karşıdan bir hayvanın gelebileceğini hesaba katarak yavaş ve dikkatli girmese, resmen gittik.. Ne o mahlukun arabasında canlı tek kişi kalacak. Ne bizimkinde.. Hepsinden önemlisi, asıl şansımız, yanından geçtiğimiz kamyon santimlerle ölçülecek kadar geride kalmış, sağımız boşalmış. Ercan boşluk bulup, kaçabildi. Kendi yolumuzdan bir kaçmasak, kuralları hiçe sayan bu hayvan, kendisini, ailesini ve bizi trafik istatistiklerine malzeme yapacak..
Şimdi bu nasıl bir sorumsuzluk, bu nasıl bir vurdumduymazlıktır?.. Bu nasıl aile babalığıdır, anlamak mümkün mü?..
Mümkün değil.. Mümkün olsa, bu ülkede her yıl binlerce kişi trafik kazasında ölür mü?.
Hatalı sollama dediğimiz şey, işte bu yol çizgilerine uymamanın adı. O çizgilerin süs olmadığını anlasak, sadece ve sadece bu çizgilere uysak, trafik kazaları yüzde 50 azalır.. Ama o çizgiler, başkaları için çizilmiştir yola.. Bizim için değil.. Biz başkayız.. Biz kaza yapmayız. Kaza başkalarının başına gelen şeydir. Mantık bu, mantalite bu..
Şile'den İstanbul'a nasıl diken üstünde geldik anlatamam.. Trafik, kural mural yok.. Hatalı sollamaları saymak mümkün değil.. Dakka başı biri fırlıyor sırasından, çizgilere bakmadan..
İstanbul'a kazasız gelişimiz mucize..
Size bir şey diyeyim mi?.. Bizim ülkede kaza olmuyorsa, asıl bu "Kazara"dır. Bu kadar pervasız, bu kadar sorumsuz araba kullanılan bir ülkede, bugünkünün on misli kaza olmuyorsa, bu Allahın bizi sevmesinden olmalı. Başka şeyden değil..
Asıl korkunç olan ne bilir misiniz?..
Tatil sabahları İstanbul konvoy halinde Şile'ye akarken, bu bir saatlik yol boyunca bir tek trafik kontrolü, bir tek trafik arabası, bir tek trafik motosikleti, bir tek trafik polisi görmedik.. Onlar da tatile çıkmış olmalılar..
Dünyanın bütün uygar ülkelerinde, tatil günleri, tatil yörelerine giden ve gelen yollar, nerdeyse kilometre başına polis kontrolündedir. Bizde tam tersi.. Uygar vatandaşlar, sorumsuz hayvanların insafına ve Allahın lütfuna terkedilmişler. Şile- İstanbul yolunda devlet yok.. Tasarruf ediyorlardır herhalde.. Burada insanlar ölürse, onu da nüfus planlaması sayarız, biter gider..
***
Karayollarını bu yol için kutladım, ama yolun bir girişi var.. Dünyada böyle şey olmaz.. TEM yolundan ayrılıyor, Şile yolu.. İşaretler.. Çıkışa geliyorsunuz, sizinle ayni noktada giriş var.. Otobanda, giriş ve çıkış ayni noktadan.. Tam bir cinayet tuzağı.. Amerika'da, Almanya'da böyle bir yol yapın. Hemen arabalarını bilerek çarpıştırır, milyonlarca dolarlık, marklık tazminat koparırlar devletten.
Böyle bir şey olur mu?.. Devlet kendi eli ile cinayet tuzağı kurarsa, o devletin vatandaşı artık trafik kuralı dinler mi?.. Dünyada girişi ve çıkışı ayni noktadan bir otoban daha var mı acaba?.. Kim çizmiş, kim yapmış.. Kimse görmemiş, kimse sormamış mı?..
Benim yol mühendisliğinden nasipsiz kardeşim.. Hadi bu yolu çizdin, çizmekle de kalmadın bir de yaptın.. Hiç değilse kocamam kocaman uyarı levhaları koysana.. "Şile çıkışı.. Sağdan giren arabalara dikkat" diye.. Hadi biz bu ülkenin vatandaşları olarak birbirimizi biliriz. Bir Avrupalı otobanda çıkış alırken, ayni noktadan giriş olacağını düşünür mü?.. Ya da otobana girerken, ayni noktada çıkış yapan bir arabanın son sürat üstüne geleceğini aklına getirir mi?..
Devleti böyle.. İnsanı öyle..
Vallahi, billahi biz kazara yaşıyoruz!..
(Bugün size tatlı tatlı Şile yazacaktım oysa.. Neyse.. Güzellikler yarına kalsın, artık..)
Sabah'ın izmaritleri..
Erdal Bilallar'la gazeteden beraber çıkıyoruz.. Kapının iki yanında gene sigara izmaritleri başlamış. Erdal'a "Hadi bakalım ne yapacaksın" dedim.
Burası Sabah'ın tekkesiydi. Herkes izmariti yere atıyordu. Sonunda iki tarafa iki kül tablası koydular. Pislikten kurtulduk. Sonra kimin aklına gelmişse, kül tablalarını kaldırıp karşı kaldırıma, oto parkın oraya taşımışlar. Sanmışlar ki, bizim millet kül tablalarının peşinden gidecek, tekke karşıya taşınacak, gazete kapısının iki yanında o pek de şirin olmayan görüntü ortadan kalkacak..
Bunlar bizim milleti tanımıyor.. Karşı kaldırıma kim geçer?.. Şimdi kül tablaları karşıda boş duruyor.. Biz gazeteci milleti, "İstanbul'u temiz tutalım.. Çöpünü sokağa atan İstanbullu değildir" diye ahkam kesen, afra tafra yapanlar, Şişli'nin en işlek caddesini çöplük yapmaya devam ediyoruz..
Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül dostum.. Buraya gelmez, bu kapının iki yanını kirletenlere ceza yazmaz ve engel olmazsan,o cadde üstlerine metre başı astığın "Temiz Şişli" afişlerini indir.
Ne senin o afişi asmaya hakkın var, ne de bizim sana destek çıkmaya..
Sabah'ın önü böyle pisken, kimse kimseye bir şey diyemez.. Ceza meza da yazamaz..
İçtikleri sigaranın izmaritini sokağa atan bizim mesleğin yüz karalarına engel olamazsak, kime ne diyebiliriz ki?..
TEBESSÜM
Cem İşmen göndermiş
Temel ile Fadime yatakta sevişirken Fadime sürekli olarak Temel'e
- "Bak Temel bu iş böyle olmuyor önce uyarılmam lazım" diye itiraz etmekteymiş.
-Temel'in canına tak etmiş.
Bir sabah işe giderken
- "Bak Fadime seni uyarıyorum akşama seni seveceğim ona göre. Sonra uyarmadı deme."
BİZİM DUVAR
Anayasa Mahkemesi, Fazilet'i kapatabiliyor da, esas canımızı okuyan diğer partileri niye kapatamıyor?..
Hakan&Utku
SEVDİĞİM LAFLAR
Kaçınılmaz felaketler karşısında sızlanmak, gülmek kadar aptalcadır.
Shakespeare
|