kapat
31.07.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

banner
Dünyadan
Spor

www.ciceknet.com
Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

www.euronet-tr.com
Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

 
GÜNGÖR MENGİ(gmengi@sabah.com.tr )

Truva atı

Truvalılar, Yunanlıların bıraktıkları büyük tahta atı, savaş ganimeti diye kente sokmasaydı, tarih başka türlü yazılacaktı.

Büyük bir ordunun uzun kuşatmaya rağmen kazanamadığı savaşı, eski çağın en bilinen hilesi olan "Truva atı" kazandı.

Siyasal İslâm otuz yıldır laik cumhuriyeti zorluyor. Nizam, Selâmet, Refah ve Fazilet partileri, referansı din olan hedeflerine ulaşamadı. Değişmiş ve yenileşmiş görünerek kurulu düzene tepkili yığınlar için cazibe merkezi olacak yepyeni bir parti kurma fikri nihayet hayata geçiriliyor.

Bu hareketin başındaki Tayyip Erdoğan "Ben değiştim, biz yenilikçiyiz" diyor.

Hareketin sözcüleri "Referansımız din olmayacak. Biz Atatürk'ün izindeyiz" diyor..

Ve bunlar, beyanlarından oluşmuş bir hayali, milletin Truvalılar gibi "ganimet" sayarak kucaklamasını ve "içeri" almasını bekliyor.

"Açın şu atın kapağını da içine bir bakalım" diyen merakı karalıyor, saldırıyor.

Bu merakı kimse paranoya sayamaz.

Tayyip Erdoğan, eskiden de "Yenilikçi" idi!

Yakın zamana kadar "Kadın örtünmeli. Referansımız İslâm'dır. Referansımıza ters hiç bir şey yapmak ve yaşatmak istemiyoruz" diyordu. Baleyi ahlâk dışı buluyor, heykellerin kaldırılmasını, nikâhları müftülerin kıymasını istiyordu. "Demokrasi araçtır" dedi.

"Minareler süngü, kubbeler miğfer, müminler asker" dizelerini Ziya Gökalp gibi Bizans komutanı Romen Diyojen'e mi, yoksa laik cumhuriyeti savunan insanlara mı söyledi?

Bunların cevabını almak, ne kadar değiştiğini, niçin değiştiğini öğrenmek milletin hakkı, o hakkın gereğini yapmak da medyanın görevidir. Bu görev yapılacak..

Elbette Erdoğan, biyografisi gibi yaşamaya mahkum değil. Değişmeye hakkı var. Ama lider olacaksa değiştiğine inandırmak da onun görevidir. Bu görev susarak yapılamaz.

İdeolojisindeki değişimin hesabını verdikten sonra, ekonomisindeki değişimin de hesabı sorulacaktır. Talip olduğu sorumluluğu taşıyacak bilgi derinliği de eşilecektir.

Buna hazır ve razı olması gerekiyor.

Oysa inatçı suskunluğunu destekleyen amigoların "sıkıştırmayın adamı" avazeleri, onun bir yenilik dinamiği değil, eski niyetlere yeni şans tanımak için kullanılan hileli bir imaj olduğu şüphesini arttırıyor.

Ama kimse endişeye kapılmasın..

Türkiye'nin demokratik birikimi, bu kapalı kutuyu açacaktır.

Bu da işkence..
Adalet Bakanı Türk ile onun gibi DSP milletvekili olan Pişkinsüt arasındaki tartışma zarar vermeye başladı.

İki tarafın da görevi, işkenceyi önleyerek Türkiye'nin insan hakları sicilini düzeltmektir.

Oysa aynı partinin iki önemli mensubu, birbirlerini tahrip ederken, Türkiye'nin işkencecileri koruyan bir düzene mahkumiyetini dünyaya ilân ediyorlar.

Bakan, işkenceyi ihbar eden mahkumların isimlerini istiyor Pişkinsüt'ten. O da ihbarcıların hayatını korumak için vermiyor. Zaten bu, soruşturmayı yapan TBMM İnsan Hakları Komisyonu'nun kararıdır. Ve haklıdır.

DSP, iki üyesi arasındaki bu ihtilâfı çözmeli ve devletin işkenceye yönelmesi gereken dikkatini tartışmalarla dağıtmamalıdır.

Çünkü bu da başka türlü bir işkence!


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır