Kamuoyunun bazı kesimleri son zamanlarda bir "teknokrat hükümet" arayışına girdi. Bu arayış, "mevcuda" duyulan ve de haklı sayılabilecek bir hoşnutsuzluğun göstergesi olsa da, son derece yanıltıcı bazı kavramlar üzerine kurulu. Tartışma yaygınlaştıkça ve hatta Meksika'da "head hunter" larca (insan kaynakları danışmanlarınca) kurulan kabineden söz açılınca, bu konu çığrından çıktı.
Bizde müthiş bir yabancı ve özellikle de Batı hayranlığı var. Ancak Batı'nın geliştirmiş olduğu kavram ve gelenekleri tam manâsıyla anlayamadığımız için, konulara yüzeysel bir hakimiyet söz konusu. Örneğin, "teknokrat" kavramını ele alalım. İngilizce'de bu terim "yetkin" anlamında değil, çoğunlukla rakamsal konulara hakim, kendi dalında uzman, ancak diğer özellikleri belirgin olmayan kişiler için kullanılır. Teknokrat, insiyatifi alan, zor durumlarda karar veren, yöneticilik yapan lider kişi değildir.
Genelde teknokrat, politika veya üst düzey yöneticiye, doğru karar verebilmesi için bilgi ve alternatif sunan "danışman" veya yardımcı kişidir. Teknokrat, karar alma zincirinin önemli bir parçasıdır, ancak karar alan kişi değildir.
Doğrudur, yöneticilerin ve politikacıların belli bir bilgi, eğitim ve görgü seviyesinde olmaları gerekir. Bu Türkiye'de çok eksikliği duyulan bir olgu. Zaten onlar bu seviyede olmayınca, en kaliteli danışmanların emekleri de boşa gider. Ancak dünyanın özel sektör veya kamuoyundaki başarılı liderlerine bakıldığında, bu kişilerin çoğunlukla "teknokrat" olmaması tesadüf değildir.
Bu liderler şüphesiz önemli bir bilgi ve birikime sahiptirler, ancak iyi bir yönetici olmalarını sağlayan daha belirgin özellikleri vardır; sentez üretici, toparlayıcı, iletişimi kuvvetli bir kişiliğe sahip olma gibi özelliklerdir bunlar. Zamanında rahmetli Turgut Özal da "teknokrat" olarak lanse edilmişti. Ancak kendisi teknokrat değil, teknik bildilgere de sahip olan bir idareciydi. O'nun belirleyici özelliği, hızlı ve pratik karar alabilmek ve bunları uygulayabilmekti.
Şimdi gündemde olan teknokrat kavramı, "politik kaygı veya hırsı olmayan", dolayısıyla daha akılcı kararlar alabilecek kişilerin kamuya kazandırılması arzusundan dolayı, belki de "yükselen değer" olmayı sürdürüyor. Ancak gerçek şu ki, bizim toplumumuzda tam anlamıyla "teknokratlık" prim yapmıyor. Medya ve özel sektör ortada. Bilgiye dayalı yaklaşımlar, toplum olarak alkışladığımız bir değer değil ki. Bunu neden yalnız devletten bekliyoruz?
Özel sektörde olduğu gibi, kamuda da iyi yöneticiler bilgili ve aynı zamanda "bilge" olabilmeli. Türkiye'de, kamunun verdiği cılız maaşlarla, Meksika kabinesine aday olan isimleri politikacı koltuğuna oturtamazsınız.
Kamuda kaliteli bireylere daha iyi imkanlar sağlanmalı, bu çok net. Yine de, iş doğru yapıldığında, bir para işi değil, bir prensip, bir gönül işidir. Bilginin yanı sıra, bu değerler de, ülkemiz politika sahnesinin şiddetle ihtiyaç duyduğu gıdalardır.
Türkiye'yi bir "teknokrasi" yapmaya özenmek yerine, bu değerleri yükseltmeye ne dersiniz?