kapat
30.07.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

banner
Dünyadan
Spor

banner
Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

www.euronet-tr.com
Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

 
RUHAT MENGİ(rmengi@sabah.com.tr )

İstanbul çok değişti

İtalyan orkestra şefi Riccardo Muti'nin verdiği konseri izlemek için İstanbul'a gelen İtalyan gazeteciler şehri görünce çok şaşırmışlar ve "Düzeni, temizliği ve disipliniyle tanınan İsviçre kentlerinden bile daha iyi olmasını kıskandık" demişler.

İstanbul'un birçok köşesini gezmelerine rağmen yerlerde çöp görmemeleri, Beyoğlu sokaklarındaki, belki Mısır Çarşısı'ndaki baharat kokuları onları çok etkilemiş.

Reha Erus'un Roma'dan Hürriyet'e gönderdiği, Cuma günkü haberden öğrendiğimize göre gazetecilerin;

"Bizdeki gibi sokaklarda köpek kakası yok. Heryer tertemiz. Biz konseri yazmaya geldik ama İstanbul'un muhteşemliği suratımıza bir şamar gibi inince konuyu değiştirmeye, bu mucizeyi anlatmaya karar verdik. Biz İtalyan gazeteciler İstanbul'da gördüklerimizle büyülendik. Bu görkemli metropoldeki düzen, disiplin ve temizliği Roma, Milano, Napoli ve birçok İtalyan kenti ile kıyaslayınca utancımızdan yerin dibine geçtik.. Trafiğe uyuyorlar. İkinci sıra park yok. Işıklarda duruyorlar. Hoşgörülüler. Sokakları bizdeki gibi idrar değil, mis kokuyor." sözleri "Libero" gazetesinin birinci sayfasından verilmiş.

Haberin yazarı Renato Farina, İtalyan ulusal olimpiyat komitesinin "2008 Olimpiyatları" için oylarını Pekin'e vermesini de utanç duyulacak bir önyargı olarak değerlendirmiş.

Bence bu, sadece okuyup geçilecek değil üzerinde önemle durulacak ve uzun uzun tartışılacak bir haber..

"İtalyan belediye başkanlarının İstanbul'a gelerek şehircilik konusunda ders almaları lâzım" dedirten belediye başkanlarının da kutlanması gerekiyor.

Her ne kadar vatandaşın bazı belediyelerden halâ ciddi şikâyetleri mevcut ise de İstanbul'un genelindeki olumlu değişim gözardı edilemeyecek boyutta..

Bunda özellikle dört belediye başkanının; Büyükşehir Başkanı Ali Müfit Gürtuna, Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, Beyoğlu Belediye Başkanı Kadir Topbaş ve Beşiktaş Belediye Başkanı Yusuf Namoğlu'nun önemli rolü var. Bu dört başkan da İstanbul'un bakımında, düzeninde kendi paylarına düşen özen ve dikkati gösteriyorlar. Görevlerini ciddiye alıyor, uygulamalarını reklâm ve siyasi yatırımdan çok kendilerini seçen halka hizmet anlayışıyla yapıyorlar.

Siyasi kayırmaların, partililere sağlanan çıkarların hiç olmadığını iddia etmiyorum tabii.. Umarım yoktur ama var ise de bu, mevcut sistemdeki boşluklardan kaynaklanıyor ve neredeyse Türkiye'deki tüm belediyelere bu fırsatı veriyor. Bunun önlenmesi ancak sıkı yasalarla ve internetin belediye meclis toplantılarına ve ihalelere getireceği şeffaflıkla mümkün olacak (Hafta içinde bu konuya değineceğim..)

Bununla birlikte, bütün başkanların aksini iddia etmesine rağmen halâ devam etmekte olan çarpık yapılaşma ve derhal, kesinlikle durdurulması gereğine karşın önlenemeyen gecekondu artışı dışında şehrin bakım ve onarımı gerçekten takdire şayan bir şekilde sürdürülüyor.

Eski binaların düzenlenip, yenilenmesi, çöp ve park sorunu, sokakların, parkların, çarşıların temizlik ve bakımı, gıda üreten işyerlerinin denetlenmesi gibi konularda taviz verilmediği, çözümlerin titizlikle bulunup uygulandığı kesin.

İl ve ilçe Başkanlar aralarında anlaşır, Boğaz'ın kirletilmesine ve sırtlardan aşağı doğru arsızca inmeye başlayan binaların kalan yeşili de yokederek güzelim İstanbul Boğazı'nı mahvetmesine de çözüm bulurlarsa sadece bu kuşak değil, gelecek kuşaklar için de ölümsüz olurlar.

Şimdilik.. Yabancı gazetelerde İstanbul'a övgüler yazılmasına neden olan başkanları gönülden kutluyoruz.

Derviş demeli ki...
Ne demeli merak ediyorsunuz ama ondan önce söylemek istediğim birşey var; Kemal Derviş'le, Tayyip Erdoğan'ı "İkisi de değişimci, yeni lider modeli" diyerek aynı kefeye koyanlara fena bozuluyorum.

Bu iki isimden sadece biri; Derviş değişimci olan. Eğer, aralarında ünlü sosyologların, yazarların da olduğu bazı isimler, onun olumlu imajından; çalışkanlığı, dürüstlüğü, entellektüel birikimi, cesareti, özverisi gibi özelliklerinden ve bu özelliklerle topladığı takdirden Erdoğan'ı da yararlandırmak istiyorlarsa Ğki öyle- karşılarındaki toplumu aptal yerine koymadan yapsınlar bunu.. Evet, belki Tayyip Erdoğan kuracağı partiyle yine tepki oylarından bir kısmını alacak. Belki yine, ülkesinin kaybedeceği zamanı ve çekeceği yeni sıkıntıları düşünmeden, kendi çıkarı için onu destekleyen bazı iş adamlarının gücüyle kendi gücüne güç katacak. Ama bu nimetler onun kendi özelliklerinden ya da değişimciliğinden kaynaklanmayacak.

Türkiye'de çağdaş bir batı ülkesi şartlarını yaratmaya çalışan Derviş'le, eski yüzü, eski niyeti, yeni makyajla yutturmaya çalışanlar arasında dağlar kadar fark olduğunu bilmeyen yok, kimse boşuna zahmet etmesin..

Gelelim Derviş demeli ki konusuna.. Sonbahar'da yeni kurulacak bir sol partinin başına geçeceği söyleniyor. Sol'da ondan önce yer kapmak üzere, siyaseti bırakan bazı isimlerin bile koşarak sahneye çıkmasının nedeni de belki bu.

Her ne kadar yeni bir partinin kısa sürede ülke çapında altyapı hazırlamasının çok zor olduğu biliniyorsa da, bence Kemal Derviş gibi büyük çoğunluğun takdirini toplayan bir ismin imkânsızı başarması da mümkün. Yalnız, bunu yaparken geçmişte yapılan hataları tekrarlamaktan kaçınmalı ve partiye kendisi gibi isimler aramalı. İş dünyasında, siyasette ve her alanda ona katılmak isteyenlere de kapıyı açmalı.

Demeli ki "İyi yetişmiş, ülkesine dürüst şekilde hizmet etmek isteyenler bize katılsın. Onlara kapımız açık.."

Parti kurulma aşamasında bu insanlar ona ulaşabilmeli ve aralarından doğru özelliklere sahip olanları Derviş seçebilmeli..

Halkın benimsediği, olumlu imaj sahibi isimleri yanına almalı.. Kısa zamanda çok ve büyük işler başarmak ancak doğru ekiplerle mümkün olabilir.


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır