Ne adammış bu Stanley Fischer? Rüzgâr gibi geldi geçti ülkemizden.. Zaten günlerdir içimiz dışımız onunla dolmuştu.. Adam gelmeden daha üç gün önce, gazete sütunları, TV ekranları bu adamla dolmaya başladı.. Her Allah'ın günü Fischer ile yatıp, onunla kalktık.. Sonra adam geldi.. Gelmesi de haber oldu.. Ardından temasları.. Onlar da haber.. Sonra neler söylediği.. Bu da haber.. Ve nihayet gidişi de haber.. Bilmiyorum ama, sanıyorum ki, herhalde Fischer hakkında dünya basınında en yoğun yazı bombardımanı bizde yaşandı..
Oh be.. Fischer'siz günler başlıyor artık.
Bizi bu düşüncelere iten, Fischer gelmeden önce neler söyleyeceğinin A'dan Z'ye bilinmesi idi.. Ekonomi ile ilgili köşe yazarlarımız, TV ekranlarına çıkan ekonomi yorumcularımız, adamın gelince söyleyeceği her şeyi ve buna karşılık bizimkilerin de adama neler söyleyeceğini anlatıp durdular..
Yani hem adam, hem bizimkilerin söyledikleri, neredeyse kelimesi kelimesine, medyada daha önceden yayınlandı..
Peki o zaman bu gürültü niye? Fischer, sürpriz yapıp "IMF yardımdan vazgeçiyor. Siz adam olmazsınız.. Batıp gideceksiniz" dese, işte bu büyük haber olurdu.. Ama böyle demedi.. Ne dedi? "Siz aslansınız.. Programın ipine sarılın.. 2-3 hafta sonra rahatlayacaksınız.. Ben de zaten emekli oluyorum.."
Fischer "Kendinize güvenin" de dedi.. "Güven geldiği zaman doların düşeceğini, faizlerin ineceğini, enflasyon canavarının yenilmeye başlayacağını" da söyledi.. Ama güvenin nasıl geleceğini söylemedi.. Kendi deyimi ile "Çok başarılı adımlar atmış olan hükümetimizin", güveni sağlaması gerektiği üzerinde ise fazla durmadı.
Günlerdir bir sürü ekonomik tabir içinde boğulmuş ve kafası tamamen karışmış olan halkımız, şimdi Ağustos ayının ilk yarısının bitmesini bekliyor.. Bekliyor çünkü, Fischer'a göre, o zaman rahatlayacaklar.. Kemal Derviş ise bu konuda çok daha dikkatli.. O, rahatlama sürecini "Eylül-Ekim aylarına yaydı.." Çünkü ne de olsa, bir süredir Türkiye'nin gerçekleri ile yaşıyor Derviş..
Türkiye'de, önemli ölçüde siyaset kurumunun güven sorununu oluşturduğunu, bizim ekonomi yazarları, hocalarımız haftalardır zaten söylüyor.. Bu yüzden güven denen şey piyasaya bir türlü girmiyor.. Şimdi Fischer amca söyledi diye, bakalım girecek mi?
Türkiye'nin bu programı tam bir disiplinle uygulama dışında çıkış yolu olmadığı, bizim medyada haftalardır yazılıyor, çiziliyor.. Hocalarımız TV ekranlarında bunu söylüyor.. Fischer amcamız da aynı şeyi söyleyiverdi.. İyi de etti.. Çünkü bilmiyorduk ve sayesinde öğrendik..
Şimdi yeni hafta başlıyor.. Hükümet programı sonuna kadar götürmeye kararlı.. Bahçeli bile öyle dedi..
Fischer amcanın dağıttığı umutlar bakalım piyasalara nasıl yansıyacak? Dolar ve faiz ne gibi bir seyir izleyecek? Reel sektörde hareketlenme görülecek mi?
Biz, bu programın başarıya ulaşması için tek şartın, toplumun bütün kesimlerine inandırılabilmesi ve bu sayede herkesin omuz vermesi olduğuna inanıyoruz.. Fedakârlığı sürekli, halk dediğimiz, toplumun sadece bir kesiminden beklemekle, bu iş yürümez.. Herkes elini taşın altına koymalı.. İstisnasız herkes..
Hükümet inandırıcı mı olmak istiyor? Gayet basit.. Önce o, ciddi biçimde kemerleri sıktığını halka göstermeli. Gerekiyorsa gözünün içine sokmalı..
Shimon Peres, İsrail'de enflasyonu nasıl yendiklerini şöyle anlatmıştı:
"İşçi ve işverenlerle anlaştık. Kemerler iyice sıkılacaktı.. Başka çaremiz yoktu.. Birden farkettik ki, bu uygulamaya herkesin omuz vermesi için, önce hükümetin kemer sıktığını göstermesi lazım.. Hemen bunu yaptık.. Hem de çok ciddi biçimde yaptık.. Bunu gören insanlar da hemen fedakârlığa başladı.."
İşte bu kadar basit.. Maliye Bakanı Sümer Oral ise daha otomobilleri bile toplayamadı.. Ne diyelim biz?