kapat
23.07.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

banner
Dünyadan
Spor

banner
Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

www.euronet-tr.com
Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

 
HAŞMET BABAOĞLU(hbabaoglu@sabah.com.tr )

Ahlâktan konuşalım mı?

Artık uzatmadan söylemek gerekiyor: Apış arası üzerine ahlakçılık yapmanın ahlâkla bir ilgisi yoktur.

İnsanı bel altından vuran da, bacaklarını istediği zaman açtırıp istediği zaman kapattıran da, ahlâkçılık filan değil güç arzusu ve iktidar arayışıdır.

Hiç kandırmayın kendinizi...

Kasabaların boğucu iklimine teslim olmuş, hayatı hiç yaşamadığınızı en yakınlarınıza bile itiraf edemeyecek kadar içinize büzülmüş de olsanız...

Kültürel geçmişiniz sizi yalan yanlış inançlara mahkum etmiş de olsa...

"Her şeyin bir sınırı var!" demeyi, asıl kendi sınırlarınızı içinize sindirebilmek için ikide bir tekrarlayanlardansanız bile...

Şu konuda kendinizi kandırmayın, ne olur!

Ahlâklı olmakla muktedir olmak arasında da dağlar kadar fark vardır!

"Aç bacaklarını bakire misin, görelim" diyen her odak ve her uygulama, iktidar egzersizidir, güç pekiştirmesidir; bunun ahlâk arayışıyla ilgisi yoktur.

Ve... Bir toplum ancak bu konudaki ikiyüzlülüğünü terkedince gerçekten ahlâklı olabilir...

***
Yeri gelmişken biraz ahlâktan söz etmeye ne dersiniz?

Hani yeniyetmelerin bile biraraya geldiğinde "Nerdeeee abi ya!" diye yokluğundan yakındığı ahlâktan, toplumsal ahlâktan konuşalım mı biraz?

Şu "iyiyle kötüyü ayırt etme duygusu ve isteği"nden konuşalım mı?

Hadi konuşalım...

***
"İnsan özünde iyidir" veya "insan özünde kötüdür" türünden mantıklar ahlâklı olmaya yaramaz...

Bu yüzden de kimsenin ahlâkını derinden sorgulamanın anlamı yoktur.

Doğru olan davranışları sorgulamaktır, insanları değil!

Ve ahlâk, bir başkasını dize getirmek isteği değildir... Tam tersine bir başkasının sorumluluğunu üstlenebilmektir ahlâk!

***
Nazilerin yaptıkları her şeyin "yüksek ahlâk"a uygun olduğunu düşündüklerini biliyoruz. Gaz odaları da, ırkçılık da, savaş çığlıkları ve savaş ateşleri de... Hepsi toplumsal ve "yüksek" bir ahlâkın gerekleriydi onlara göre...

Oysa en yalın haliyle ahlâk zaten yüksektir.

"Yüksek ahlâklara" heves etmek, ahlâk yerine ahlâkçı bir siyaset peşinde koşmaktır.

Ve unutulmamalı ki, toplumsal mutabakat kendi başına toplumsal ahlâka kapı açmaz. Kitleler öylesine acımasız, öylesine "ahlâksız" olabilir ki bazen, korkunç kıyımlara bile alkış tutabilirler.

Toplumsal ahlâk, herkes için adalet üzerine kuruludur.

Bunun ötesi berisi, arkası önü yoktur. Ya herkes için aynı ölçüde adalet istiyorsunuzdur ya da ahlâksızsınızdır!..

***
Ahlâk, bireysel başkaldırılara, direnişlere, azınlıkların meydan okumalarına ihtiyaç duyar; kendini öyle besler.

İşin gerçeği şudur.

Herkes kendini çok ahlâklı sanır!

Ama bütün çağlarda asıl yük daima "üç dört ahlâklı adam"ın sırtında olmuştur.

***
Ahlâklı olmayı göze almak gerekir! Çoğu kez işsiz kalmayı göze almaya benzer bu.

Yani...

Bizden istenen bir işin ahlâkından kuşkulandığımızda "ben yapmasam başkası yapacak" deyip orada kalmak başkadır. "Kim yaparsa yapsın, ben yapmıyorum!" demek bambaşkadır...

Ahlâkın kaybettiği yer "herkes yapıyor" mantığıdır!

(Ya, işte böyle!.. Başkalarının ahlâksızlığından şikâyet etmek kolaydır da, ahlâk üzerine okumak, düşünmek taşınmak yorucudur!..)

ALTYAZI
Eady: Çok mu seyahat ediyorsun?

McCauley: Eh, sayılır!

Eady: Bu seni yalnızlaştırmıyor mu?

McCauley: Hayır! Tek başıma yaşıyorum ama yalnız bir adam değilim.

(Michael Mann'in ne yazık ki değeri yeterince bilinmemiş başyapıtı The Heat'ten-1995- bir diyalog)

ŞUTEn iyi transferler
Neden transfer yapılır? Takımın eksiğini gediğini kapamak, ihtiyaçları gidermek için mi?..

Günümüzde transfer daha çok taraftarın baktığı vitrini yeniden düzenlemek için yapılıyor. Eskilerle aynı kalite ve becerideki futbolcular, sırf taraftar "yeni" görsün diye alınıyor, yeni gelenden farkı olmayan eskiler de satılıyor...

Günümüzde bir başka transfer politikası da "göz korkutmak!"

Elinizde Figo varken, bir de Zidane'ı alıyorsanız, küreselleşen modern futbolun merkezi olmaya soyunduğunuz ve maçları daha başlamadan almayı hedeflediğiniz açıktır...

Ama her şeyden önce, gelecek sezonda oynayacağınız futbola göre adam almaksa transfer...

O halde...

Bana göre ligin en doğru iki transferini burada vurgulayayım:

Göztepe... Çünkü Sellami'yi aldı! Futbol yorumcularının hırpaladığı ve bu yüzden sezon açılışlarında Beşiktaş'ta itilen, küçümsenen ama sonra her teknik adamın can simidi olan Faslı savunmacı, sadece "nerede duracağını biliyor" olmasıyla bile İzmir ekibinin işine yarayacaktır.

Galatasaray... Çünkü Ümit Karan'ı aldı. Genç futbolcu küçük takımların iyi forveti değil, büyük takımlara has bir santrfordu ve böyle bir transfer için geç kaldı. Rakip sahada topu 15-30 saniye markaj altında ayağında tutabiliyor olması bile, zor maçlarda Galatasaray'ı kurtaracak...


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır