Başarılı lider nasıl olmalı?
Son günlerin en popüler tartışması, çok da yerinde olarak "Krizden bizi kim çıkaracak" sorusu.
Kime rastlasanız, hangi gazeteye baksanız; hükümette revizyon, teknokratlar hükümeti, erken seçim gibi çözüm teorilerini duyuyor, görüyorsunuz.
Uzun konuşma ve tartışmaların sonunda da hep aynı noktaya geliniyor;
Teknokratlar hükümeti demokratik bir çözüm değil (Cumhurbaşkanı'nın atayacağı bir başbakanın kuracağı teknokratlar hükümetini Meclis'e onaylatabilmek mümkün olsa belki bir derece, ama o da olmaz..) Yeni oluşumlar da eskilerinden pek farklı olmadığına göre erken seçim bizi yine aynı sonuca getirecek ve ayrıca kriz ortamında maddi yıkım olacak.
Geriye ne kalıyor: Hükümette revizyon. Ona da koalisyon partileri yanaşmıyor. Oysa madem ki tek çözüm budur ve çıkmazdan kurtulmak için böyle bir fedakârlık gereklidir, üç lider de bu çözümü anında kabul etseler, sorun hiç değilse şimdilik kısmen çözülecek. Ama genel başkanlar çoğunluğun isteği olan revizyonu, belki de kendilerine dayatılan bir talep olarak gördükleri için reddediyorlar.
Bir mesele daha var; Acaba hükümetten bazı bakanlar değiştirildiğinde onların yerine gelenler, gidenlerden farklı olacaklar mı?
Çünkü burada asıl "sorun içindeki sorun" şu;
Liderler ve bakanlar kendilerini bir yandan partilerinin hedeflerine ve ideolojisine bağlı kalarak oy kaybetmeme mecburiyetinde hissederken, bir yandan da ülkenin en kısa zamanda ekonomik ve siyasi çıkmazdan kurtulmasını sağlayacak çözümleri üretmek, bunlara imza atmak zorundalar.
Ve bu iki şart çoğu kez birbiriyle çelişiyor. Durum böyle olunca tercihlerini birinciden yana yapıyorlar.
Çözümün önüne koca birer engel olarak dikildikleri zaman da biz hep beraber hızla dibe inmeye devam ediyoruz.
Sihirli formül
Halk olarak bizim düşünmemiz gereken şu; elimizde sihirli bir ilaç, sihirli bir formül olmadığına göre mevcut formülü düzeltmeye çalışmaktan başka çaremiz yok.
Onları bu aşamada partilerinin ve kendilerinin çıkarlarından çok bütün milletin çıkarını düşünmek zorunda olduklarına ikna etmek zorundayız.
Onların da şunu farketmeleri lâzım;
Vermekte oldukları kararlar nedeniyle kendi tabanlarından oy kaybedebilirler. Ama unutmamalılar ki şu anda Türkiye'de kararsız milyonlarca seçmen var bu seçmen oyunu kendisine kurtuluş yolunu açacak partilere yönlendirecek.
Derviş'in farkı
Koalisyon liderleri her konuya ayrı ayrı bakıyor, sonuçta, alacakları kararın siyasi geleceklerini nasıl etkileyeceğine saplanıp kalırken bütünü görme yeteneklerini kaybediyorlar. Oysa bütün cesaretlerini toplayıp kararla, güvenle ve birlikte yürüseler, birlikte kazanabilirler. Halk o zaman çözümü "yeni liderlerde", "yeni partilerde" aramak yerine deneyimi ve cesareti ödüllendirebilir.
"Kemal Derviş'in diğer bakanlardan farkı yok" deyip duracaklarına her biri bir Derviş olmaya çalışabilir, parti içi disiplini nasıl sağlıyorlarsa hükümetin "değişim" yönündeki disiplinini de öyle sağlayabilirler. Derviş'in olumlu özelliklerinden kendilerinde de bulunduğuna halkı inandırabilirler.
Bakın "The Drucker Foundation" tarafından çıkarılan "Geleceğin Lideri" kitabında bu liderin tanımı nasıl yapılıyor;
"Liderlik dinamik ve devamlı bir süreçtir. Gerçek liderlik denemeden kazanılamaz."
"Daima değişime açık bir göz ve vizyon, güven sağlayan kuvvetli bir el"
"Lider bireysel istemlerle çeşitli istemler arası ilişkilere nasıl tavır koyacağına karar verebilmelidir."
"Gerçek liderlik ciddi riskleri yüklenmeyi ve başkalarının yapmaya pek istekli olmadıkları şeyleri yapmayı gerektirir"
"Liderlik bir kahramanın imajıyla bağlantılı olarak algılanmalıdır. Bu da liderin yaşama ve üstün değerlere yatırım yapmasını, sürekli değişim için savaş vermesini gerektirir."
Bence bizim liderler bu kitabın tamamını dikkatle okumalılar!
Temizel sahneye çıkacak
Kemal Derviş'in bulunacağı, yeni kurulacak bir partide Zekeriya Temizel'in de yer alacağı söyleniyor. Temizel partinin kurulma çalışmalarında yer almaktaymış duyduğuma göre..
Hiç sürpriz değil. Ekonomiye yapacağını yapıp ortadan toz olduğunda "Hesap vermeden nereye böyle?" diye yazmış ve sonucunu, ülkeye vereceği zararı düşürmeden kahramanlığa soyunduğuna göre kesin siyaseti düşünüyordur demiştim. Kahretsin.. Yine yanılmadım.
Bu beyefendi iki kere sahneye çıktı, biri "mali milat"la, diğeri doğru mudur, yanlış mıdır düşünmeden arka arkaya el koyulduğu bankalarla, ikisinde de ekonomi bir daha belini doğrultamayacak şekilde battı.
Tabii bizde batırdıkça ünlenmek, şöhretine şöhret katmak, kaçıp kaçıp geri döndüğünde baştacı edilmek alışkanlığı olduğunu bildiği için şimdi geri dönmeyi plânlıyor.
Buyursun dönsün. Onlar batırmaya, biz batmaya doymuyoruz nasılsa.. Benim asıl üzüldüğüm Derviş'in adının yanlış isimlerle birlikte anılması!