  
Turizm turizm dedikleri bacasız fabrika..
Mektepte böyle öğrettiler.. Bir de turist gördüğümüzde güleryüzlü olmamızı.. Ancak ne kadar güleceğiz, ne zaman duracağız standartı yok.. Mesela sırıtmak güleryüz göstermenin yerini tutar mı hala bilen yoktur..
Medya tarafından başı yenen büyüklerimizden Enis Öksüz Bey; IMF'in işimize karışmasına, bizimkilerin de oradan "Aferin" aldıkça sevinmesine boşuna öfkelenmiş..
Çünkü "yabancı hayranlığı" bizde kronikleşmiş bir davranış sapmasıdır ki sebebine akıl sır erdirilemez.. Ayrıca ortak kültürümüzün değişmez bir parçası olup kökü derinlerde saklıdır..
***
Şimdi "Alem top oldu.." yani globalleştik de az biraz yabancı merakımıza gem vurabiliyoruz.. Çocukluğumdan hatırlıyorum, o günlerde daha da beterdik.. Bırakın yabancıyı, yabancı dil bilene dahi uzaylı muamelesi yapılırdı..
Taşradayız.. Mahalleye bir yabancı taşındı.. Kimmiş, neyin nesiymiş derken adamın İstanbullu bir mühendis olduğunu öğrendik..
Kulağı deliklerden biri "Tercümanmış.." dedi ama onun da bildiği o kadar..
Ne şapkaymış ama!
O güne kadar "Tercümanlık" diye bir meslek duyulmuş şey değil.. Daha aklı erenler açıkladı.. "Gavurun dilini bülbül gibi konuşuyor, o yüzden tercüman diyorlar"
Mahallelinin, bırakın mahalleyi 39 bin nüfuslu şehrin merakı daha da yaman oldu.. Herkesin gözü tercümanın taşındığı evde.. Adam dışarı bir çıksa da görsek..
Çıktı! Evinin eşiğine adımını atması ile cümlenin ağzı açık kaldı.. Neden derseniz adamın başında bir safari şapkası vardı.. Hani Tarzanlı filmlerde eli tüfekli beyaz adamın taktığı türden bir şapka..
Safari şapkasının kendisini görmemişiz ama çok şükür üç beş Tarzan filmi görmüşüz.. O saatten sonra "Tercüman" dediğimiz adam, İstanbullu biri olmaktan çıktı.. Tarzan'ın yakın silah arkadaşı muamelesi görmeye başladı..
Zavallı adam çarşıya domates biber almaya çıkıyor.. Peşinde en az otuz çocuk.. Uzun Çarşı'dan geçti mi esnaf işini bırakıp kapıya fırlıyor..
Millet bırakın turisti, İstanbullu'yu dahi üç beş yılda bir görüyor.. Hele başı safari şapkalısını nereden görecek..
Memurlar o vakit fötr giyerdi.. Şehrin zenginlerinden de fötre heves eden olurdu.. Ama başıbozuk kısmının başında tengirdekli kastetten başkası görülmezdi..
Şimdi düşünüyorum da o tercüman dediğimiz adam da bir cinsmiş.. Kardeşim, o safari şapkası ile seni çarşıda pazarda yürütmeyecekleri besbelli.. Ne diye inat edersin?
Geldiğin yer orta Anadolu'nun bir ili.. Ne diye Allah'ın bozkırında Afrika cangılı havası atarsın?
***
O yıl şehir hayatı bakımından çok hareketli geçti.. Ahali Tercüman Bey'in hallerine yeni alışmıştı ki şehre bir turist çift geldi.. Bizim ev meydana bakardı..
Ben babamın muayenehanesinin önünde oturuyordum.. Yanımız da Cumhuriyet Kıraathanesi.. Baldudaklar'ın İhsan koştura koştura geldi kahvenin önüne.. Lise'nin bulunduğu caddeyi eliyle işaret ederek:
- "Koşun laaa! turist gelmiş.. Herif karıyı ağzından öpüyor.." diye bağırdı..
Onun bağırması ile kahvenin ne kadar müşterisi varsa yerinden zıpladı.. Çayını kahvesini yarım bırakan lisenin önüne seyirtiyor..
Ben de diğer çocuklarla birlikte peşlerinden..
Turist çifti tam lisenin ön bahçesini çeviren duvarın dibinde yakaladık.. Otuz yaşlarında bir çift Amerikalı.. Kadın korkuyla erkeğin beline sarılmış, erkek de onu omuzundan şavullamış.. Onlar bize bakıyor, biz onlara..
***
Eline bir çift beyaz düşürmüş Zulu kabilesinin savaşçıları konumundayız.. Bir "Aaaaaıııaaaaa!" diye naralanıp üzerimize atlayacak Tarzanımız eksik..
Yaşıyorsa Allah selamet versin, onu da Polis Aziz tamamladı..
Beylik tabancasının kılıfına bastıra bastıra koşup geldi.. Arkasından da bekçi düdük çalarak koşturuyor..
İşin içine devletin kolluk kuvvetleri karıştığından duvara sıkışmış turist çiftin çevresinde oluşturulan yarım daire şeklindeki insan kalabalığı biraz geriledi..
Polis Aziz, fazla sokulmadan turistleri biraz inceledi.. Bekçi de arkasına dikilmiş bakıyor.. Biz soluğumuzu tutmuşuz.. Sadece turistlerin öpüştüğünü gören Baldudaklar'ın İhsan'ın sesi duyuluyor..
- "Gözümle gördüm lan.. Karıyı ağzından öptü.."
Polis Aziz, turistleri incelemesini bitirdikten sonra kalabalığa eliyle işaret yaptı.. "Geri durun lan.. Hiç gavur görmediniz mi?" diye bağırdı.. O vakitler polisin forsu çoktu.. Ahaliden biri cesaret edip de;
- "Nereden görelim ağam.. Aslında benim askerdeyken Malatyalı, Adanalı, Bursalı görmüşlüğüm vardır ama.." diyemedi..
***
Polis Aziz, bir çift turistin başına dikilmeyi emniyet teşkilatının ciddiyeti ile bağdaştıramadığı için karakola döndü.. Dönmeden önce de yanında getirdiği bekçiye:
- "Sen başlarında dur, turiste çok sokulmasınlar.." diye tembih etti..
Bekçi de Allahı var, talimata iyice sahip çıktı.. Kalabalıktan öne çıkan olduğunda düdüğü basıyordu..
Ahalinin halleri meraktan, kötü bir niyet yok.. Turistler akıl edip ağızdan bir öpüşseler belki merak gidecek, birikenlerin bir kısmı işine gücüne dönecek..
Lakin adamlar şoka girmişler.. Akıllarına ağız öpüşmesi gelmiyor ki.. Gezip dolaşamadılar da.. İki adım atsalar etraflarındaki yarım halka da iki adım atıyor.. Bekçi düdüğü basıyor..
Bereket Polis Aziz yanına üç beş kişi alıp geri geldi.. Kalabalığı biraz tehdit, biraz rica dağıttı.. Tam dağıttı demeyeyim de turistlere otele gidecek kadar cesaret verdi..
O çift içeri bir kapandılar.. Bir daha da çıkmadılar.. Akşam ezanına kadar beklediğimizle kaldık.. Ertesi gün duyduk ki sabah olmadan çekip gitmişler..
O günden bu güne çok şey değişti..
En azından turist denen şeyin hangi tarife uyduğunu öğrendik.. Artık ilgimiz başka yerlerde.. Temsil, yabancıların bizi nasıl gördüğünü, hakkımızda ne düşündüğünü daha çok merak ederiz..
Bu merak Osmanlıdan beri vardı.. Ayrıca daha da yamandı.. Ki onu da yarın anlatırım..
|