Gelecek kime bağlı?
Tayyip Erdoğan'ın yasaktan kurtulması iyi oldu. Siyaset kitleler için yeniden umut ve heyecan sebebi olacak.
Emanetçi bir liderlik, yeni partiyi Erbakan'ın "Saadet"i karşısında "solda sıfır" olmaya mahkum edecekti.
Şimdi Tayyip Erdoğan ve partisi, siyaset kurumuna yönelik toplumsal tepkinin sığınacağı yeni adres olarak döneme damgasını vurma şansını kazanmıştır.
Herkes, hepimiz soruyoruz:
"Tayyip ne kadar yeni?
Ne kadar değişti?"
Karadeniz'de uzun araç konvoyları ile karşılanan ve kalabalıklara seslenen Erdoğan "Yaptıklarımız, yapacaklarımızın teminatıdır" diyor.
Bu söz yenileşme iddiasının değil, olsa olsa özgeçmişine uyan bir geleceğin imasıdır.
Erdoğan'ın özgeçmişinde ne var?
Demokrasiyi "hedefe ulaşınca inilecek bir araç" saymak..
Kadını örtüp evine kapatmak..
Minareleri süngü, kubbeleri miğfer, müminleri asker gibi gören ayrımcılık ve siyasi yasak getiren bir zimmet..
Hoca'nın hesabı
Değişimin umudunu uyandırmak görevi sanki şimdilik Abdullah Gül'e düşüyor:
"Dine dayalı siyaset yapmayacağız.."
"Atatürk'ün izindeyiz. Ülkeyi muasır medeniyetler seviyesine getirmeliyiz.."
"Türban, başörtüsü olayı bizce bireysel özgürlüğe girer. İsteyen kapatır, isteyen açar.."
Siyaset Erdoğan'a kafası ve gönlünde taşıdıklarını açmaya zorlayacaktır. Doğru ama kimse umutlanmasın, siyasete tepkili yığınlar bu konuda çok şüpheci davranmayacaktır.
Liderlerin el kitabı "Platformunuzu yaratın ve sıçrayın" der.
Tayyip Erdoğan platformu hazır buldu. Sıçramak için de değiştiğine toplumu ikna etmek yolunda kendini fazla mecbur hissetmeme lüksüne sahip.
Erbakan da bunu gördüğü için Saadet Partisi'nin kurucularına "Ayrılan arkadaşlarımızla asla gönül kırıcı bir davranış içine girmeyin" tembihinde bulundu.
Çünkü Hoca, Erdoğan'ın farklılık satarak toplayacağı oyun sonuçta "Saadet"le birleşip "Siyasal İslâm"ın iktidarına hizmet edeceğini umuyor.
Bir tarihte Özal "muhalefet lâzımsa onu da biz yaparız" derdi.
Onun söyleyip yapamadığını şimdi "Siyasi İslâm" yapıyor..
İktidara bağlı..
Türkiye'nin bir sonraki seçimle ilgili zorluğu, niyetini deşifre edemediği bir iktidara mahkum olmaktır.
Bu tehlike, partileşecek olan "Yenilikçi" grubun niyetleri hakkında şüphe üreterek önlenemez.
Çünkü ekonomik krizin halkta yarattığı çaresizlik ve öfke, sağlıklı bir değerlendirme yapmaktan yığınları uzaklaştırıyor.
Yoksullaşan ve gururu kırılan yığınlar, oylarını intikam aracı gibi kullanma eğilimindedir.
Bu insanlar, Tayyip Erdoğan ve ekibinin, Türkiye'yi yönetecek donanıma sahip olup olmadığını merak etmeyecek kadar sağduyudan uzaktır.
O nedenle ülkenin geleceğini, işbaşındaki hükümetin ekonomik krizi aşmakta başarı gösterip göstermemesi belirleyecektir.
İktidar, taşıdığı tarihi sorumluluğun gereklerini yerine getirmekte umarız daha cesur ve özverili davranır bundan sonra..