kapat
22.07.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

banner
Dünyadan
Spor

www.ciceknet.com
Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

www.euronet-tr.com
Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

 
HAŞMET BABAOĞLU(hbabaoglu@sabah.com.tr )

Sıradan bir gün, yorgun bir çift

"Sen hiç böyle salaklıklar yapmazdın!" Ayşe böyle sözcükleri pek tartarak söylemez ama yine de garip bir başlangıç...

"Bütün erkekler salaktır!" Diyorum. Üzerinde durmadan, aldırmadan...

"İki gündür saçlarımın rengini değiştirdiğimi farketmedin!"

"Aaa! Fark göremiyorum ki!"

Bana, "gördün mü bak, sen de değiştin, özelliklerini kaybettin" der gibi bakıyor.

"Kızılını açtım."

Keskin bir değişiklik yok ama; en küçük pırıltıyı, saçlarının üzerine düşmüş bir gölgeyi, göz kapaklarına sürdüğü yeni farı, sabah solaryuma gidip hafifçe kızardığını şimşek hızıyla farketmeye onu alıştırmış bir adam, şimdi nasıl itiraz edebilir?..

"Yorgunum!"

"Ben de!"

Ayşe hastayım dersen hastalanan, moralin bozuksa morali bozulan, yorgunsan yorulan kadınlardan değildir...

Fakat bütün kadınlar gibi o da; bir erkeğe yorgunluğun, hastalığın, depresyonun yakışması için onların annesi olmak gerektiğini, aksi takdirde bunların hiç hoş kaçmadığını düşünenlerdendir.

Gözlerimin içine bakıyor.

Ben de oturduğumuz cafe'nin duvarlarındaki saçmasapan resimlere...

Garsonun getirdiği kahvenin tabağını saat yönünde çeviriyorum. Fincanın kulpunu başparmağımla okşuyorum. Sıkılıyor muyum? Galiba... Biraz...

Cafe'nin bütün masaları dolu.

Yanımızdaki masada genç bir kız, karşısındaki orta yaşlı adama yakınıyor: "Hep ayrılıkları yazıyorsunuz. Öykülerinizi seviyorum ama, biraz da mutluluk olsun; kahramanlarınız birleşsinler!" Adam duraksıyor, sonra buruk bir kendine güvenle "En sağlam beraberliklerde bile, aşk kendine ayrılma ihtimali üzerinde bir yuva kurar. Aşk dediğimiz şey, bütün ilişkilerde hazır ve nâzır bekleyen ayrılma anının acısıdır."

Genç kızın gözlerine bakıyorum. Konuşmaya katılmaktan çok, kendi içindeki hayallere doğru yol alıyor gözlerindeki bulutlar...

Konuşmayı işiten Ayşe gülüyor. Hınzırca gülüyor...

Yorgunluğum iyice bastırıyor.

Ayşe ellerini uzatsa, avcunu yanağıma koysa iyileşeceğim sanki.

Öyledir... Dikkatimizi artık birbirimizin üzerinde toplayamadığımızı itiraf edecekken... Sevilen el sorunu çözüverir; sıcak, nemli bir avuç zamanı geri alıverir ya hani!

***
Neden farketmedim saçlarının rengini açtığını? Bilmiyorum. Yanıtım yok!

"Başka?" diyorum. Nasıl öldürücü bir söz!

"Ne başkası? Anlatacak bir şeyim yok, sen anlat!"

Sesi ve edası çok sert. Ama nasıl oluyor da aynı zamanda bu kadar çapkınca bakabiliyor. Sevişmenin en kırılgan anında gıdıklanır gibi gülümsemek zorunda kalıyorum ve "Evlenseydik, şimdi boşanmanın eşiğinde olurduk" diyorum.

"Neden?"

"Aşıklar konuşacak çok şey bulur, evliler televizyon izler. Bizim konuşacak şeyimiz kalmadı. Televizyon izlemeye gelince, ikimiz de pek hevesli sayılmayız."

İtiraz ediyor Ayşe, hatta yavaş yavaş kızmaya başlıyor: "Saçma?" Bu kez yan masadaki öykücü adam bize kulak kabartıyor; iyi malzeme doğrusu!

"Neden saçma deyip duruyorsun? Saçma demek kolay."

"Bazen çok uzatıyorsun. Basit ol biraz!" diyor Ayşe. Ama anlıyorum; içinden "aslında anlatacak çok şeyim var, ama sana anlatır mıyım?" diye geçiriyor. O zaman ne biçim bir şey bu? İki türlü sevmek mi var? Biri konuşarak, öteki susarak! İstemiyorum, böyle bir ayrımı kabullenmeye yanaşmıyorum.

Hesabı istiyorum garsondan.

O sırada elini uzatıyor Ayşe elime. Ben de uzatıyorum. Masanın üzerinde birleşiyor ellerimiz. Basit, sıradan ve güzel...

"Dudakların kurumuş" diyorum.

"Sahi mi? Ne yapmalı sence?" Cafe'den dışarı çıkarken öpmek istiyorum Ayşe'yi, dudaklarının kuruluğunu gidermek. Fakat tam bunu yapacakken, içimdeki bir şey beni konuşmaya itiyor, aklıma biraz önce öykücü adamın söyledikleri geliyor: "Biliyor musun Ayşe, bizden öykü çıkmaz."

"Nedenmiş o?

"Çünkü bizim ayrılacağımız filan yok! Böyle yuvarlanır gideriz biz."

Koluma giriyor Ayşe ve dudaklarını kulağıma yapıştırıp "yanılıyorsun" diyor.

"Ne?" diye soramıyorum.

Sormak için cesaret gerek.

Oysa yorgunum, bitkinim.

Korkuyorum.


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır