"Sen hiç böyle salaklıklar yapmazdın!" Ayşe böyle sözcükleri pek tartarak söylemez ama yine de garip bir başlangıç...
"Bütün erkekler salaktır!" Diyorum. Üzerinde durmadan, aldırmadan...
"İki gündür saçlarımın rengini değiştirdiğimi farketmedin!"
"Aaa! Fark göremiyorum ki!"
Bana, "gördün mü bak, sen de değiştin, özelliklerini kaybettin" der gibi bakıyor.
"Kızılını açtım."
Keskin bir değişiklik yok ama; en küçük pırıltıyı, saçlarının üzerine düşmüş bir gölgeyi, göz kapaklarına sürdüğü yeni farı, sabah solaryuma gidip hafifçe kızardığını şimşek hızıyla farketmeye onu alıştırmış bir adam, şimdi nasıl itiraz edebilir?..
"Yorgunum!"
"Ben de!"
Ayşe hastayım dersen hastalanan, moralin bozuksa morali bozulan, yorgunsan yorulan kadınlardan değildir...
Fakat bütün kadınlar gibi o da; bir erkeğe yorgunluğun, hastalığın, depresyonun yakışması için onların annesi olmak gerektiğini, aksi takdirde bunların hiç hoş kaçmadığını düşünenlerdendir.
Gözlerimin içine bakıyor.
Ben de oturduğumuz cafe'nin duvarlarındaki saçmasapan resimlere...
Garsonun getirdiği kahvenin tabağını saat yönünde çeviriyorum. Fincanın kulpunu başparmağımla okşuyorum. Sıkılıyor muyum? Galiba... Biraz...
Cafe'nin bütün masaları dolu.
Yanımızdaki masada genç bir kız, karşısındaki orta yaşlı adama yakınıyor: "Hep ayrılıkları yazıyorsunuz. Öykülerinizi seviyorum ama, biraz da mutluluk olsun; kahramanlarınız birleşsinler!" Adam duraksıyor, sonra buruk bir kendine güvenle "En sağlam beraberliklerde bile, aşk kendine ayrılma ihtimali üzerinde bir yuva kurar. Aşk dediğimiz şey, bütün ilişkilerde hazır ve nâzır bekleyen ayrılma anının acısıdır."
Genç kızın gözlerine bakıyorum. Konuşmaya katılmaktan çok, kendi içindeki hayallere doğru yol alıyor gözlerindeki bulutlar...
Konuşmayı işiten Ayşe gülüyor. Hınzırca gülüyor...
Yorgunluğum iyice bastırıyor.
Ayşe ellerini uzatsa, avcunu yanağıma koysa iyileşeceğim sanki.
Öyledir... Dikkatimizi artık birbirimizin üzerinde toplayamadığımızı itiraf edecekken... Sevilen el sorunu çözüverir; sıcak, nemli bir avuç zamanı geri alıverir ya hani!