kapat
22.07.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

banner
Dünyadan
Spor

www.ciceknet.com
Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

www.euronet-tr.com
Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

 
GÜLAY GÖKTÜRK(gokturk@turk.net )

Devlet liseleri

Bir ülkenin geleceği açısından, alarm zillerini çaldırması gereken bir haberin, tekrarlana tekrarlana anlamını yitiren bir klişeye dönüşmesi kadar tehlikeli bir şey yoktur. Çünkü artık tehlike kanıksanmıştır. Haberin hiçbir uyarıcı değeri kalmamıştır.

Hatırlarsınız, ekonomik krizle bu ölçüde burun buruna gelmeden önce, senelerce "faizler çıldırdı," "bütçenin şu kadarı borç faizlerine gidiyor" haberlerini okuyup okuyup geçmiştik de, ne anlama geldiklerini bir türlü intikal edememiştik.

Bugünkü gazetelerde okuduğumuz "Devlet liseleri döküldü" haberi böyle bir haber işte. Her yıl ÖSS sonuçlarının açıklanmasıyla birlikte okuduğumuz, "çık çık" yaparak baş salladığımız ve sonra gelecek ÖSS sonuçları açıklanana kadar tamamen unuttuğumuz bir haber...

Oysa bu haber, beş-on yıl sonra "patlayacak" büyük bir eğitim krizinin alarmını veriyor. Devlet bankaları gibi, devlet liselerinin de iflas bayrağını çektiğini görüyor ama hiçbir şey yapmıyoruz. Eğitimdeki "görev zararı"nın bankaların görev zararlarından çok daha pahalıya patlayacağını henüz kavrayamıyoruz.

***
Şimdi acı habere bir kez daha dikkatlice bakalım:

Bu yılki ÖSS sınavında da 9 bin öğrenci 0 almayı başarmış!

Yine binlerce lise birincisi, barajın altında kalmış...

Ortalama doğru cevap oranı matematik sorularında 7, fen sorularında 4, Türkçede 20, sosyal grubunda 13 olmuş.

Bu ne demektir biliyor musunuz?

Bu, üç yıllık lise öğreniminin, lise gençliğinin çok büyük bir bölümüne neredeyse hiçbir artı değer kazandırmaması demektir. Çünkü her soru grubunda bulunan ve ilkokul çocuklarının bile çözebileceği kolaylıktaki soru sayısı da zaten bu kadardır.

Demek ki, biz kendi kendimizi kandırıyoruz.

Bir yandan, zorunlu öğrenimi 8 yıla çıkardık, daha eğitimli bir toplum olduk, diye seviniyoruz. Sekiz yılın üstüne üç yıl daha eğitiyoruz. Ama bir bakıyoruz ki, bir arpa boyu yol gidememişiz. Yani, dostlar alışverişte görsün misali, senelerce kitaplar almış, formalar giydirmiş, okula göndermişiz, ama ortalama bilgi düzeyini ilkokulun üstüne çıkaramamışız.

***
Üniversite giriş sınavları söz konusu olduğunda, üstünde durulan nokta genellikle elemenin acımasızlığı oluyor.

Gerçekten de, sınava giren 1 milyon 500 bin kişiden sadece yüzde 10'unun örgün öğrenimde bir programa kayıt yaptıracak, yüzde 90'ının ise elenecek olması, kolay kolay hazmedilebilecek bir "kader" değil.

Ne var ki bu durum, meselenin diğer yanını görmemizi engellememeli.

Lise mezunlarının büyük çoğunluğu üniversiteye giremiyor. Ama doğrusu bu haliyle girmeyi de pek haketmiyor. Mevcut lise eğitimi, öğrencilerin büyük çoğunluğuna, üniversite eğitimi yapmalarına yeterli temeli yaratmıyor. Giriş sınavındaki amansız eleme bile, yarışan adayların genel düzeyini yükseltmeye yetmiyor.

Ne çift aşamalı sınav sisteminden tek aşamalı sisteme geçmek, ne dersaneleri düşman ilan etmek, ne okula devam zorunluluğunu sıkılaştırmak bir işe yarıyor.

Devlet; bankacılığı, sanayiciliği, ticareti beceremediği gibi, eğitimi de beceremiyor. Ama işin en garibi, devletin diğer alanlardaki becereksizliği epey deşifre olduğu halde, eğitim hâlâ yaygın olarak "devletin işi" olarak görülmeye devam ediyor.

Her yıl ÖSS sınavı sonuçlarıyla birlikte ortaya çıkan "liselerin sefaleti" tablosu bile, bu inancı sarsamıyor.


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır