- Zaten, fazla rahat bir millet sayılmayız. Bir de, şimdi 'kriz' diye bir şey çıktı. Huzur diye bir şey kalmadı!
-Nasıl yani?
-Nasılı var mı? Biz zaten, öteden beri geçmişle gelecek arasında sıkışık yaşayan bir milletiz. Geçmişle övünmek de bizde, gelecek korkusuyla kıvranmak da bizde...
-Dur bir dakika!
-Ne oldu?
-Sen 'bütün genellemeler saçmadır; bu da bir genellemedir' diye bir genelleme olduğunu unuttun galiba.
-Saçmalamayı bırak da beni dinle. Şu '16 devlet kurduk edebiyatımız'a bir bak! İşin bir yönü, "Biz aslında 15 devlet batırdık itirafı' dır.
-Ya ötekisi?
-Ötekisi de; bu sonuncusu da, 16'ıncısı da batabilir korkusudur. Kaldı ki, bu edebiyat, Azerbaycan'dan, Kazakistan'a, son on yılda kurulan birçok kardeş devletle alay etmektir ya, neyse! Ama 16 devlet kurduk edebiyatı aslında bir korkudur. Bu korkuyu komik bir efelenmeyle, 'Biz bu kadar çok devlet kurduk' diye örtmeye çabalıyoruz.
-Yani gerekirse bir yenisini de kurarız türünden bir efelenme mi?
-Tabii ki! İşin tuhafı, bu garip (ve gariban) nüktedanlık, bayraklaşmış bir resmi politika olarak, devletin en yükseklerine, makam masalarına yansımıştır.
-Genelleme yapma. Onlar kendilerini milliyetçi gören dar bir kesim!
-Berideki kesim çok mu farklı? Cumhuriyeti kuralı 80 yıl olacak. Hâlâ da belli bir çoğunluk bunu unutup, 10. yıl marşıyla heyecanlanıyor. Belki haklılar. 75. yıl için marş bile yazılamadı. Üstelik kutlamaları için trilyonlar döküldüğü halde yazılamadı.
-Neden?
-Belki de 100. yılı göremeyiz korkusundan yazılamadı. Çünkü en sağlamı geçmişle övünmek. Geçmişle övün. Gelecek korkusunu da geçmişle yen. Bir taşla iki kuş.
-Hava çok sıcak, özetle!
-Bu kriz aslında bir hesaplaşma fırsatı sunuyor.
-Yani yurttaşlarla siyasetçiler için mi ?
-O da var. Ama asıl önemlisi, bireyin kendisiyle hesaplaşması. Ne kadar çok insanımız bu fırsatı değerlendirirse, toplumsal huzur da o kadar artacaktır.
-Nasıl?
-Zamanın kapanında yaşamaktan kurtulmalıyız. Çünkü, geçmişle ve daha da önemlisi gelecekle bitmez tükenmez bir biçimde meşgul olmak; zihnimizi de, ruhumuzu da kurutuyor. Geçmiş de gelecek de aslında bir illüzyondur. Sanaldır. İnsan, geçmiş ve gelecek üzerine ne kadar odaklanırsa, şimdiki anı, yaşanan zamanı o kadar ıskalayacaktır. Yaşam şimdidir, şimdidedir.
-Bunları yıllar önce J. Paul Satre'la birlikte varoluşçular söylemedi mi?
-Bırak şimdi J. Paul Satre, Kemal Satır'ı. Bu sözler çok yeni, yepyeni. Hem de, IMF'in ve de doların anavatanından.
-Nasıl?
-Aylarca çok satanlar listesinden inmemiş bir yapıttan: The Power of Now'dan. Üstelik (Şimdi'nin Gücü) diye Türkçesi de basıldı.
-Özet dedim ya, hava gibi bunaltma!
-Patlama! İnsanın çektiği acının çok büyük bölümü gereksizdir. Acı daha çok, olanı kabullenmemekten kaynaklanır. Şimdiki an ne içeriyorsa onu sanki kendin seçmişsin gibi kabul etmelisin. Yaşamın senin için çalışmaya başladığını göreceksin. Çünkü dolar birbuçuk milyon liraya çıkar diye korkarak krizi yenemezsiniz. Aksine hem krizi hem de doları güçlendirirsiniz. Tıpkı tarihteki son Türk devleti deyip durarak TC'nin güçlendirilemeyeceği gibi...
-Ne olur bir bardak krizsiz soğuk su!