  
Hükümetin karşısı, Konya Saray Çarşısı..
Siz benim için çıkarılan "Siyasetten anlamaz, siyasi yazı yazamaz.." tevatürüne kulak asmayın.. Anlamasına anlarım da bulaşmak işime gelmediğinden ayağım geri geri gider.. Ama fikirlerim azınca da kendimi zaptededem..
Köşe yazarlığı denilen zenaati icraya başladıktan beri kendime ilke edinmişim.. Türkiye'nin iç işlerine kesinlikle karışmam..
Ne hükümet adamlarına akıl veririm ne de başkalarının servise sunduğu akılları dinlerim.. Bencileyin yaşarım.. Aklıma ne düşerse onu yazarım..
Arada bir hükümet adamlarını dilime doladığım olur ancak hatt-ı hareketim kesinlikle siyesetle ilgili olmaz.. Onların insan tarafına bakmış öyle remil atmışımdır..
***
Temsil hükümetin gidişatı beni çok ırgalamaz.. Başarılı mı yoksa başarısız mı? Bizim rahmetli Hapçı Şaban'ın deyişiyle bunlar "Bana alakadar etmez.."
Ben televizyonda haber saatine denk geldiğimde "Gözümüzün nuru, gönlümüzün süruru" başbakanımızın nasıl yürüdüğüne bakarım.. Korumaların ona "tay tay yaptırır" gibi el kol açmalarını seyrederim..
Bir de başbakanımızın kaç adım attığını sayarım.. O gün attığı adımlar birgün öncesinden çoksa memleketimizde "gelişme var" demektir..
Borsa nasıl düşer?
Herkes borsadaki iniş çıkışı, para hareketindeki dalgalanmalardan bilir ama kulak asmayın.. Aslı yoktur..
Ben, başbakanımızı gece haberlerinde bir kere seyredeyim yeter.. Ertesi gün borsanın kaçtan kapanacağını çözerim..
O gün Başbakanlık'tan çıkarken attığı adımlar birgün öncesinden fazlaysa borsa endeksi yükselecek demektir.. Yürüme menzili kısa tutulduğunda düşer.. Eğer adım sayısını saymışsam yüzdesini de tam veririm..
- "Dün onyedi adım atmıştı.. Bugün onaltıda kaldı.. Demek ki borsa endeksi yüzde 68 puan eksik çıkacak.." derim.. Bunları gecenin bir vakti kendi kendime söylediğimden duyan olmaz..
Lafı nereye getireceğim..
Birkaç gündür medyada "Hükümetten şu gitti, bu geldi.." kavgası var ya! Dur bakalım ne olacak, deyip ben de gözümü buraya diktim.. Enis Öksüz nam yiğit bakanın istifası memleketi neş'eye boğdu, buna şaştım..
***
Enis Bey'in yiğitlik namı "Telekom'u sattırmam.." demesinden..
Niye sattırmaz, orasını bilemem ama bir kere kendine hırs yaptı.. Büyüklerimiz kaç kere "Enis kardeşim akıllı ol! cepte para yok.. Telekom'u satalım, parayı üleşelim.." dedilerse de laf anlatamadılar..
Hükümet işlerinin ince ayarını yapan medya leşkerlerinin aklı erenlerine göre gözü Bahçeli'nin tahtında olduğundan böyle yaptı..
Boş yere "canım hiç olur mu? Ne faydası var inatlaşmanın?" demeyin, var ki yapıyor..
Bizim ahalinin hallerini bilmeyen bu gidişe akıl erdiremez..
Vakti zamanında "12 Eylül Demokrasi Harekatı"nı yapan askerler insafa gelip seçim kararı almış, kafalarına göre üç partiye izin vermişlerdi..
Biri Sunalp Paşa'nın Horoz Partisi'ydi.. Öbürü de büyüklerine asi olmayan memurların kurduğu Halk Partisi'ydi.. Hesaba göre başıbozukları da Özal'ın kurduğu parti temsil edecekti..
Askeriyenin ince planına göre seçimi Horoz Partisi kazanacak, Halkçı Parti anamuhalefet olacak.. Özal'ın partisi de en küçük grup olarak Meclis'e girip arada bir çıkıntılık yapacaktı..
Olmadı!
Neden derseniz, birisi tuttu.. "Amerika'da seçim vakti öyle yaparlar.. Liderler televizyona çıkar, tartışır.." dedi.. Evren paşamız da üç parti liderinin televizyona çıkmasına izin verdi..
İnada yüzde 30 oy!
İşte ne olduysa o TV programında oldu.. Rahmetli Özal "Köprüyü satıp, parasını üleştireceğiz.." dedi.. Memur partisinin başı rahmetli Necdet Calp de "Sattırmam!" diye niza çıkardı..
Bunlar bir tutuştular ki o kadar olur.. Sanki siyaset kavgası yapılmıyor da "Keçi otlatma meselesinden" kavga çıkmış, onun hesabı görülüyordu.. Özal ne diller döktü, faydası olmadı..
Rahmetli Calp ayak ayak üstüne atmış.. Memur olduğundan kundurasının tabanındaki delik öyle ekrana bakıyor.. İki de bir elini masaya "güp!" diye vurup "Sattırmaaaam!" diye naralanıyor..
Aman diyeyim, bu yiğitlik halkımızın bir hoşuna gitti bir hoşuna gitti ki sormayın..
Ertesi gün çıkan gazetelerde konu buydu.. Yalanım varsa halı sahada maç yapmak nasip olmasın, bir Allah kulu gazeteci de çıkıp "Yahu satsa ne olur? Köprüyü İstanbul'dan götürüp, Haymana'nın Hasanderesi'ne monte mi edecek?" diye sormadı..
O "sattırmam.." lafı rahmetli Calp'in memur partisine yüzde otuz oy kazandırdı ki bugünün seçimleri için hayaldir..
***
Enis Öksüz Bey'in sebep olduğu durum da buna benziyor..
Hani fukara öğretmen yemiş portakalı.. Üzerine de üç bardak çay içince mide gaz yapmış.. Dersin ortasında kendini tutamayıp "caaart!" diye efekt yapmış..
Adamcağız, başına gelene kendisi bile inanamıyor, mahçup.. Sınıf taş kesilmiş..
Tam bu gerilim anının doruğunda öğretmenin dibinde durduğu sıradaki oğlan ayağa kalkmış.. Yanında oturan arkadaşının ensesine bir şaplak attıktan sonra "Ulan ayı.." diye bağırmış..
- "Sınıfın ortasında böyle şey yapılır mı?"
Tokatı yiyen şaşkın.. Sınıf, öğretmen kurtulduğu için rahatlamış gülüyor.. O sırada zil çalmış.. Çocuklar kapıya hamle etmiş.. Paçayı sıyıran öğretmen de aralarında.. Tam kapıdan çıkacak, arkadaşına tokatı basan oğlan;
- "Hocam.. Hocam.." diye bağırmış..
Öğretmenle birlikte çocuklar da dönüp bakmışlar.. Oğlan sırıtarak konuşmuş:
- "Nasıl kurtardım seni ama.."
Benzetmek gibi olmasın ama hükümetimizin çıkardığı gaz, Enis Öksüz'ün ensesinde patladı gibi geliyor bana.. Tokatı şaplatan da bu hesaba göre bizim medya oldu..
Kıssadan Hisse: Naçar olanın her işi naçar.. Dolar azınca, siyasetçi kaçar..
|