kapat
21.07.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

banner
Dünyadan
Spor

www.ciceknet.com
Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

www.euronet-tr.com
Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

 
HAŞMET BABAOĞLU(hbabaoglu@sabah.com.tr )

Maraton mu, siyaset mi?

Anayasa Mahkemesi'nin kararını duyunca Recep Tayyip Erdoğan demiş ki, "Siyaset, uzunca bir maratondur."

Ne çok severiz şu maraton benzetmesini!

Siyaseti, işi gücü, hayatı, evliliği filan maratona benzetmeye bayılırız.

Hani dışardan birisi baksa, "İşte sporsever bir halk!" dedirtecek bir hal!

Sanki aklı fikri sporda; kendini ve başkalarını koşuya hazır atletler olarak gören bir halk!

Kısa mesafeciler (ithalatçılar, magazin ünlüleri, flörtçüler, borsacılar, vd.) şuraya...

Uzun mesafeciler (siyasetçiler, üreticiler, sanatçılar, evliler, vd.) de buraya...

Hızlı koşup çabuk tükenecekler şuraya...

Dayanıklı ve sabırlı olanlar buraya...

Sanki ülke değil de, olimpiyat köyü!

Ama öyle değil elbette... (Veli Ballı'nın, Mehmet Terzi'nin, İsmail Akçay'ın adını şimdi kaç kişi hatırlıyor?)

Popüler kültürümüzün derdi başka!

Hayatı maratona benzettiğimizde, "koş koş bitmiyor!" mesajı alttan alta sırıtır.

Siyaseti maratona benzettiğimizde ise mesajımız açıktır: "Her babayiğite göre değil, ama ben altından kalkarım! Boşuna çelmelemeyin; düşer düşer yine koşarım. Yol uzun mu uzun nasıl olsa!"

***
Maraton, adını antik çağda Atinalılar'la Persler arasındaki ölüm kalım savaşının yapıldığı yerden alıyor.

Atinalılar kaybedeceklerini sandıkları savaşı kazanmışlar. Bir asker, zaferi haber vermek için Maraton'dan Atina'ya bugünün ölçüleriyle 40 km'lik mesafeyi yaralarından kanlar sızarak koşmuş. Efsaneye göre haberi verdikten sonra da düşüp ölmüş.

Bu yüzden günümüz maratonları yaklaşık 42 kilometrelik bir mesafede koşuluyor. Bu yüzden fizik ve psişik açıdan sporda dayanıklılığın en keskin, en sert sınanma yerleri maraton parkurları...

Londra Maratonunda koşanlar üzerinde araştırma yapan bazı davranış bilimcilerin yavaş yavaş bu işi, "bir spor olarak görmek yerine, bir tür çilecilik olarak değerlendirdikleri" biliniyor.

Onların sevabı sporseverlere, günahları kendilerine...

Peki, siyaseti maraton olarak görenlere ne demeli!

Siyaset ille de maraton mu olmalı? (Maraton da yetmiyor, "uzun maraton" diyorlar bir de!..)

İlle de dayanıklılık testine mi çevrilmeli siyaset?

Siyasetçi dayanırken, halk bitap düşüyorsa, doğru mu?

Bu konuda en açık sözü, bu ülkenin seçmenleri söyleyebilir.

Siyaseti bitmez tükenmez bir maraton gibi gören Demirel'ler, Ecevit'ler koşuyu zamanında kesselerdi, fena mı olurdu?

Kaldırımlarda toplananların alkışlarından cesaret alıp güçlerini zorlayacak yerde, jübilelerini yapsalardı, fena mı olurdu?

***
Farkındayım, Erdoğan'ın bir benzetmesinden çıkıp nerelere geldim!

Aslına bakılırsa, Tayyip Erdoğan pek öteki siyasetçilere benzemez; sporcudur. Top peşinde koşmuşluğu vardır. Maratonun ne olduğunu bilerek söylemiştir bu sözü...

Ama inat ve ısrarla diyorum ki, siyasette dayanıklılığa hakettiğinden fazla değer vermemek gerekir.

Aksi takdirde, parti sultaları bitmiyor.

Aksi takdirde, başarısız siyasetçi, başarısız hükümet görevlisi, başarısız milletvekili çekilip gitmeyi, "yarışı" terketmeyi bilmiyor. O zaman da olan halka oluyor! Yalan mı?

ALTYAZI
Elinor: İnkâr edemem, ona değer veriyorum, çok saygı duyuyorum ona... Ondan hoşlanıyorum.

Marianne: Değer verip saygı duymak mı? Hoşlanmak mı? Ah, Elinor! Yüreğin buz kesmiş senin, hatta daha da beter...

(Ang Lee'nin Jane Austen'in romanından 1995'te uyarladığı Sense and Sensibility filminden bir sahne)

Ya unutamazsan!
Haftalık dergiler konu bulmakta zorlandıkça veya canları sıkıldıkça "Aşk her şeyi affeder mi?" "Hülya Kaya'yı affetsin mi?" türünden tartışmalar açıp anket yapıyor.

Bunlara itirazım yok.

Fakat bu konuda görüş bildiren ünlülerin sütten çıkmış ak kaşık veya annesinin memesini yeni bırakmış masum bebek kesilmelerine oturduğum yerden kızsam, öfkelensem mi, diye ara sıra aklımdan geçirmiyor değilim...

Öyle kolay sallıyorlar ki, öyle kolay "asla" diyorlar; öyle kolay "affetmem"; öyle kolay "şu ihanet, bu değil" kararları veriyorlar ki; evlerinde oturup koca bekleyen genç kız veya ders çalışmaktan başı dönmüş delikanlı olsalar anlayacağım, ama!..

Neyse...

Aşk her şeyi affeder mi? Diyelim, aşk her şeyi affetti. Aşktır, affeder! Onu başka ilişkilerden ayırıp aşk yapan tarafı biraz da burasıdır.

Ancak asıl gerginlik noktası belki de başka yerdedir; sözgelimi bellekte...

Hiç düşündünüz mü?

Affetmişsiniz, ama bir türlü unutamıyorsunuz...

Hatalar geçmişte kalmış ama, üzerine sünger çekilememiş...

Kalbiniz sorunu çözmüş ama, belleğiniz sızlıyor...

Ne olur o zaman?

Aşk kılık değiştirir, çoğu kez kılık da yetmez, karakter değiştirir.

O zaman, çiftler yeni bir bellek yaratmaya çalışırlar.

Başarabilirler mi?..


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır