Öyle kerameti kendinden menkul, ya da televole kültürü üretimi değil, gerçek bir müzik Divası vardı, Darüşşafaka'nın o güzel açık hava tiyatrosundaki olağanüstü gecede..
Geceyi olağanüstü yapan oydu zaten..
Yıllara meydan okuyan, kimbilir kaç kuşağa, yarım asırdır şarkılar söyleyen Ayten Alpman..
Ayten'in statüsünde biri, böylesine yılda bir, bir özlem, bir buluşma, bir kucaklaşma konseri verseydi, bir başka ülke, yer yerinden oynar, biletler karaborsaya düşer, merdivenlerde oturabilmek için konser öncesi kapıda kuyruklar oluşurdu.
Şarkısının sözlerini karıştıran, az evvel söylediği şarkıyı unutup, tekrar anons eden ve tekrar söyleyen Frank Sinatra'nın konserleri böyle oluyordu mesela.. Ella söylediğinde biletler karaborsada, ufak değil, büyük bir servet ediyordu..
Sinatra'yı, Ella'yı dinlemek değildi tabii tek sebeb..
Bu bir sevgi gösterisiydi.. Saygıydı.. Vefaydı.. Sanata adanmış bir ömre, o sanatı yıllarca tüketerek mutlu olmuş insanların, bir yürekten teşekkürü..
Bu kadarcık mı olmalıydı, Ayten'e teşekkür edenler?..
Onun şarkıları ile ne aşklar yaşanmıştı.. Onun şarkıları ile nasıl meydanlara dökülünmüştü.. Onun şarkıları ile nasıl mutlu olunmuş, nasıl coşulmuş, gün gelmiş nasıl hüngür hüngür ağlanmıştı..
O geceyi hiç unutmam.. Kıbrıs'ta Rumlara esir düşümüştü, bir gurup Türk gazetecisi.. Hem de savaşın en sıcak günlerinde.. Mete Akyol o anı anlatıyordu, televizyonda..
Benim evde 20 kişi falan vardık, ekranın başında.. Hemen her evde öyleydi ya durum..
Mete "Bizi bir minibüse doldurdular. Götürüyorlar.. Hiçbirşey de söylemiyorlar. Rum askerlerinin hepsinin suratı taş gibi.." diye anlatmaya başladı.. Aralarında konuşmaya bile teşebbüs etmemiş bizimkiler.. O havada tek şey beklenir.. Ölüm.. "Bunlar bizi kurşuna dizmeye götürüyor" demiş birisi titrek sesle.. Sonra içlerinden biri mırıldanmaya başlamış. Sonra öteki eklenmiş.. Sonra öteki.. Sonra hepsi.. Bir kutsal koro oluşmuş, muhtemel ölüme giderken..
Ölüme giden Türklerin son şarkısı.. Anlaşmadan, sözleşmeden.. Hepsinin o an içinden gelerek..
"Havasına suyuna,
Taşına toprağına,
Bin can feda benim yurduma..
Her köşesi cennetin,
Ezilir yanar içim..
Bir başkadır benim memleketim!.."
Ayten Alpman'ın, bu ülkede milli marştan sonra, en çok marş olan şarkısı bu..
Mete anlatırken ağlıyor, biz ekran başında dinlerken..
Ayten bu işte..
Tek başına.. Ama dimdik..
O gece orda bir avuç insandık Ayten'i tek başına bırakmayan.. Her şarkısının ardından ayakta enaz beş dakika alkışladık.. Ellerimiz kızardı, pişti.. Ayten'i unutan vefasızların yerini almaya, herbirimiz beşer onar kişi olmaya çalışıyorduk.. Ayten "Yapmayın.. Ne olur yapmayın, utanıyorum" diyordu..
Bembeyaz elbisesi içinde bir ilahe gibiydi..
İlahe gibi değildi.. İlaheydi..
"Darüşşafaka bu konseri iyi duyuramamış" dediler.. Ayten, ille reklam, ille para ile mi duyurulur?.. Bana gelen bülten her gazeteye, her gazeteciye gelmedi mi?..
Sinatra, Ella konser verse, Amerikan medyası böyle mi olurdu?..
Bizim felaket tellalcısı medya, güzellikleri duyurmaktan korkar.. Adı sanı duyulmamış, manken adını kirleten küçük fahişelerin iç çamaşırlarını göstermek için hem de en parlak kağıtlarla, beşer onar sayfa yapan benim medyam, Ayten'e iki satır ayırmaz.. Sonra utanmadan "Televole kültürü" derler.. Televole kültürünü yaratan ve besleyenlerin bizzat kendileri olduğunu düşünmeden..
Bu olağanüstü güzel, ama ayni oranda buruk gecede beni mutlu eden bir şey daha vardı.. Bir avuç sanatçı, Ayten'i dinlemek, ona saygısını göstermek için koşmuş gelmişti. Bizim ülkede sanatçı, sanatçıyı izlemez. Adet öyledir.. (Tabii televole paparazzilerine görünüp konu olmak için gelip en ön sıralara oturmayı saymazsak..)
Bu sebeble Ayten'in konserinde bir avuç, herşeyden önce kendisine ve mesleğine saygısı olduğu için orada olan, halkın arasındaki yerlerinde adeta kaybolan sanatçılara teşekkür etmek isterim..
Teşekkürler Ayferi..
Teşekkürler Esin Afşar..
Teşekkürler Ömür Göksel..
Teşekkürler Erol Büyükburç..
Teşekkürler Aydın Tansel..
Teşekkürler Coşkun Demir..
Teşekkürler Suavi Karaibrahimgil..
Teşekkürler Şanar Yurdatapan!..
Abuzittinciğim,
Memleket dibe vurdu vuracak diyorlar ama ben pek inanmıyorum.
Baksana eğlence yerleri tıklım tıklım..İstanbul da ki Lamia mı Laila mı Leyla mı denen yer de bir ay önceden masa ayırtıyor muşsun.. Öyle her geleni de "aleykümselam" almıyorlarmış. Bir şişe kapalı su da 10 milyon lira..
İnsanlar, bir şişe kapalı suya 10 milyonu verip kanakana içmek için kapıların önünde zavallı zavallı bekleşiyormuş.
Kapının içindekilere gelince onlar da batan, batmak üzere olan ve batacak bankaların üst düzey yöneticileriymiş.. Son günlerde, fona devredilen bankaların yeni patronları da buraları şereflendirmeye başlamışlar.
Bir şişe şampanya 300 milyon lira..
Hani dibe vuruyorduk ?.. Sıkıntıda olan daha bi sürü banka vardı.?
Şimdi bu bankalarla ilgili fazla da konuşmamak lazım.. Adamı hacamat ediveriyorlar.. Bi bankalar kanunu var.. Diyelim sen sokakta arkadaşınla giderken "Yav bilmemne bankası da batmak üzereymiş" dedin..Ve sen bunu derken tesadüfen yanından geçmekte olan bi BDDK'lı da bunu duydu.. Tamam gittin kardeşim.
Hatırlıyormusun Sabancı da ".. daha sırada 20 Egebank var" dediydi, dediğine diyeceğine pişman oldu. Tak, 2 milyar ceza!
Hadi Sabancı, arabaya, lastiğe bilemedin suya, süte zam yapıp 2 milyarın acısını vatandaştan çıkartır.. Sen ben n'aparız?
Bunlar tehlikeli konular..
Futbol takımlarımız da maşallah sezonu Avrupa ülkelerinde açıyor..Kimi Almanya da kimi Avusturya da kimi İsviçre de.. Hatta bazıları gelip iki antrenmanı İstanbul da yapıp tekrar ver elini Hollanda!
Bunlar dibe vuran ülkenin futbol takımları.
Adamın biri geçenlerde çocuğunun pipisini kestirtti trilyondan fazla düğün masrafı etti.
Memlekette ne kıymetli pipiler varmış...Böyle bi memleket dibe vurur mu?
Hal böyleyken Maliye bakanımız da insanların aklını karıştırıyor:
"..tasarrufu önce devlet gösterecek. Kağıtların arka yüzlerinin de kullanılması için bi genelge yayınlamayı düşünüyorum.."
Bari tuvalet kağıtları da iki taraflı kullanılsın.
Devlet şu geçtiğimiz dört beş ayda 3 trilyonluk yeni araba almış..Ben uydurmuyorum, Şükrü Kızılot yazdı. Trink 3 trilyon ! Bi tarafta kağıtları arkalı önlü kullanalım diyen bi bakan öte tarafta yeni arabalar, eğlenceler, avrupa da sezon açan futbol takımları, geceliği yüzlerce dolarlık lüks otellerde kongre öncesi partili ağırlayanlar....
Peki Maliye Bakanımız niye böyle "tasarruf masarruf" lafları edip de zihinleri bulandırıyor.
Bi zihin bulandıran da Tansu teyze.. İkitelli'de sanayiciler sitesinde
"Ortadireği yeniden şahlandıracağız" demiş. Allah Allah ben mi iyice bunadım? Tansu hanım ortadireği ne zaman şahlandırmış da "Yeniden şahlandırmak"tan söz ediyor.. Yoksa direkleri mi karıştırıyor? Ortadirekde hal kalmadı ki şahlansın.. Bırak şahlandırmayı kımıldat elini öpim.
Senin de münasip yerlerinden öperim,
Kardeşin Güneş.