Anayasa Mahkemesi, Hasan Celal Güzel'in ve Tayyip Erdoğan'ın siyasi yasaklarının kalktığına karar verdi.
Bu karar, "keyfi ve cebri uygulamalar gölgesinde" kısırlaşarak "kendi içinde yenilik ve yenilenme üretemeyen" siyasi alan için hayati bir karardır. Erdoğan ve Güzel'in isimlerinin ötesinde, yasakları devre dışı bırakarak "siyasetin kendi araçlarıyla tabiileşmesi" yönünde bir pist açmıştır.
Bu "pist", mevcut siyasi partiler yelpazesi "zinciri"nin kırılabilmesi, hükümete yönelik yeni alternatifler üretilerek mevcut "yönetim krizi"nin aşabilmesi açısından sisteme soluk verecektir.
Ve bu yöndeki ilk sonuçlar da muhtemelen kısa sürede ortaya çıkacaktır.
Erdoğan'ın başına geçeceği siyasi partinin bir "cazibe merkezi" oluşturarak diğer parti ve oluşumları etkilemesi, sonuçta "yeni bir siyasi hareketliliğe" zemin hazırlaması ciddi bir ihtimaldir. Başka bir deyişle özellikle Eylül ayı, 50 civarında bir milletvekiline sahip olan, DYP ve ANAP'tan muhtemel katılımlarla daha da büyüyecek "dinamik bir gücün doğması"na tanık olduğu oranda, yine TBMM'de grup kurabilecek sağ ve sol yeni oluşumları hızlandırabilecektir.
Bunlar gerçekleştiği takdirde ise alternatifsiz hükümet söyleminin temelinde "başarısız siyasetçilerin yasakçı mantık tarafından üretildiği"nin tekrar görülme ihtimali artar ve bu, "siyasete yönelik soğuk ve umutsuz bakış"ın bir ölçüde kırılması anlamını taşır.
Velhasıl "yasakların kalkması"nın "sembolik anlamı" ülke açısından şimdiden "siyasete geri dönüş yolu" olarak yorumlanabilir.
Bu kararın ülkenin siyasi dengeleri üzerinde sadece "sembolik açı"dan değil "filli açı"dan da etkiler yapması kaçınılmazdır.
Önce şunu görülmeli:
Tayyip Erdoğan ve yenilikçiler, İslami kesimin kendi içinde ve kendi ivmesiyle yaşadığı "toplumsal farkılaşmanın siyasi bir kanıtı"dır. Tek bir kimliğe gömülmüş İslami kesimin "türdeşlikten çok yapılı bir dokuya" doğru ilerlemesinin bir sonucudur.
Özgür örgütlenme ve siyasallaşmanın bu farklılaşma sürecini daha da hızlandırması kaçınılmazdır. Müdahaleler olmadığı sürece "toplumun merkezi ile çevresi arasındaki mesafenin daralması" hali çatışma faslı"ndan "bütünleşme ve sentez faslı"na geçebilir. Nitekim Erdoğan ve arkadaşlarının kurmayı planladıkları siyasi parti, bu sadece kişilerin kimliği üzerine oturmayacak ve merkez sağa hitap edecek bir yapıya daha doğru şimdiden yol almış durumda.
Bu faktör sadece "İslami kesimin yaşayacağı değişim" ya da "laik kesimle kuracağı ilişki" açısından değil, "siyasi merkezdeki temsil yelpazesini etkileyecek" olması açısından da son derece önemlidir.
Kaldı ki, sağ cenahtaki dengelerin değişimine ilişkin olarak gözardı edilemeyecek bir diğer bir unsur da Tayyip Erdoğan'ın ismidir. Beğenilsin beğenilmesin, haketsin etmesin, Erdoğan son on yılda Türk siyasetinin ürettiği tek "lider figürü"dür.
Bu ülkede siyasetin "fikir ve proje" kadar, "kişi ve güç" mesajı etrafında anlam taşıdığı dikkate alınırsa, Erdoğan'ın Güneydoğu'da dahil olmak üzere hemen her kesimden destek bulduğu farkedilirse; "yenilikçi hareket"in niteliğinin neden değiştiği, kapsamlı bir katılıma nasıl yaklaştığı ve mevcut dengelerin hangi açılardan sarsılacağı daha iyi hissedilebilir.
Ancak şunu da belirtmek gerekir:
Siyasette tabiileşme, hareketlilik ve denge değişikliği, mutlaka "yeniden yapılanma ve çağı kucaklayan siyaset üretimi" anlamına gelmez. Erdoğan ve arkadaşlarının bu açıdan çeşitli ve ciddi engeller bulunuyor. Yarın bunlara değineceğiz...