kapat
20.07.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

banner
Dünyadan
Spor

www.ciceknet.com
Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

www.euronet-tr.com
Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

 
HAŞMET BABAOĞLU(hbabaoglu@sabah.com.tr )

Yazın değerini bilmek

Bu yaz gerilmiş kaslarımızı türlü sarhoşluklarla gevşetmeyi beceremedik! Gergin zihinlerimizi de...

Oysa hava sıcak mı sıcak, güneş parlak mı parlak!

Ve mevsim gerçekten yaz...

Ama şu sevinç yok mu!.. "Tanrıların o güzelim kıvılcımı" ve yazın meyvesi!.. Sevinç yanımıza nadiren uğruyor...

Sonra başka birisiyle randevusu varmış gibi hızlı hızlı uzaklaşıyor...

Kırılmaya, kıskanmaya bile halimiz yok!

Oysa yaz mevsiminin en güzel yanı sevinçle buluşmamız, onunla üç ay boyunca soluk soluğa, ter ırmaklarına batıp çıkarak sevişmemiz değil miydi?

Sevilmeye yenilen, severek öldüren ruhlarımızı üç ay boyunca tedavi eden sevinç değil miydi?

Nerede sevinçler şimdi?..

Haydi yaz, ellerimizden tut, yine... N'olur?

Her zamanki gibi! Tut ellerimizi ve bize kendine özgü sevinçlerini bağışla...

***
-Bana çok soğuk bir su getirir misiniz?

-Abi yeni dolaba koyduk, ılık daha!..

-Şöyle serin, gölgelik bir yeriniz var mı?

-Bu yıl herkes güneş istiyor abi... 'Sonra çok üşürüz, bari şimdi iyice ısınalım' diyenler var abi!..

***
Ah yaz! Seni hep çok sevdim.

Tarihin en büyük sınıf ayrımı olan mutlularla mutsuzlar arasındaki çelik duvarı bile eriten sıcaklığını sevdim.

"Pire için yorgan yakmayacak" kadar olgunlaşmanın mevsimi olmasını sevdim.

Geçmişi ve geleceği havada öyle asılı bırakıp, şimdiki zamanın hazlarını çıkartmayı bütün insanlığa öğretişini sevdim...

Ama şimdi içimde tuhaf bir boşluk var!

Futbolsuz, Türk Lirasız, işsiz, güçsüz, susuz ve hırlaşmalı şaşkınlıklarla; hiç durup sakinleşmeden; hiç dünyaya sırtını dönüp "bana ne beeee!" dedirtecek kadar bile hükmünü geçiremeyen bir yazın ortasında olmaktan belki...

Belki "yaz aşkları"nın bile uzaktaki eski sevgilinin canını acıtmaktan başka bir şeye yaramamasından...

Belki tatillerin kadınları evdeki bulaşıktan, çamaşırdan beter yorgun; erkekleri işyerindekinden beter hırçın ve yoksul kılmasından...

Ama olsun!

Yaz yine de yaz...

Ve işte ortasına geldik bile!

Zaman geçmeden yazın değerini bilelim; bizi sarıp sarmalayan, ısıtan, içe kapanık evlerimizden muhabbete açık sokaklara koşturan, mutsuzluğu erteletip mutluluğa işve yapan bu güzel mevsimle barışalım...

Sonrası...

Sonrası gelir!

ZOOM
Geçen 25 Mayıs'ta hayata veda eden Kübalı fotoğrafçı Alberto Korda o muhteşem Che fotoğrafıyla ünlenmişti. Hani önce 1968 hareketinin simgesi olan, sonra yerli yersiz biçimde tişörtlerden içki etiketlerine kadar her yerde karşımıza çıkan Che Guevara fotoğrafıyla...

Korda'nın buraya aldığım fotoğrafında ayrı bir tat buluyorum. Yıl 1959. Solda Castro, sağda elinde oltayla Che...

Alberto Korda Türkiye'ye geldiğinde uzun uzun söyleşmiştik. Bugün gazete kesiklerimi karıştırırken aralarından bu fotoğraf çıkınca Korda'nın anlattıkları aklıma geldi.

Che Guevara denize çıkıp saatlerce elde oltayla balık beklemekten sıkılırmış. Korda "zaten hep sıkıntılıydı" demişti.

Zorla götürürlermiş balığa! Yani bakmayın fotoğraftaki dinginliğe...

Korda bana o gün çekilmiş başka fotoğrafları da göstermişti: Güvertede aydınlık yüzü dalgacı gülümsemesiyle dansediyordu Che...

"Neden?" diye sorunca Korda anlattı: "Balık tutmaktan canı sıkılınca espriler yapmaya başlar; dönelim isteğine uyulmazsa, tekne içinde türlü muzırlıklarla ötekilerin dikkatini dağıtmaya çalışırdı."


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır