kapat
20.07.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

banner
Dünyadan
Spor

www.ciceknet.com
Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

www.euronet-tr.com
Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

 
ŞELALE KADAK(skadak@sabah.com.tr )

Kamu için olaylar acilleşmedi!

Kamunun değişimi algılayamadığına inanan Deniz Ormancıoğlu, "Kamu çalışanlarının hayatı tümden etkilendiğinde değişim ihtiyacı da hissedilecek" diyor

Kendi başarı ölçülerimizi terketmenin zamanı gelmedi mi? Deniz Ormancıoğlu ve onun gibi düşünenlere göre çoktan geldi. Artık global ölçülerde başarıyı yakalamanın peşinde koşmanın vakti geldi. Daha önce İMKB Başkan Yardımcılığı görevinde bulunan Deniz Ormancıoğlu, İş Bankası iştiraklerinden Fora Zeytincilik'in Genel Müdür koltuğunda oturuyor. Türkiye'nin başarılı profesyönel yöneticileri arasında yer alan Ormancıoğlu, borçla nasıl bir hayat sürdürüldüğünü 15 yılda gördüğümüzü hatırlatıyor ve ödediğimiz bedelin, elde ettiklerimiz karşısında çok ağır olduğuna inanıyor.

*Sizce yeni Türkiye nasıl şekilleniyor? Hangi kavramlar, değerler ön plana çıkıyor, hangileri gözden düşüyor?

Değişim ancak, 'acil' olduğunda gerçekleşebiliyor. Ne yazık ki diğer topluluklarda yaşanan benzer tecrübeler örnek alınıp, sorunlar acilleşmeden harekete geçilemiyor.Türkiye'nin mevcut sorunları yıllardır hepimizin gözü önünde gelişti ve bugünkü duruma geldi. Tüm Türk toplumu bugünkü durumdan değişik ölçülerde sorumludur. Hepimizin öncelikle yapması gereken 'özeleştiri' bence.

Artık, Türkiye'de; paradan para kazanma, kolaycılık, köşe dönmece, ne pahasına olursa olsun paraya ulaşma, verimsizlik, tasarruf etmeden tüketme, kişisel ve maddi çıkarlar için politika yapma, her türlü çözümü devletten bekleme, kısa vadeli hareket etme ve istikrarsızlık devri kapanmak zorunda. Verimlilik, yeterlilik, üretim, tasarruf, denetim, katılım, ahlak, etik, orta ve uzun vadeli düşünme, rekabet, planlama, süreklilik ve istikrarın yükselen değerler olduğuna inanıyorum.

*Kamu yönetimi, değişimi algılayabiliyor mu?

Kamu yönetiminin tümünün bu değişimi tam olarak algılayabildiğini sanmıyorum; çünkü olay onlar için henüz 'acilleşmedi'. Kamuda değişim ihtiyacının hissedilmesi, orada çalışanların hayatları etkilendiğinde başlayacak. Tıpkı toplumun diğer kesimlerinde olduğu gibi. Özellikle kamu kesimi çalışanlarının, iş güvencesinin ancak performanslarına bağlı olduğunu, aksi halde devlet memurluğunun kesin güvence olmadığını anlamaları gerekiyor.

*İşadamı-siyasetçi ilişkisi değişiyor mu?

Bu ilişki kanımca bir süre önce zorunlu olarak değişmeye başladı. Çünkü geriye paylaşacak birşey kalmadı. Deniz bitti! Ayrıca, zaten alınan önlemlerle siyasilerin menfaat yaratma olanakları ellerinden alındı. Bundan sonra siyasete girecek kişilerin profilinin çok farklı olacağını göreceğiz.

*İçinde yer aldığınız sivil toplum örgütlerinin yeni Türkiye'nin oluşumunda nasıl bir rol oynayacağını düşünüyorsunuz ? Bu örgütler de bir değişime girecek mi?

Toplum, kendi kaderine sahip çıkmak durumunda. Bu yeni süreçte her bireyin ülke yönetimine 'katılımı' esastır. Artık herşeyin çözümünü devletten bekleme devri sona erdi. Bu katılım da sivil toplum örgütleri vasıtasıyla olacak.

r Bu değişimin önündeki en büyük engel nedir?

En büyük engel, bu konunun "aciliyetinin" toplumun büyük kesimi tarafından anlaşılamaması. Bu devam ederse, toplumun geneli eski düzeni sürdürmeye çalışacak. Yapılanların sadece ertelemeye yönelik olduğunu düşünecek. Bu da, yeni krizler ve fakirleşme demek. Üretmek, satmak, kazanmak zorundayız. Diğer bir sorun da, eğitim eksikliği nedeniyle düşünen, öneri üreten insan sayısının azlığı. Değişim için, hızla öğrenme, araştırma, inceleme alışkanlıkları edilmeli ve bilgi toplumu olma yönünde ilerlemeliyiz.

Ekonomik özgürlüğü en iyi kriz anlattı
*5 yıl sonra nasıl bir Türkiye görüyorsunuz?

İki olasılık görüyorum. Birincisi, çağdaş bir toplum olmak üzere harekete geçmiş, mesafe almış ve sorunlarını tavizsiz çözmeye devam eden, uluslararası platformda saygın yerini almış bir ülke. İkinci olasılık ise, çağdaş dünyanın büyük ölçüde dışında kalmış, gelir dağılımı bozuk, bugünden daha fakir, ulusal saygınlığını büyük ölçüde yitirmiş bir ülke.

Dilerim bu kriz, ulusal özgürlük için ekonomik özgürlüğün mutlak bir koşul olduğunu, devletten ve uluslararası kuruluşlardan alınan borçlardan medet umarak hiçbir yere varılamayacağını, geçici lüksün bedelinin çok ağır olacağını herkese anlatmıştır.


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır