  
ATO Başkanı saçmalıyor!
Kısa süre önce bu köşede yazdığım bir yazıda, sivil toplum kuruluşlarının büyük çoğunluğunu biraraya toplayarak "Ekonomik kriz ve siyasi çözümler" konusunda neler yapılabileceğini tartışma kararı aldıkları ve bu toplantıya ev sahipliği yaptıkları için Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün'ü kutlamıştım.
Şimdi ise "Saçmalıyor" diyorum. Nedenini açıklayayım.
Aygün, Türkiye Ziraatçiler Derneği'nin 52. Kuruluş Yıldönümü nedeniyle ATO'da yapılan ve bazı bakanlar, genel başkanlar ile çeşitli sivil toplum örgütleri başkanlarının katıldığı bir toplantıda Kemal Derviş'in 80 öncesi dönemde korkarak ABD'ye kaçtığını söyledikten sonra "Böyle bir insandan vatana, millete ne hayır gelir" demiş.
ATO gibi ekonomiyle birebir bağlantılı bir kuruluşun başkanının, daha Türkiye'ye geleli sadece dört ay olan, bu zaman zarfında defalarca Amerika'ya giderek Hazine Bakanı'ndan, Dünya Bankası ve IMF yetkililerine kadar çeşitli kişilere bilgi veren , ikna eden, gerekli kredileri tek başına almak için elinden gelen gayreti gösteren ve başarılı olan bir "Ekonomiden Sorumlu Bakan" hakkında bu kadar sorumsuz bir konuşma yapması olacak iş midir?
Efendim, tesadüfe bakın ki Sinan Aygün'ün bu konuşmasından sonra da Türkiye Ziraat Odaları Başkanı (ticaretle, ekonomiyle en yakından bağlantılı bir başka kuruluş) Faruk Yücel kürsüye çıkıyor ve o da IMF'ye veryansın ediyor. Amerika'nın ve IMF'nin amacının Türkiye'yi tuzağa düşürmek olduğunu şu sözlerle açıklıyor:
(Ne alâkası varsa?) "Amerika Hiroşima'ya atom bombası attığında, bunu 'dünya insanı adına' yaptıklarını söylemişlerdi. Oysa Amerika'nın amacı kendisine rakip olan ülkeleri ortadan kaldırmaktı. İşte Türkiye'de oynanan oyunlar bunlar. Önce yalan ve yanlışı yaymak, sonra da 'buna ancak biz çare buluruz' mantığıyla her dediklerini kabul ettirmek."
Vallahi, bu iki şahsın, böyle bir toplantıda söylediklerini duyunca "bu yaşta (ve bu mevkide) bu mantık, bu zeka, akıllara seza" diyeceği geliyor insanın..
Siz hem bir ülkenin en önemli ticari kuruluşlarından ikisinin başında olacaksınız, hem de güvensizlik ortamının ekonomik krizi derinleştirdiğini bile bile güvensizlik yaratacak sözleri uluorta sarfedeceksiniz.
Bu beylerin, sadece siyasetçileri suçlamanın haksızlık olduğunu, ülkenin içinde bulunduğu durumda her vatandaşın, özellikle de kendileri konumunda bulunanların sorumluluğu paylaşması gerektiğini, bilmiyorlarsa öğrenmeleri lâzım.
Kitle örgütlerinin inançsızlık, güvensizlik belirttiği bir durumda kitle nasıl inanabilir, nasıl güvenebilir?
IMF hastane, biz hasta
IMF'nin isteklerini "Amerika'nın bizi yönetmesi" olarak empoze edenler, ekonomik programın uygulanabilmesi için gerekli önerileri açıklamak ve uygulanmasını sağlamak zorunda olan Kemal Derviş'i de "Amerika'nın adamı" gibi gösterenler, bunu belli bir siyasi amaca hizmet için yapmaktalar, bu tuzağa düşmemek gerekiyor.
Derviş bu işin başına geçmeyi kendisi istemedi, biz çağırdık.
IMF ise ekonomik hastalığı olan ülkelerin, kapısından ayrılmadığı bir özel hastane.. Hastayı kendisi davet etmiyor, gelen hastaya tedavi reçetesini veriyor ve uygulanmasını istiyor.
Tabii insanların olduğu gibi devletlerin de "Ben tedavi istemiyorum, kendimi ölüme terkedeceğim" deme hakkı mevcut.
Onun için, hem "Beni tedavi et" deyip, hem de bu işin en iyi uzmanı olan ve tedaviye başlayan doktor ile hastaneyi suçlamak saçmalamaktan başka birşey değil.
Nasıl ki siyasilere "Sorumluluğunuzu bilin, böyle bir durumda şahsınızı veya partinizi düşünerek hareket edemezsiniz" diyorsak, aynı sözü Sinan Aygün ve Faruk Yücel gibi, konuşmalarıyla kitleleri ve ekonomiyi etkileyebilecek konumdaki şahıslara da söylüyoruz;
Sorumluluğunuzu bilin!
'Derviş'in partisi' söylenti mi?
Siyasi partilerin ve onları destekleyenlerin son günlerde giderek Kemal Derviş'ten daha fazla rahatsızlık duyar görünmesi, fısıltı gazetesinde yayılan bir haberle ilgili olabilir...mi acaba?
Ekonomiyle uğraşmadığı zamanlarda, Sonbaharda açıklanacak bir partinin kuruluş çalışmalarıyla meşgul olduğu söylentisi siyasi çevrelerde yaygın bir şekilde konuşulmakta.. Baştan beri tekrarlayıp durduğumuz gibi Türkiye bu krizi tamamen atlatıp, düze çıkmadan Derviş'in siyasete girmesi (veya yeni bir partiyle adının anılması bile) çok yanlış.. Kendisine karşı artacak tepkiler doğrudan ülkeyi etkileyecek, programı yine tehlikeye sokacak, belki de yeni bir seçimi kaçınılmaz duruma getirecektir.
Bunun yanında Derviş'in ülkeye karşı büyük bir sorumluluğu daha var. Yapılan kamuoyu araştırmaları da gösteriyor ki, arkasından gidecek "güçlü bir lider" arayışında olan halk onu ümit olarak görüyor.. O zaman, eğer bir siyasi oluşumda yer alacaksa hata yapmaması, yanındaki her ismi çok doğru seçmesi şart.
Şu durumda seçme hakkı kendisinde.. Kimseyi dinlememesi, popülist yaklaşım ve uygulamalarıyla ülkeye, ekonomiye zarar vermiş isimlerle yanyana gelmemesi gerekiyor.. Bir de lütfen dinozorlarla.. Sahneden çekilip, çekilip geri dönenlerle..
Acele ediyor.. Siyaset ise aceleyi, hatayı kaldırmaz. Unutmasın!
Broadway'den Enka'ya
Çarşamba akşamı Enka Açıkhava Tiyatrosu'nda Paul Taylor Dance Company'i 4 gün sürecek gösterilerinin gala gecesinde izledim.
Dayanılmayacak Temmuz sıcağından biz oturduğumuz yerlerde bile rahatsızlık hissederken, 46 yıllık grubun 16 usta dançısı en zor figürlerden oluşan danslarını (öyle ki, bazılarını sadece buz üzerinde kayarak yapmak mümkünmüş gibi görünüyor) büyüleyici bir rahatlıkla yaptılar. Üç bölümlük gösterinin bence en keyifli bölümü sonuncusuydu.
Dünyanın en büyük koreograflarından biri sayılan ve "Dancemakers" filmiyle Oscar kazanan Paul Taylor'ın grubu bugüne kadar 60 ülkenin 450 kentinde eserlerini sunmuş ve 40'tan fazla ülkede ABD'nin resmi dans grubu olarak yer almış.
"Modern dans"ın ustaları olarak tanınmalarına rağmen yaptıkları zor figürler arasında klâsik baleden alınmış olanlar da az değil.
Dans sevenler, Broadway'den sadece 4 gün için gelen ve gösterileri 22 Temmuz Pazar gecesi sona erecek olan Paul Taylor Dance Company'i izleme fırsatını sakın kaçırmasınlar. (Telefon: 0212 227 16 61)
|