Yurt dışında yaşayan bır dostumuz, geçenlerde Ankara'ya geldi ve "nabız yokladı.."
Ona, "Dış politikada nabız nasıl atıyor?" diye sordum..
"Atmıyor ki" dedi..
Sonra neden atmadığını anlatmaya başladı:
"Nabzın atması için, yeni projeler üretip sahneye çıkmak lazım.. Bunların gerçekleşmesi için mücadele etmek lazım.. Oysa hiçbir şey yapılmıyor.. Herkes oturuyor.. Bu durumda da nabız filan atmıyor tabii.. Diplomatlar maaşlarının dolar karşısında değer kaybetmesinden son derece huzursuzlar.. Bakanlıkta bunu konuşuyorlar kendi aralarında.."
Bu arada, öğreniyoruz ki, Loğoğlu için ABD'lilere, ayıp ediyorsunuz diye ettiğimiz sitemin hemen ardından, Washington Büyükelçiliği'ne atanan Müsteşar Faruk Loğoğlu'nun, onayı gelmiş..
Bu arada, Washington'dan pek çok arayanımız oldu.. Düşünce üreten kurumların yöneticileri, Loğoğlu'nu sordular.. "Kimdir? Nasıl biridir?" Biz de anlattık.. Bundan sonrası ona kalmış.. Washington'un nabzını tutabildiğimiz için, olup bitenleri öğrenmekte zorlanmıyoruz..
Bir başka öğrendiğimiz şey de, Bakanlık'taki bürokratların Kıbrıs konusunda esnek davranılması yönünde yaptıkları bazı konuşmalar, Bakan İsmail Cem'i kızdırmış.. Ama kızdırmaması lazım.. Çünkü Dışişleri Bakanlığı her zaman, değişik görüşlerin ortaya atıldığı, tartışıldığı bir yapıya sahiptir.. Arkadaşlarım olduğu için, zaman zaman tavla oynayıp gırgır da geçilen bu tür toplantılara, zaman zaman katılıyorum ve son derece parlak fikirlerin tartışıldığını görüyorum.. Batı dünyasında da bu böyledir..
Dışişleri mensuplarını huzursuz gördüğüm zaman, ben de huzursuz oluyorum.. Çünkü o kadar uzun bir süreçtir beraberiz ki.. Neler yaşadık neler.. Onların masa başında ve nelere rağmen, Türkiye için ne büyük kavgalar verdiklerine tanık oldum yıllardır.. Zaman zaman onlarla ayrı düşündük.. Onların, son dönemde, örneğin Kıbrıs konusundaki tutumlarını eleştirdim.. Bu da doğal.. Üst düzey bir Dışişleri Bakanlığı çalışanı dostum, eleştirilerimle ilgili şöyle dedi:
"Sedat, Kıbrıs konusunda siyasilere ve askerlere takılıyoruz. Bize bıraksalar, çok daha başka türlü çözeceğiz.. Çok iyi planlar yaptık.. Ama o duvar bizi engelliyor.. Anlatamıyoruz.."
Ankara'daki bu "duvar" maalesef bir türlü aşılamıyor.. Ankara, kendisi gibi düşünmeyenleri dinlemiyor. Dinlemeye tahammülü bile yok.. Bize, "Kıbrıs Rum kesimi görüşme istemiyor. Çünkü saat onun lehine çalışıyor" dendi.. İşte bu bile "Denktaş'ın hemen görüşmeler konusunda ısrar etmesi için önemli bir fırsat.. Getir adamı masaya.. Koy önüne Güven Artırıcı Önlemleri.. Hadi bakalım de.. Maraş.. Lefkoşe havaalanı.. Adamı konuşmaya mecbur et.."
Ama duvar izin vermiyor..
Duvar izin vermeyince de, Dışişleri bürokrasisinin eli kolu bağlı kalıyor.. Hazırlanan planlar tekrar dosyalara konup, rafa kaldırılıyor.. Bundan kaybeden de, Türkiye oluyor..
Yazık değil mi?
ABD, ekonomik duvarları zorlayarak, surlarda delikler açmayı başardı.. Şimdi sıra geldi, dış politikadaki duvarlara.. Bir de onda delik açılsa ne iyi olacak..