Geçen hafta İstanbul'da Ali Sami Yen Stadı'ndan Zincirlikuya'ya doğru gidiyorum. Sağda bütün taksiler parketmiş müşteri bekliyorlar. Önümde ikinci sırada müşterili bir taksi var. Onun solunda başka bir taksi müşteri alıyor. Trafik, bu sebeple 300 metre tıkalı. Makul bir süre bekledim, yol açılmadı. Kornaya bastım, müşterili olan taksinin sağ önünde oturan adam şöyle bir bana baktı, "Hocam" dedi "Size yakışıyor mu!kornaya basmak?"
Şöyle bir düşündüm. "Adam haklı" dedim kendi kendime. "Sana ne Erman yol açılınca devam et. Yazık, taksiciler de ekmek parası peşindeler. Ne olmuş yani, yolu üç sıra kapatmışlarsa!. Ne var yani Şoförler Cemiyeti İstanbul'un ihtiyacı olan taksinin 4 misli fazlasına ruhsat vermişse! Bunların çoğunun durağı yoksa, sana mı düştü bunları düzeltmek!"
10 gün sonra tatil cenneti Marmaris'teyim. Sokaktaki insanların % 90'ı yabancı turist. İki araba, arkalı önlü yemeğe gidiyoruz. Ben arkadaşımın arabasını kullanıyorum. Ama plakam 34. Şanssızlığım burada. Öbür arabayı kullansam hem 06, hem de araç jeep. Hiçbir şey olmayacak!
Bu çok önemli. Bir taksici sağ tarafımdan pike yapıyor. Şöyle bir bakıyorum; adamın aldırış ettiği yok. Bir pike daha yapıyor. Durum tehlikeli. "Ne yapıyorsun" diye işaret ettiğimde, şöyle sol elinin tersiyle geçmişime hafif bir rahmet okuyor. Bu sefer ben gaza basıyorum, adam çok cesaretli. Sağ tarafımdan önüme gelip beni orta refüje atıyor. Frenle zor duruyorum. O bakmadan gidiyor. Arkasına takılıyorum selektör yapıyorum, durmuyor. Haliyle benim kimyam da bozuluyor. Önünü kesip, duruyorum. Arabadan iniyorum görüntü aynen Amerikan polis filmlerindeki gibi. Artık o andan sonra o görüntüde ben suçluyum. Çünkü kimse önceden neler yaşandığını bilmiyor. Hışımla gidiyorum. Yüzüm fazla gerilmiş ki, şoför kendini sağ koltuğa atıp, kapıyı açıp kaçıyor. Arkadan dolanıp yakalıyorum. Restauranttaki garsonlara da bağırıyorum "155'i arayıp polis çağırın."
Birileri yanaşıyor, "Ayıp olmuyor mu hoca" diyorlar, "Sana yakışıyor mu? Zavallı adam ne hale geldi, turistler de korktu."
Gene düşünüyorum, "Sana ne lan Erman! Niye bu işlere burnunu sokuyorsun? Şoförler Cemiyeti düşünsün."
Araba İçmeler'in taksisiymiş, Marmaris'in değil. Marmarisli şoförler diyorlar ki, "Biz böyle sorunlu adamları zaten içimizden atıyoruz, barındırmıyoruz."
Büyük şehirlerde plaka 100-150 bin dolar arasında. Senelik vergileri 100-200 milyon arası. Çoğu zengin, taksi plakası ticareti yapıyor, şoförler gündelikçi. İşin sonunda şoför gelip benden özür diliyor. Polislerin yanında adama soruyorum, "Şimdi artık bir başkasına daha bu yaptığını yapamazsın değil mi" diyorum. "Yaparım Erman hoca" diyor, "Özel arabalara, özellikle de 34 plakalı arabalara son derece gıcığım." Polisler de donup kalıyorlar. Demek ki kullandığım 06 plakalı jeep olsaydı, başıma bunlar gelmeyecekti. Hangi adamları alıp ehliyet verip takside çalıştırıyorsunuz? Herhalde verdiği tek cümleyle yanıt belli oluyor.
Arkadaşlarım diyorlar ki, "Kardeşim Erman bu Türkiye'yi sen mi düzelteceksin?" Tabii ben düzeltemeyeceğim. Ve her şeyde "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" prensibiyle yaşadığımız Türkiye'yi, Amerika yolladığı Derviş ile bağırta bağırta düzeltecek.
"Sana ne lan Erman, her şeye karışma!"