  
Bu yangını bu su söndürmez!
Ekonomi zirvesi bekleneni vermedi, aksine olumsuzlukları tetikledi... Zirve ile ilgili resmi açıklama yapılıncaya kadar önceki günün yüzde 9 üzerinde olan borsa inişe geçti... Dolar, Merkez Bankası'nın 350 milyon dolar satmasına rağmen ancak 1 milyon 400 bin lira sınırına geriledi... Bono faizleri de yüzde 100'de direndi... Kısacası; bugüne kadar bin kez duyulan "Ekonomi programının arkasındayız" açıklamasının tekrarlanmasıyla yetinilmesi yangını söndürmedi...
Peki; başta piyasalar olmak üzere giderek fakirleşen, işini, evini, servetini kaybeden 65 milyon bu zirveden nasıl bir sonuç çıkmasını istiyordu?
Eminim ki; hükümetin bu yangını söndürmesi için kararlılığını gösterecek radikal önlemler açıklaması gerekiyordu... Örneğin;
* Devletin hemen kemer sıkacağını....
* Bakanlık sayısını azaltacağını...
* Başta makam araçları, gösterişli binalar olmak üzere tüm taşınmaz malların yarından itibaren satılacağını...
* Özelleştirmenin hız kazanacağını, kamuya yük olan kuruluşların süre vererek sembolik fiyatlarla elden çıkarılacağını...
* Hatta daha da ileri gidip, uygulanan ekonomik programı delecek icraatta bulunan, kafaları karıştıracak açıklamalar yapan bakanın, partisine ve kimliğine bakılmaksızın görevden alınacağını...
* Piyasalarla oynayan finans kuruluşlarının yasaların öngördüğü ölçüde cezalandırılacağını veya kamuoyu önünde ayıplanacağını...
* Ve en önemlisi Bakanlar Kurulu'nun tüm gücü ile sonuna kadar Kemal Derviş'in arkasında duracağını duyurması gerekiyordu...
Eğer bunlar açıklansaydı eminim ki dolar gerileyecek, borsa yükselecek, faizler inişe geçecekti..
Ama yapılmadı... Sadece "Programın arkasındayız" tekerlemesi tekrarlandı...
Düdük!
Eski polisler, "Bekçi, Emniyet teşkilatının azı dişidir" derler... Ama yıllar önce bekçileri iç hizmete çekenler, hemen hepsine masa başında görev verenler, bilmeden Emniyet'in azı dişlerini çektiler...
İşte; bunun farkına varan İstanbul Emniyet Müdürü Hasan Özdemir, 909 bekçiyi masa başından kaldırıp sokağa çıkarıyor... Ve en önemlisi, İstanbullular'a geceleri duymayı unuttukları bekçi düdüğünü duyurmayı amaçlıyor...
Özdemir, "Düdük deyip geçmeyin... Düdük, yerinde silahtan, coptan çok daha önemlidir" diyor ve ekliyor:
"Düdük, devletin sokakta olduğunu, halkın canı ve malı için görev başında bulunduğunu gösterir... Halka güven verir... Suça yönelmeyi düşüneni en azından o an için vazgeçirir..."
Hasan Özdemir yerden göğe kadar haklı... Eminim ki; 909 bekçi geceleri İstanbul sokaklarına çıktıktan sonra ev, işyeri ve oto hırsızlıklarında çok büyük bir azalma görülecek... Düdüğü duyanlar çekip gidecek...
*
Dün öğle yemeğinde birlikte olduğum Hasan Özdemir'le kapkaç olaylarını da konuştuk... Verdiği rakamlara göre, günde 40 olan kapkaç sayısı dün itibariyle 6'ya inmiş... Hedef suçu sıfırlamak... İstanbul'un meydanlarını, caddelerini, sokaklarını gündüz ve gece huzur içinde gezilir hale sokmak...
*
SON SÖZ: Özdemir'in dediklerinin hepsini yapacağından eminim... Tek endişem; kendisindeki heyecanı alt kadrolarının duymaması...
Olmayan gazetenin yaş günü!
Bugün, aylar önce ekonomik kriz nedeniyle kapattığımız SABAH İSTANBUL'un 5'inci yaş günü... Sizlere "İstanbul'u koklayan, İstanbul kokan" SABAH İSTANBUL'un üstlendiği misyonu, okurları ile kurduğu diyaloğu ve İstanbul'un tek gazetesi olduğunu anlatacak değilim... Bunu zaten 15 milyon İstanbullu biliyor...
Belirtmek istediğim; SABAH-İSTANBUL'un doğduğu 19 Temmuz'un İstanbul için bir milat olduğu ve iki İstanbul'un bulunduğu... Birincisi:; SABAH İSTANBUL'la İstanbul... İkincisi; SABAH-İSTANBUL'suz İstanbul...
Dikkat ediyor musunuz; SABAH-İSTANBUL'suz İstanbul'da o kadar çok sorun birikti ki... Üzerine gidilecek, çözüm getirilecek, gerekirse kavga edilecek o kadar çok yanlış görüldü ki...
Neyse...
Bugün, olmayan gazetenin yaş günü...
Biz yine de kutlayacağız...
*
ÇAĞRIM: SABAH İSTANBUL'u özlüyor musunuz? Bu gazetenin eksikliğini hissediyor musunuz? Görüşlerinizi bana faksla veya e-mail ile iletir misiniz?
BEKLİYORUM...
BİR MEKTUP
Veli Göçer'in isyanı!
Adı "Deprem Canavarı"na çıkan, enkaz altında kalan on binlerce kişinin can vermesinin tek suçlusu olarak tanınan veya tanıtılan Veli Göçer, yaklaşık 260 gündür tutuklu bulunduğu cezaevinden gönderdiği mektupta feryat ediyor:
"Yıkılan binaların bulunduğu bölgede devlet depremden iki yıl sonra bir araştırma yaptırıyor ve 'Bu bölgeye inşaat yapılamaz' sonucuna varılıyor... Bu çalışma depremden iki yıl sonra değil, 8 ay önce yapılsaydı yerel yönetimler inşaata izin vermeyecek, insanlar ölmeyecek ve bunun bedeli de Veli Göçer'e ödettirilmeyecekti..."
Ne dersiniz, bu yakınmada haklılık yok mu?
Uyarıyorum uyumayın !
* BAĞKUR Kocasinan Şubesi'nde yaklaşık 2 aydır sağlık karnelerinin onayı yapılmıyor... Yüzlerce Bağkur'lu mağdur halde bekliyor... Bağkur Bölge Müdürü bu rezalete neden el koymuyor?
* E-5'İN Haramidere-Avcılar arasındaki bölümünde aylar önce çöken bir şerit hâlâ tamir edilmedi... Karayolları 1'inci Bölge Müdürü makam aracına binip Koska Helva Fabrikası önüne giderse durumu görecek...
DOĞRU SÖZ
Değiştiremeyeceğimiz bir geçmiş geride dururken, şekillendirip sahip olabileceğimiz bir gelecek bizi bekler..
İĞNE
Hangi gazeteye baksanız aynı yorum: "Ankara kaynıyor... " Bırakın kaynasın da birkaç mikrop ölsün!
|