Garip adamlar olduk! Gerçek derdimizin ne olduğunu anlamak bazen iyice zorlaşıyor!
Kafamız karışık; karnımız guruldarken bile bel altımızdan gelen mızıklanmalarda kulağımız...
Depresif ruh halimizi ahlâkçılık sanacak kadar kendimizden geçmiş haldeyiz...
(Bir gün hayat çıkıp karşımıza "yemezleeeer!" diyecek; o zaman da çok geç olacak korkarım!)
Bu açıdan medyanın "sokaktaki adam"dan hiç farkı yok. Hatta kafa karışıklığında biraz daha önde koşturuyor sanki!
Geçen gün Ayşegül Nadir Tecimer'in Fas'ta tutuklanışı haberlerini okurken şaşırdım. Büyük gazetelerimiz olaya öyle bir yaklaşmışlar ki, sanki Tecimer'in tek bir suçu var: Kendisinden çok genç bir sevgilisi olması!
Hele Hürriyet'inki ayrı bir alemdi! Gazete Ayşegül Nadir Tecimer'in yakalanışına ayırdığı bir tam sayfanın üzerine dev puntolarla "Genç sevgilinin evinde yakalandı" başlığını atmıştı.
Sevgilinin "oğlu yaşında olduğu" da unutulmamıştı. O da yetmemiş, ayrı bir bölüm açılmış, "genç erkeklere düşkündü" başlığı altında arkaplan da verilmişti!
Sayfadaki başlıkların tamamına baktığınızda kadının neden tutuklandığını, Interpol'ün onu neden kırmızı bültenle aradığını; hangi suçtan dolayı 4.5 yıla mahkum olduğunu anlamanız imkânsız...
Hani saf yanınıza gelse, Tecimer ülkeye getirildiğinde savcının iddianamesine bir de "genç sevgililer edinmek" suçunu(!) ekleyeceğine inanabilirsiniz!
Ama...
Bu bakış açısıyla tarihi eser kaçakçılığını hafife aldığımızı söyleseler, kolayca "Yanılıyorsunuz!" diyebilir miyiz? Hayır!
Ya da Ayşegül Nadir'le, neredeyse yaşını başını almış erkeklere özgü çok derinden bir cinsel hesaplaşmaya girdiğimizi iddia etse bir uzman, "hadi canım sende" diyebilir miyiz? Hayır!
Bu arada "mimar sevgilinin 29 yaşında olduğunu" da öğrendiğimize göre, 29 yaşındakileri henüz adam yerine koymadığımızın toplumsal bilinçdışından gelen açık bir itirafı da olabilir mi bütün bunlar?..
Hepsini bir yana bırakıp takkeyi önümüze koyduğumuzda, tablo şu:
Mutsuzuz...
Hepimiz ve tabii medyadakiler de. Mutsuzuz...
Ve asıl sorun, mutsuzluğumuzla yüzleşemeyişimiz.
Bu yüzden sapla saman, suçla suç olmayan; ahlâkla ahlâksızlık birbirine karışıp gidiyor...