'O onu dedi', 'bu bunu' dedi, 'şu şunu yaptı'yı bir kenara bırakalım.. Esas sorun ne biliyor musunuz?
MHP iktidara hazır değildi..
MHP iktidar gelmeyi beklemiyordu..
Şu gerçeği herkes kabul ediyor; Türkiye'nin baskısıyla Suriye'den kovulan terörist Abdullah Öcalan'a İtalya sahip çıkınca hava döndü.. Milliyetçilik rüzgârı öyle sert esti ki, MHP kendini bir anda iktidar koltuğunda buldu.. Hem de güçlü ortak olarak..
Ama kadroları hükümet etmeye yeterli değildi.. Büyük çoğunluğu taşra düzeyinde politika yapmaya alışmış kişilerdi.. Birdenbire siyaset gökdeleninin zirvesine çıkınca neye uğradıklarını şaşırdılar..
Yük ağır geldi.. Taşıyamadılar.. Davranışlarını yeni konumlarına uyarlayamadılar.. Yıllardır kahvelerinde nasıl politika yapıyorlarsa o geleneği Ankara'ya, hükümete, Meclis'e taşımaya kalktılar..
Kahvede nasıl konuşuyorlarsa, bakanlık koltuğunda da öyle konuştular..
Bir gün olsun düşünmediler..
Bir gün olsun akıllarına gelmedi..
Kahvede konuşulunca birşey olmuyordu ama bakanlık koltuğunda konuşunca ortalık altüst olabiliyordu..
Bu ayrımın farkına varamadılar..
Sonra..
23 yıldır iktidara uzak olmanın verdiği hırsla, sıra bizde dediler.. Taban baskı yaptı.. MHP'li olmak 'iş bilir' olmanın 'ehliyetli' olmanın ötesine geçti.. Partizanlık milliyetçilik kimliği altında meşrulaştırılmaya çalışıldı..
Bu iki olumsuzluğa bir üçüncüsü daha eklendi..
Devlete en yakın parti olarak bilinen MHP'nin aslında devlet yönetimine en uzak parti olduğu ortaya çıktı..
Bu üç olumsuzluk biraraya gelince MHP zikzak çizmeye başladı..
Üstüne üstlük..Yerel düzeyde politika yapacak birikime sahip olan Enis Öksüz, Türkiye hızla kabuk değiştirirken, bu değişikliğin lokomotifi olacak bir bakanlığın başına getirilince olanlar oldu..
Türkiye bir sağa, bir sola savruldu..
Ama sonunda.. 'Tek doğru, benim doğrumdur' anlayışıyla devleti yönetemeyeceklerini geç de olsa anladılar..
Anlamasalar dün 'hayır' dediklerine bugün 'evet' demezlerdi..
Ama sonunda .. Ona buna çatarak, cart curt ederek; efelenip debelenerek hükümet olamayacaklarını geç de olsa kavradılar..
Kavramasalar, Bahçeli bakanlarına 'Çok konuşmayın.. susun' der miydi?..
Ama sonunda.. Yetersiz, bilgisiz, deneyimsiz kadrolarla bakanlıkları yürütemeyeceklerini gördüler..
Görmeseler.. Enis Öksüz'ü istifaya zorlarlar mıydı?.
Sonunda Bahçeli'nin 'önce ülke sonra parti sonra ben' diyen anlayışı galip geldi..
MHP tabanı da bu sağduyulu sese kulak verdi..
MHP yavaş yavaş öğrendi ama öğrenme sürecinde kaybeden ne yazık ki Türkiye oldu..
Neden mi?
Bir ülke için ne önemlidir..
Bayrak..Toprak..
Evet mi?
Peki bir ülke için bütün bunların yanında 'milli para' da önemli değil midir?
Önemlidir.. Çünkü para zenginlik işaretidir.. Gelişmişlik işaretidir.. Refahın göstergesidir..
Eğer milliyetçiyseniz.. Eğer ülkenizi çok seviyorsanız..
Bayrak kadar ..Toprak kadar, paranızı da düşünmelisiniz..
Şu çelişkiye bakın..
Milliyetçi iktidar döneminde..
Türk lirası pul oldu..
Türk insanı cebinde dolar taşır oldu..
Türk insanı kendi parasına güvenmez oldu.
Türk insanı fakir oldu...
Türkiye yabancıya avuç açar oldu..
Türkiye dışardan emir alır oldu..
Bütün bunlar milliyetçi-muhafazakâr MHP döneminde oldu..
Olmadı mı?
Oldu..
O zaman Enis Öksüz gibi davranan siyasetçiler çıkıp özür dilemeli..
Güven çukurundan çıkmanın başka yolu yok..