Onu kıskanmadım!
Türkiye'yi 36 bakan kurtaramayacak da dışardan gelen kurtaracak öyle mi? Derviş uzman diye gelmiştir, bakan olmuştur. Tek bir kişinin öne çıkarılıp allame-i cihan gibi takdim edilmesi bazı çevrelerin pohpohlamasından ibaret
Yaşadığımız krizin bütün sorumluluğunu kendisine yüklemediğim ama olan bitende ciddi payı olduğuna inandığım Enis Öksüz'e giderken, insanın bir anında bütün anlarının gizli olduğunu düşündüm. Bugünkü Enis Öksüz'ü çözebilmek için onun dünkü anlarının bana tutacağı ışığa talip oldum. Ruhunun beslendiği kaynakları öğrenmek istedim. Suçlamaktansa anlamayı tercih ettiğim için, neler olup bittiğini paylaşarak beni ödüllendirir sandım. Ancak açıklık bulamadım.
Komplo teorilerinden beslenen düşünce kumaşının dokusu çok seyrekti. Sanki ortada hiçbir sorun yaşanmıyormuş gibi davrandı. İyi yapmadı. Son fırsatını iyi kullanmadı. Röportaj yarıda kesildi, daha derin analizlere girme imkânı bulamadım diye üzüldüm ama sonradan düşündüm ki o ana kadarki izlenimlerimi tersine döndürecek bir sonuçla karşılaşmayacaktım. Keşke Öksüz, günü kurtarmak yerine hayatı kurtarmaya talip olsaydı, ben de onun Telekom krizindeki haklı bulduğum bazı korkularını daha iyi anlatabilseydim.
Geçmiş olsun herkese...
* Çocukken çok mu güreştiniz?
Ö: Bir köy çocuğu olarak tabiatın alabildiğine yeşil olduğu bir yerde hangi sporlar yapılabilir?
* Hiç tuş olmamışsınız!
Ö: Olmadım. Hep zayıfları denk geldi herhalde.
* Derviş'le güreş tutsanız, onu kaçıncı dakikada tuş ederdiniz?
Ö: Sayın Derviş'in güreş bilip bilmediğini bilmiyorum. Niye durup dururken rakip gibi olalım.
* Yoksa yenemez misiniz?
Ö: Rakip değil de bir oyun olarak güreşiriz belki. Ben iyi tenisçi değilim. O iyi bir tenisçiyse beni yener, ama iyi bir güreşçi değilse ben onu yenebilirim.
HİÇ KİMSEYİ KISKANMADIM
* Siz sosyolojide okudunuz, bilirsiniz. Kemal Derviş'le aranızdaki gerginliğin sınıfsal bir temeli de var galiba. Siz köy kökenlisiniz o ise burjuva...
Ö: O mukayeseyi hiç yapmadım. Evet, fakir bir aileden geliyorum ama o burjuva dediğiniz insanların yaşama tarzını da bilim adamı olarak tetkik ettim. Aradaki farklılıkların bir sosyal realite olarak ortaya çıkışını, kendilerine göre bir sınıf şuuru içerisinde nasıl hareketler beklendiğini bilen bir insanım.
* Yani bugünkü gerilim resminin arkasında sizin hangi duygunuz var?
Ö: Hayır, ben hiç kimseyi kıskanmadım. Benim Derviş diye bir problemim, Derviş'in sınıfı, benim sınıfım diye bir sıkıntım olmaz.
* Sıkıntınız yok da neden, 'Buraya uzaktan kumandalı sinekler geldi. Bizim bunları öldürecek ilaçlarımız var' dediniz?
Ö: Bu tamamen bir uydurmadır. Derviş de bunu söyledim zannediyordur, Allah bilir!
* Niye düzgün bir görüşme olmuyor aranızda?
Ö: Bakan oldu, kendisiyle görüşemedik. Gazeteci arkadaşımız Fikret Bila'ya 'Derviş'i birkaç dakika görsem kendisine aktaracağım bilgiler var, aksi halde yanlış yapacaktır' dedim. Ne söylüyor IMF'ye, ne taahhütte bulunacak, bilmiyoruz. Fikret Bila hiç bilgi alışverişi yapamadığımızı yazdıktan sonra Sayın Derviş benden kahvaltılı bir toplantı yapmamızı arzu etti. Ama görüşmenin çok geç yapıldığını, işin işten geçmiş olduğunu gördük.
ALIP VEREMEDİĞİM YOK
* Kahvaltıda anlatabildiniz mi meramınızı?
Ö: 'Konunun uzmanlarını ben bakanlığımdan tayin edeyim. Siz de tayin edin. Ne ise problem, çözümünü yapsınlar. Hem hata yapmayız hem de elin ağzında dedikodu malzemesi olmayız' dedim.
* O ne dedi?
Ö: Kendisinin de bu şekilde düşündüğünü söyledi.
* Daha dün Sayın Ecevit 'Birbirinizi sevmek zorunda değilsiniz ama işinizi yapın' dedi.
Ö: Kimin için söylediğini bilmiyorum ama.
* Yapmayın. Sizsiniz biri.
Ö: Hayır efendim. Benim Derviş'le alıp veremediğim bir şey yok ki!
* Peki Ecevit havaya mı sesleniyor?
Ö: Ben bilemem efendim. Sadece benimle mi problemi var Derviş'in?
* Kim var mesela bizim göremediğimiz?
Ö: Ben dedikodu yapmam. Keşke Bila'nın yazısından evvel görüşüp, daha doğru bir metot bulabilseydik.
* Neden telefonu kaldırıp, 'Sayın Derviş, gelin konuşalım' diyemiyorsunuz? Bu kadar ipler gerginken, neden bir gazeteci esnetecek sizi?
Ö: İpler gergin değil.
* Lütfen! Siz öyle deyince öyle mi oluyor?
Ö: Koalisyon protokolünden habersiz olduğu için isteyerek yaptığına inanmam. Etrafındaki arkadaşlarına sorarak bu işi yapacağını düşünmüş olabilir.
* Siz niye diyalog kurmadınız?
Ö: 'Gel sana ben bilgi vereyim' denmez. 'Şu konuyla ilgili beni bilgilendirir misiniz?' diye Derviş Bey'in sormasını beklerdim.
* Hiçbir şey yokmuş gibi davranmayı mı seçiyorsunuz bugün?
Ö: Ben gerginliği yaratan adam değilim.
* Peki kim o gerginlik yaratan?
Ö: Bazen okuyoruz gazeteden, amma da atmış diye gülüyoruz.
* O zaman bu aldırmaz tavrınız Ecevit'e. 'Amma da atmış' diye Ecevit'e diyorsunuz.
Ö: Hayır efendim Ecevit'e ne diyeyim?
* O zaman Sayın Bahçeli'ye.
Ö: 'Birbirinizi sevmek zorunda değilsiniz' lafının muhatabı ben değilim!
* Muhatap Bahçeli mi?
Ö: Hayır. Neden DSP'li veya ANAP'lı olmasın?
DERVİŞ ÇOK POHPOHLANDI
* Net konuşun. Derviş'le barışınıza katkıda bulunalım.
Ö: Ben barışığım. Katkıya ihtiyacım yok. Neymiş konumu onun? 37 bakandan birisi. Türkiye'yi 36 bakan kurtaramayacak, dışarıdan gelen birisi kurtaracak öyle mi? Türkiye bir kurtarıcı ihtiyacı içerisinde mi?
* Değil mi yani?
Ö: Uzman olarak gelmiştir, bakan olmuştur. Ben de bir konunun uzmanıyım, başka arkadaşlar da kendi konularının uzmanıdır. Dolayısıyla bunlardan birini öne çıkarıp, yüksek vasıflı, allame-i cihan gibi takdim edilmesi bazı çevrelerin pohpohlamasından ibarettir. Uzman olduğu konularda Türkiye'ye yararlı olmasını istiyoruz. Yeter ki bizden destek istesin.
Askerlerle birlikte çalışıyoruz
Telekom'un devlet güvenliği açısından sivil hizmetlerden ayrılması lazım. Bunu ben de askerler de görevimiz olduğu için biliyoruz
* Ordunun da sizin gibi Derviş'ten hoşnutsuz olduğu ve sizin de aslında askerlerin bu manadaki duyarlılıklarını dile getirdiğiniz yorumları yapıldı?
Ö: Efendim atıyorlar. Türkiye'de laf söylemenin bir bedeli yok ki! Ancak askerlerle bazı konularda, fikir birliği vardır; doğru.
Telekom'un devlet güvenliği açısından, ortak kullanım açısından, uydu hizmetleri açısından askerle sivil menfaatlerin iç içe girdiği, beraber götürüldüğü bir ortak hizmet vardır. Bunun ayrışması lazım. Ayrışmazsa devlet güvenliği tehlikeye girer. Bunu ben bakan olduğum için biliyorum. Askerlerimiz de kendi görevleri ve sivil hizmetlerin iç içe beraber görüldüğünü biliyor.
* Görüşlerinizin oluşmasında askerlerin rolü var mı?
Ö: Buna ihtiyaç yok çünkü biz beraber çalışıyoruz. İşin perde arkasını bir Ulaştırma bilir, bir de askerler. Bunları görüşüp belirli bir protokole bağlamadan özelleştirme yapamazsınız. Yarın olağanüstü bir halde, 'şirket menfaatleri bununla bağdaşmıyor' diye şalteri çekiverirlerse perişan oluruz.
'ORDU'YU KONUŞMAM
* Telekom yönetimine üç asker kökenli kişinin getirilmesi ordunun isteği miydi?
Ö: Hayır. Benim onları bildiğim yok. Bana hiçbir telkinde bulunulmadı.
* MHP'nin ordunun politikadaki sesi olduğuna dair yorumlar yapılıyor...
Ö: Uydurma. Orduyu siyasetin içine çekmek isteyenler olabilir, biz bunun içinde yokuz. Ordu hakkında uluorta konuşulmasından hoşlanmam. Onlar kendi meselelerini iyi bilen insanlardır. Bizim soracağımız bir şey varsa sorarız ama bizatihi onlarla siyasi mahiyette ilişki kurmayız.
'Üslubuna dikkat et' demedi
Genel Başkanım Bahçeli'nin uyarıları arasında hak verdiklerim de olmuştur. Mesela TV'lerde öfkeli konuştuğumda kendimi sevmiyorum; yakışmıyor bana
* Sayın Bahçeli sizi son zamanlarda uyardı mı 'Üslubuna dikkat et' diye?
Ö: Son zamanlardaki cümlesini atarsak zaman zaman bakanlarımızı, yani ben de dahil başka arkadaşları uyardığı olur. Babanız size demiyor mu, 'Kızım şöyle yapsan daha doğru olur?' diye.
* 'Babanız' Bahçeli'nin uyarılarına hak verdiğiniz için mi yumuşama oldu üslubunuzda?
Ö: Hayır efendim! Hak verdiklerim de olur tabii. Mesela öfkeli, sinirli konuştuğum zaman ekranda, hoş olmuyor. Bakın kendimi tenkit edebiliyorum, bunu erdemlilik sayarım ben. Bana yakışmıyor sert surat.
* Peki neden size yakışmayanı yapıyorsunuz?
Ö: Sizin üzerinize çok gelirlerse... Bu kadar sıkıntının altında gülemiyorsunuz.
* Bahçeli'den politik yaşamınız için bir uyarı almadınız mı yani?
Ö: Sayın Bahçeli'nin tabiatında beyefendilik vardır. Nezaket üslubu içerisinde söyleyebilir. Bir aile gibi çalışırız. Ha, bu hiç hata yapmadım değil. Ben Allah değilim ki! Hiçbir bakan Allah değil.
BİRBİRİMİZE DÜŞMEYİZ
* Siz mi Genel Başkanınıza angajesiniz, yoksa o mu size angaje?
Ö: Bizi birbirimize düşüremezsiniz. Bu tür tuzak sorulara ben de düşmem, Genel Başkan da düşmez.
* Sanki paratoner gibi yıldırımları çekiyorsunuz ama bu arada kendinize parti içinde yol açıyorsunuz?
Ö: Bakanlar kendi bakanlıklarıyla ilgili konuda tabii ki birinci derecede paratoner olmak zorundadır.
* Gönlünüzden partiye başkan olmak geçmiyor mu?
Ö: Niçin geçsin? Bizde liderlik kompleksi olmaz. Birisi gelmiş Genel Başkan olmuştur. Olmasında ben de rol almışım. Bunu da devam ettiriyorum.
* Ama potansiyel başkan olduğunuzu MHP içinde herkes biliyor.
Ö: Niye? Benden başka insan yok mu?
(Bu arada Öksüz'ün Özel kalem müdürü gelip kesmemizi istiyor röportajı)
Ö: Benim hemen gitmem lazım, çok acil.
* Eyvah! Eksik kaldı birçok şey.
Ö: Yarın devam ederiz.