  
Eski illetler aynen devam!..
Galatasaray yönetimi bu yılı kurtarmak istiyorsa, Bülent'i derhal kaptanlıktan alıp kadro dışı bırakmalı.. Yanına Arif'i katıp derhal İstanbul'a göndermeli.. Ötekilere de "Bundan böyle kimsenin gözüzün yaşına bakmayacağız" denmeli..
Geçen yıl bu cesareti gösterseler, takıma açık açık ihanet edenlerden birine ağır ceza verebilseler, kalanların aklı başına gelir, büyük olasılıkla beşinci şampiyonluk da gelirdi.
Galatasaray'da yönetim değişti. Kadroda önemli değişiklikler oldu. Ancak geçen yılın hastalıklarının aynen devam ettiği de görüldü..
Bir numaralı illet, disiplinsizlik. Her pozisyonda hakeme itiraz ve durmaksızın rakibe spor dışı, insanlık dışı saldırılar, hakaretler.. Bu Galatasaray'ın başını çabuk yer. Rezillik takımın kaptanından başlıyor. Kendini idare etmekten aciz Bülent, arkadaşları dahil herkese saldırarak kötü örnek oluyor. Onda kaptanlık vasıflarının "V" si yok. Derhal bu görev ondan alınmalı ve derhal kadro dışı bırakılmalı. Kötü örnek olanlara, etkili ceza verilmezse, işler düzelmez. Ve de tabii, Bülent'in yanında hemen Arif, derhal Türkiye'ye gönderilmeli.. Yeni yönetimin "Kimsenin gözünün yaşına bakmayacağız" mesajını hemen bugün vermesi gerek. Bu mesaj da başka türlü verilmez. Bir iki can yakılmalı. Geçen sezon da aynen böyle başlamıştı. Göz yumuldu, sonucu gördük.
İkinci sorun, Lucescu.. Kendi muhtac-ı himmet bir dede.. Takım üzerinde zerre otoritesi yok. Herkesin başına buyruk olmasının baş sorumlusu o.. Eski yönetim onu yollayamadı. Yeni yönetim de geç kaldı. Galatasaray bu otorite özürlü hoca ile bir sezon daha geçirmek zorunda. Geçen sezon bu eksiği gidermek için görevlendirilen Cüneyt Tanman'ın sesi sedası çıkmadı. O da kayboldu.
Bu takımın başına hem sevimli, kendini sevdiren, hem de kimsenin gözünün yaşına bakmayacağını hissettirerek saydıran bir menecer gerek.. Aday, Can Çobanoğlu. Yeni yönetim Çobanoğlu'nu ciddi olarak düşünüyor. Sorun milli takımdaki görevi.. Beşiktaş Meneceri Sinan da federasyonda görevli idi. Çözüldü değil mi?.
***
Lucescu 3-5-2'ye dönme çabasında.. Elindeki malzeme ile en iyi bu oyun şekli ise diyeceğimiz yok. Fatih Terim büyük riskleri göze alarak ve en başta benim, çok ağır eleştirileri göğüsleyerek 4-4-2'yi yerleştirmiş, sonunda başarılı olmuştu. Elinde Avrupa'nın en iyi liberosu bulunan (Popescu) Lucescu'nun 3-5-2 denemesine itirazım yok.
Hakan Ünsal formunu çabuk bulacak gibi görünüyor. Ama orta yaparken falsolu vuramıyor. Top dümdüz gidince, rakip savunma ve kaleci armut gibi topluyor.
Berkant fevkalade olumlu. Bence Emre'den de, Okan'dan da daha yararlı olacak. Ama o da bir başka şımarık. Daha dün bir, bugün iki, takımın en genci, forma şortun dışında oynuyor. Hakemden önce kaptanı uyarmalı, ama hani nerde kaptan?.
Takımın hala penaltıcısı yok. Ümit Davala, berbat penaltı atıyor. Ümit Karan da öyle.. Kaleci kurtarsın istiyorlar sanki.. Yüzde 50'ye penaltı atışı, penaltı atışı değildir. Öyle vuracaksın ki, kaleci doğru tarafa uçsa bile tutamayacak. Galatasaray'ın penaltıcıları, avuta atma korkusu ile, kız gibi vuruyorlar topa.. Galatasaray seyircisi artık penaltı olunca heyecanlanmıyor bile.. Olayın farkında olmayan tek kişi Lucescu.. Farkında olsa önlem alırdı. Kaçıncı penaltı kaçtı, hazret uykuda..
***
Bence kadro geçen yıldan iyi.. Bu yıl gitmeyi kafaya koyduklarından sakatlanmamak için topa ayak uzatmayanlar yok. On paralık futbol oynamadığı halde inanılmaz paralar alan, yerinden kıpırdamadan tribünlerin sevgilisi olduğu için takımın iç dengelerini altüst eden palavralar yok..
Bu yıl, maç başı para alacağı için, Sergen dahil oynamak için yırtınan adamlar olacak.
Hazırlık maçlarında kadroyu fevkalade yeterli buldum. Eldeki malzeme, Fenerbahçe'nin de, Beşiktaş'ın da kadrosundan çok fazla.. Şu anda herkes haklı olarak biraz egoist oynuyor. Kendini göstermek, takıma girmek için öyle yapmaları gerektiğini düşünüyorlar. Puan maçları başladığı zaman, daha takım oyunu oynayacak, daha yardımlaşacaklar..
Otoriter bir yönetim, Lucescu'nun disiplin eksiğini tamamlayacak bir menecerle, Galatasaray hem Türkiye, hem de Şampiyonlar Liglerinde çok parlak bir sezon yaşayabilir..
Bu yıl umutlu olmamın bir özel sebebi de var.. Bu yazdıklarımla ne demek istediğimi en iyi anlayacak Galatasaraylı Fatih Altaylı, şu anda kulübün İkinci Başkanı..
Fatih, Gelişim Spor Dergimin Yazı İşleri Müdürü iken, nasıl başarılı bir yönetici olacağını göstermişti. Sporu fevkalade bilir. Liselilerin itmesi ve baskısı ile onların adayı olarak seçime girdiğini tahmin ediyorum.. Bu onun ve ailesi için nasıl bir özveridir, çok iyi biliyorum. Fatih görevden kaçmaz.. Gene kaçmadı.
Galatasaray yönetimindeki gençleşme aslında ülkeye örnek olmalı..
Başarılar Fatih.. Başarılar, benim sevgili Özer Saraçoğlu kardeşim..
Türkiye'nin en iyi "Spor" sayfaları..
Türkiye'nin en iyi spor sayfalarını hangi gazete hazırlıyor biliyor musunuz?.. Sanmam.
Tiryakisi olduğum, okumazsam kendimi eksik hissettiğim spor sayfalarının çıktığı gazetenin adı, Turkish Daily News ve ingilizce.. Bu fevkalade doyurucu sayfaları ne yazık ki, hergün çok iyi ingilizce bilen birkaç bin kişi okuyabiliyor.. Geri kalanların hiç şansı yok.. Çünkü bu kafada, bu anlayışta türkçe spor sayfası hazırlanması hayal bile değil bu ülkede.. Televole kültürü ile yoğrulmuş sayfalarımızın bu büyük gazetecilik devrimini yapacaklarını rüyamda görsem inanmam..
Bakın, 17 temmuz Salı günkü, iki sayfasında neler vardı, Turkihs Daily News'un, bu ülkenin hiçbir sayfasında bulamayacağınız?..
Manşette Uluslar arası Olimpiyat Komitesi Başkanlığını, Rogge'un oyları süpürüp aldığını anlatan harika bir haber.
Altında, Brezilya'nın, dört maçtır süren yenilgi serisini, Peru önünde nasıl sona erdirdiğini anlatan gene uzun yazılmış bir yorum haber..
Yanında Fransa Turu'nun, naklen yayında izlediğim Eurosport dahil (Yayını türkçe anlatan her kimse, ne turu biliyor, ne bisikleti, ondan söz etmiyorum. İngilizce yorumculardan söz ediyorum) hiçbiryerde bulamadığım, ertesi gün karıştırdığım internette de rastlayamadığım haber yorumları..
Son iki turun galibi Amerikalı Lance Armstrong, Pazar günkü etabı 36 dakika geride bitirmiş ve sarı mayoyu giyen Avustralyalı Stuart O'Grady'nin 35 dakika 19 saniye gerisinde 24'üncülüğe düşmüştü. Bu Amerikalının tura veda ettiği anlamına mı geliyordu?. Lance'in çok güçlü olduğu Alp ve Pirene etapları, Salı günü başlayacaktı ama, 35 dakika da felaket bir farktı.
Daily News'un analizinde, sorunun 35 dakika öndeki O'Grady olmadığı anlatılıyordu. Onun dağ etaplarında şansı yoktu. Ama O'Grady'nin kopup gitmesine aldırış etmeyen Lance'in bu arada çok iyi bir tırmanıcı olarak bilinen Kazak Andrei Kivilev'i gözden kaçırmasının bir taktik hatası olduğu anlatılıyordu. Kivilev bu etap sonunda 77'incilikten dördüncülüğe atlarken, Armstrong'a da 13 dakika 12 saniye fark atmıştı. İşte asıl bu fark, Amerikalıyı tehdit ediyordu..
Salı günü öğleden sonra, muhteşem bir Alp etabı ve muhteşem bir Lance Armstrong izledik, Eurosport'ta.. Önce testis, sonra da beyninden tümör aldırdıktan sonra Fransa turunu iki kez üstüste kazanan Amerikalı, akıllara durgunluk veren bir yarış çıkardı ve son bölümünü tek başına koştuğu etabı açık ara kazanıp, genel klasmanda üçüncülüğe yükseldi, ama gene de Kivilev'in gerisinde kaldı.. Şimdi bu dağ etaplarında Armstrong, Kivilev ve Alman Ulrich'in mücadelesi enfes olacak ve ben her öğleden sonra ekran başında olup, her sabah sabırsızlıkla Turkish Daily News'u bekleyeceğim.
Ayni sayfada, bu ülkenin en harika spor yorumcularından biri, Antalya'da yaşayan İskoç Michael Severn'in enfes bir Hakan Şükür yorumu var. Gene uzun uzun analizler, yer yer dayanılmaz bir mizahla süslü.. Bu ülkede Michael kadar zevk alarak okuduğum bir başka spor yazarının olmadığını açık açık söylüyorum.. Geniş kitlelerin bu yazılardan mahrum kalması yazık..
Öteki sayfanın manşetinde, Formula1'de nihayet bir yarış kazanan Hakkinen ile ilgili yarım sayfalık bir haber ve yorum.. Meraklıyı değil, meraksızı dahi okutacak kadar güzel yazılmış.
Altta dörtte bir sayfa, bu hafta başlayan ve Türk medyasının hala haberdar olmadığı Dünya Yüzme Şampiyonasının açılış günü haberleri. Tunus'un Dünya Kupası finallerine kalan üçüncü takım olduğunu anlatan gene uzun, gene doyurucu bir haber.
Ve de Şenes Erzik'in oğlunun düğününden, Svetlana Feofanova'nın sırıkta 4.70 ile Avrupa rekoru kırmasına değin, her konuda, her spor dalından yığınla kısa haber..
Yurtta dünyada, ne olmuşsa, bulacağınız tek adres bu iki ingilizce sayfa, inanın.. Ve de bu gazeteyi alın gençler.. Sadece sporu değil, ingilizceyi de öğrenirsiniz.
Ben bugün çok iyi ingilizce biliyorsam, gazeteciliğe başladığım gün, şefim M.Ali Kışlalı'nın beni Herald Tribune okumaya mecbur etmesidir. Hergün okumak ve hergün dünyada spor diye dörtte bir sayfa, sadece yazıdan oluşan bir köşe hazırlamak görevini vermişti. Sadece ingilizceyi değil, spor haberi ve yorumu nasıl yazılırı da, bu Avrupa'da yayınlanan Amerikan gazetesinden öğrenmişimdir, ilk..
Siz de öyle yapın!..
Bir spor meraklısı ve severi olarak teşekkürler Turkish Daily News!..
|