  
Korku değişimin kışkırtıcısı olacak
Klişe çözümlere, şablon önerilere artık rağbet gösterilmediğini anlatan ünlü grafik tasarımcısı Bülent Erkmen'e göre, krizlerin yarattığı aşırı korku, değişimin de kışkırtıcısı oluyor
Bienal afişleri ve broşür tasarımları yurtdışındaki ünlü müzelerde sergilenen Bülent Erkmen pek çok ödülün de sahibi. Firmalara uluslararası ölçekte konsept geliştiren Erkmen, gerçekte neyi anlattığına bakılmadan fırtınaya tutulan meşhur "32 Büst" isimli kitabın da tasırım ve kavramını oluşturmuştu. Erkmen'e göre, son dönemde ekonomik krizin neden olduğu hızlı değişiklikler aktörleri de rolleri de değiştiriyor. Artık beceriklilik uzmanlıktan, çabuk yapmak da doğru yapmaktan daha değerli değil.
* Sizce yeni Türkiye nasıl şekilleniyor? Hangi kavramlar, değerler ön plana çıkıyor, hangileri gözden düşüyor?
Yakın dönemde, görmek, farketmek için çaba gerektirmeyen "şeyler", kolay görünen, kendini gösteren "şeyler" değerliydi. Beceriklilik uzmanlıktan, çabuk yapmak doğru yapmaktan daha değerliydi.
17 Ağustos depremiyle başlayan, son ekonomik krizle süren sıkıntıların büyüklüğü ve şiddeti bilginin önemini, bir işi çok iyi yapmanın önemini bir "değer" olarak ön plana çıkarabilir. Ve umalım ki yakın dönemin geçerleri "değer"lerini de gözden düşürür.
* Kamu yönetimi, sizce değişimi algılıyabiliyor mu?
Bir şeylerin değiştiğini, ayaklarının altından bir şeylerin kaydığını hissediyorlar. Ama alışkanlıkları çok güçlü. Değişimi algılamaları, kendilerine bu değişim içinde yeni bir yer bulmaları çok zor. Şimdi onlar için bir "korku" dönemi başlayacak. Geçici bir süre için bile olsa daha ürkek, daha tedirgin, daha tutucu ve daha işe yaramaz olacaklar.
YENİ AKTÖRLER
* İşadamı-siyasetçi ilişkisinin değişeceğini düşünüyor musunuz?
İşadamı-siyasetçi ilişkisinin kısa dönemli kişisel yararlarının, uzun dönemler için nasıl yararsız olabildiğinin örnekleri görüldü. Bu olumsuz örnekler işadamı-siyasetçi ilişkisinin değişmesine, yeni ilişkilerin çok daha dikkatli ve özenli kurulmasına yardımcı olabilir.
* İçinde yer aldığınız sivil toplum örgütlerinin yeni Türkiye'nin oluşumunda nasıl bir rol oynayacağını düşünüyorsunuz? Bu örgütler de bir değişime gidecek mi?
Son dönem ekonomik krizin neden olduğu "hızlı değişiklikler" aktörleri de rolleri de değiştireceğe benziyor. Sivil toplum kesiminin bilinen örgütlenme yapılarında bir süre şaşkınlık, hareketsizlik, etkisizlik olabilir. Bu süre içinde yeni aktörler yeni roller üstlenebilir, "esnaf ayaklanması (!)" örneğinde olduğu gibi. İlk örneğini 17 Ağustos depreminin sonrasında gördüğümüz, bugüne kadar kimsenin adını bilmediği bilim adamlarının şahıslarında gelişen bilimsel söylem son dönem ekonomik krizde de sürdü. Artık kimse klişe çözümlere, şablon önerilere rağbet etmiyor.
Problem çok ciddi, çok gerçek ve çok "inandırıcı". Çözümlerin de öyle olması gerekiyor. Bugün televizyondaki bir ekonomistin söyledikleri siyasetçinin, bürokratın ya da bir sivil toplum örgütünün söylediklerinden daha etkili oluyor, daha inandırıcı geliyor. Bu durum işini daha iyi yapan, işini daha iyi bilen kişilerden oluşan bir sivil toplum örgütlenmelerine gitme ihtiyacı doğurabilir.
BÜNYELER DEĞİŞMİYOR
* Bu değişimin önündeki en büyük engel nedir?
Kötü alışkanlıklar. Ürkeklik, tedirginlik, güvensizlik, "işi iyi yapma" geleneğinin olmaması, değişim isteklerinin geçiciliği, bünyelerin değişememesi gibi şeyler..
Oysa krizlerin yarattığı aşırı korku bir "değişim"in kışkırtıcısı olabilir. Hiçbir konuşmaya çeyrek sayfadan fazla yer vermeyen gazeteler, 17 Ağustos depremi sonrası bilim adamlarının bilimsel konuşmalarına tam sayfa yer verebiliyorlardı ve ayrıntılı bilimsel bilgiler yaygın bir okur kitlesinde karşılığını buluyordu. Hangi "profesörün" hangi üniversitenin jeoloji kürsüsünde olduğunu, görüş farklılıklarını ve hatta özel hayatlarını biliyorduk. Tabi, krizlere bağlı olarak görülen bu değişimlerin ve farklı duyarlılıkların içselleşmesi, kalıcı olması gerekir. Yoksa faydası yok.
* Mesela Seçim Yasası'nın yakın bir zamanda değişeceğine inanıyor musunuz?
Yeni seçim sistemini getirecek olanlar, daha önceki seçim sistemiyle seçilmiş olan milletvekilleri. Yani fasit bir daire aslında. Yani çok zor. Ama IMF'nin istediği zorunlu acil yasalar arasına "seçim yasası"da sokulursa niçin olmasın?!
Biz bedel ödememişiz
* Son iki krizle milyona yakın yeni istihdam kaybı yaşandığı belirtiliyor. Bu durum ve çalışan kesimin reel gelirinde hızlı düşüş göz önüne alındığında, bir sosyal patlama yaşanma tehlikesi görüyor musunuz? Siz çalışanlarınız için ne yapıyorsunuz?
Türk toplumunda ekonomik nedenlere bağlı olarak bir sosyal patlama görülmüyor. Görülen küçük patlamaların nedenleri ise siyasal ya da dinsel yani inançlarla ilgili. Belki de bugün yaşadığımız, yarın yaşayacağımız sıkıntılar, kişisel ya da toplumsal düzlemde sürekli "bastırılmış"olmaktan ve "patlayamamış" olmaktan doğuyor.
Batı'da görülen "düzen", zamanında ödenmiş bedellerin sonucu. Biz ise bedel ödememişiz. Daha doğrusu bedeli taksit taksit ödüyoruz.
Ben ve benimle birlikte çalışan arkadaşlarım, daha iyi iş yapmayı, şimdilik daha az para kazanarak sürdürüyor.
Sıranın hangi krize geleceğini bilmek zor!
* Beş yıl sonra nasıl bir Türkiye görüyorsunuz?
Beş yıl Türkiye için çok uzun bir süre ! İki-üç yıl sonrası için bir şey görülebilir, daha iyi bir Türkiyede'den sözedilebilir ama beş yıl sonra için sıranın hangi konudaki hangi krizin geleceğini bilmek çok zor.
Bir şeyler öğreniyoruz. Fakat çok yavaş öğreniyoruz. Krizler ve buna bağlı olarak IMF ayrıca AB gibi baskı unsurları yakın gelecekte bu süreci belki biraz daha hızlandırabilir!
Yarın: Zafer İncecik
* Bugün Türkiye yaşadığı iki krizle aslında büyük bir imkân yakaladı. Kriz yönetimi yaparak bütün yurttaşların, hatta hepimizin özlediği dünya ile kıyaslanabilecek bir noktaya ulaşma fırsatı yakalandı.
* 5 yıl sonra Avrupa ile entegre olmuş, bir çok kavram toplumun her katmanında hazmedilmiş, ekonomik açıdan refaha ulaşmış bir ülke görüyorum.
|