  
Entelektüel kriz
Ekonomik krizin ve ona eşlik eden siyasi krizin altıncı ayını doldururken, çaresizliğin ve paniğin yol açtığı yeni bir krize doğru sürükleniyoruz: entelektüel kriz...
Kendisi, toplum ve yaşadığı dünya hakkında düşünen, fikir üreten, bu fikirleri pratiğin örsünde sınaya sınaya değiştiren ya da pekiştiren; bir ömür boyu süren bu faaliyet sürecinde bir değerler sistemi oluşturan; belli ilkeler edinen insanların, birdenbire o zamana kadar vazgeçilmez saydığı kimi değerlerden şüpheye düşüp "acaba mı" dediklerine tanık oluyoruz.
"Acaba demokrasi gerçekten de gerekli mi?"
"Bir yıl kadar askıya alsak birşey olur mu?"
"Acaba asker destekli bir teknokrat hükümet bizi kurtaramaz mı?"
Bugün "ara rejim" tartışmalarında sorulan soru bu...
Entelektüel kriz dediğim de bu...
İlkelerin eskimiş çoraplar gibi çöp kutusuna atıldığı, o zamana kadar doğru bilinen şeylerin inkâr edilip insanın kendi doğrularına sahip çıkamadığı panik anı...
Sıkı bir pozitivistin, ağrıları başedilmez hale gelince üfürükçü hocaların peşine düşmesi gibi birşey...
Freni patlamış bir arabanın içinde duvara doğru giderken yüksek sesle dua okumaya başlayan bir tanrıtanımazın ruh hali...
Yıllar yılı "karşılıklı sevgi ve anlayışa dayanan çağdaş bir evlilik" yürütmekle gurur duyan bir insanın, bir gün eşi karşısına dikilip boşanmak istediğini söylediğinde, panik halinde ne yapacağını şaşırıp muska yazdırmaya kalkması gibi...
***
Ağır ekonomik krizin ancak ara rejim formülleriyle atlatılabileceğine inananlara çok basit bir soru sormak isterdim:
Ara rejim kurduğumuzda işler daha iyi gidiyorsa, neden bu rejimi "ara-sıra" uygulayacağımıza hep uygulamıyoruz?
Eğer bu demokrasi denen şey, bu kadar çıtkırıldım bir şeyse...
Ne terör bizi boğmak istediğinde, ne irtica hortladığında, ne dış düşmanlar bizi kuşattığında, ne de ekonomik kriz boğazımıza çöktüğünde bir işe yarıyorsa...
Bir işe yaramamak ne kelime, üstüne üstlük bir de "sorunların çözümü için" ayak bağı oluyorsa...
Her seferinde demokrasiye ara vermek zorunda kalıyorsak; neden bunu "ara-sıra" yapacağımıza hep yapmıyoruz? Yani demokrasiyi toptan kaldırıp, ara rejimi ana rejim haline getirmiyoruz?
Neden, en küçük bir zorlukta bize ayak bağı olan şu demokrasiyi ille de sırtımızda taşımaya çalışıyoruz?
Demokrasi "kutsal" olduğu için mi?
Demokrasiden vazgeçtik dersek, herkes bizi ayıplar diye mi?
***
Kendini "pragmatik" davranışlarla ilkeler arasında sıkışmış hissedenler, ilkelerin gerisinde yatan pragmatizmi bir türlü göremiyorlar.
Adına ilke dediğimiz şeylerin, binlerce yıl boyunca hayatın pratiği içinde sınana sınana, "faydalı" olduğu milyonlarca kez ispatlana ispatlana "ilke" düzeyine yükseldiğini kavramıyorlar.
Entelektüelin düzeyi, meseleleri hangi vadede görebildiği ile ölçülür. Entelektüel, sıradan bilinçten, sebep-sonuç ilişkilerini doğru kurmasıyla, bugüne tarihin bilgisi ve bilinciyle bakmasıyla; kısa vadede çözüm gibi görünen bazı formüllerin orta ya da uzun vadede çözdüğünden çok daha derin sorunlar üreteceğini bilmesiyle ayrılır.
İşler sarpa sardığında, "bu memlekete bir diktatör lazım" diyen adamlar zaten kahvehanelerde bol miktarda var.
Ama bu sözleri entelektüelden duymak üzücü oluyor.
|