|
|
 |
| |
|
Kadınlar bu kitaba fena bozulacak
Kadın Erkek Dedikoduları adlı kitabı okuyanlar soruyor: "Bu adamları acaba hangi kadınlar böylesine kırmış?"
Kadınlar hakkında şimdiye kadar çok şey yazıldı, çizildi. Kimine melek, kimine şeytan dendi. Ama neticede erkek aklı "kadın" denilen bilmeceyi çözemedi. Serkan Özburun'un derlediği ve 'Kaknüs Yayınları'ndan çıkan iki ilginç kitap, işte bu bilmece üzerinde odaklanıyor. Ancak çelişik bir durum yok değil: İlk kitap olan 'Kadın Erkek Dedikoduları'nda, feminist olmayan kadınları bile çileden çıkartacak erkek sözleri yer alırken... İkinci kitap 'Aşkoğrafya'da, belki de aynı erkeklerin sevdikleri kadınlara yazdıkları ateşli aşk mektupları yer alıyor.
'Kadın Erkek Dedikoduları'nda göz atıldığında erkeklerin kadınlar hakkında son derece kaba sözler ettiği görülüyor. İşte birkaç örnek...
Voltaire: "Aptal ve saf bir kadın, Tanrı'nın insanlara en büyük lütfudur."
Montherlant: "Hem zeki, hem güzel bir kadına bir kerecik olsun rastlamadım."
Refik Halit Karay: "Bazı güzeller tanırım, sussunlar diye mütemadiyen ağızlarından öpülmeli."
Thomas Ingeland: "İnsanın karısı ile geçirdiği iki zevkli gün vardır... İlki karısıyla evlendiği gün; ikincisi, karısının gömüldüğü gün."
Bu erkekler acaba nasıl bir kırgınlık içindeydiler ki böyle sözler sarfettiler? Aldatıldılar mı? Ret mi edildiler? Acaba onları kim küstürdü?
BUNLAR KAVGADA SÖYLENMEZ
Tabii kadın karşıtı sözler bu kadarla kalmıyor. Dünden bugüne, kültürden kültüre, her zaman ve her yerde erkeklerin kadınları kah aşağılayan, kah yerden yere vuran laflar ettiği ortaya çıkıyor. İşte kitaptan birkaç örnek daha:
* Tanrı kadınları yaratmakla, gerçekleri gizlemek istemiştir. (La Edri)
* Bir kadını zaptedebilen, bir milleti de zaptedebilir. (Fransız atasözü)
* Bir kadın her şeyi affeder ama reddedilmeyi affetmez. (Alfred de Musset)
* Gerçek yaşını söyleyen kadına inanmamalı. İnsana bunu söyleyen kadın, her şeyi söyler. (Oscar Wilde)
* Kadınlar iyi yalan söylerler, çünkü yalan söylerken doğru söylediklerine inanırlar. (La Edri)
* Kadın kadındır yani delidir, hangi maskeyi takarsa taksın. (Erasmus)
* Kadın kendisi için yapılanı değil, daima yapılmayanı görür. (Courteline)
* İlk kadın Tanrı'dan, ikincisi insandan, üçüncüsü şeytandan gelir. (Leh atasözü)
BU KİTABI İSE ÇOK SEVECEKLER
Yine Serkan Özburun'un derlediği 'Aşkoğrafya' adlı kitapta ise ünlülerin yazdığı 98 aşk mektubu yer alıyor. Victor Hugo'dan Juliette Drouet'e... Bernard Show'dan Ellen Terry'e... Freud'dan Martha Bernays'a... Bu kitap diğeriyle karşılaştırıldığında ilginç bir durum ortaya çıkıyor. Çünkü kadınlar hakkında atıp tutan, onlara; nankör, şeytan, cadı, aptal, mantıksız gibi sıfatlar yakıştıran erkekler, sevdikleri kadınlar için neler neler söylemişler, ne övgüler düzmüşler! Örneğin kadının gevezeliğinden, boş boğazlığından yakınan bir erkek, "Senin sesini, sohbetini özledim" diye yazabiliyor! 'Aşkoğrafya' kadınların kaleme aldıkları aşk mektuplarına da yer veriyor. Ancak bunları sayısı fazda değil.
Bunlardan biri de, aşağıda uzun mektubundan kısa bir bölüm okuyacağınız Hürrem Sultan. Kanuni Sultan Süleyman'ın büyük aşkı Hürrem Sultan'ın, seferde olan padişaha yazdığı mektup, günümüzün ceptel mesajlı plastik aşklarının yanıda parlayan bir pırlanta gibi!
Einstein'dan Mileva'ya Sevgili Pisiciğim,
Az önce Leonard'ın ultraviyole ışıktan katot ışınlarının elde edilmesine dair muhteşem bir makalesini okudum. Bu güzel yazının etkisiyle öyle bir mutlulukla doldum ki, senin de bundan mutlaka payını alman lazım. Moralini bozma sevgilim ve kuruntulara kapılma. Seni bırakmayacağım ve her şeyi mutlu sona vardıracağım. Sadece birazcık sabır. Kısa bir süre sonra kollarımda hiç de fena uzanılmadığını göreceksin.
...
Sen yanımda olmadığında sanki ben tam olarak kendim değilmişim gibi geliyor bana. Otursam yürümek istiyorum, yürüyorsam eve dönmeye can atıyorum, eğleniyorsam çalışmak istiyorum, çalışıyorsam huzursuz oluyorum ve yatmaya gittiğimde yaşadığım günden hoşnut olmuyorum.
Keyfine bak canımın içi, canu gönülden öpüyorum seni.
Hürrem Sultan'dan Padişah Süleyman'a Hazret-i Sultanım
Yüzümü yere koyup kutsal ayağınızın bastığı toprağı öptükten sonra, benim devletimin güneşi sultanım, eğer bu ayrılığın ateşine yanmış ciğeri kebap, göğsü harap, gözü yaş dolu, gecesini gündüzünden ayırt edemeyen, özlem denizine düşmüş çaresiz, aşkınız ile divane kölenize sorarsanız ne ki sultanımdan ayrıyım. Bülbül gibi ah ve feryadım dinmeyip ayrılığından öyle bir halim var ki Hak kafir olan kullarına dahi vermesin. Benim devletim, benim sultanım, ayrıca bir buçuk ay oldu ki sultanım tarafından bir haber belirmedi. Bu gidişle, rahat yüzü görmeyip, gece sabaha dek, sabahtan geceye dek ağlayıp kendi hayatımdan el yuyup, dünya gözüme dar olup, bilmem ne edip neyleyeceğim. Zar eyleyip ağlayıp inleyerek gözüm kapıları gözlerken (...) acıyan Allah yardım edip, fetih haberlerin yetişti ve işitince Hak biliyor ki benim sultanım, ölmüş idim taze can bağışladı.
Nazım Hikmet: 'Karıma Mektup'
Bir tanem, Son mektubunda: "Başım sızlıyor yüreğim sersem!" diyorsun. "Seni asarlarsa seni kaybedersem," diyorsun; "yaşıyamam!" Yaşarsın karıcığım, kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgarda; yaşarsın, kalbimin kızıl saçlı bacısı en fazla bir yıl sürer yirminci asırlarda ölüm acısı. Ölüm, bir ipte sallanan bir ölü. Bu ölüme bir türlü razı olmuyor gönlüm. Fakat emin ol ki sevgili; zavallı bir çingenenin kıllı, siyah bir örümceğe benzeyen eli geçirecekse eğer ipi boğazıma, mavi gözlerimde korkuyu görmek için boşuna bakacaklar Nazım'a! Ben, alaca karanlığında son sabahımın, dostlarımı ve seni göreceğim, ve yalnız yarı kalmış bir şarkının acısını toprağa götüreceğim...
...
Haydi bunlara boş ver. Bunlar uzak bir ihtimal. Paran varsa eğer bana fanile, bir don al, tuttu bacağımın siyatik ağrısı. Ve unutma ki daima iyi şeyler düşünmeli bir mahpusun karısı.
Öge DEMİRKAN
|
|
 |
|