Bugün size bir kitaptan bahsedeceğim. Adı "Yükselen Ekonomilerde Bankacılık Krizleri/Kökenler ve Politika Seçenekleri". Morris Goldstein ve Philip Turner'in kitabını, Türk sermaye piyasaları konusunda otorite olan eski SPK Başkanı Ali İhsan Karacan çevirmiş, 100 sayfalık bir de sunuş yazmış. 180 sayfalık rafine bilgilerle donatılmış kitaba yoğunlaşacak vakit bulmanızı tavsiye ederim. Dünya Yayıncılık tarafından Ocak 1999 tarihinde yapılmış baskıyı bulabileceğinizi umut ediyorum. Konunun biraz ağır olduğunu kabul ediyorum. Ama yine de benim gibi yapın. Altını çizerek okuyun. Sizde kalacak olan tortu, uluslararası kuruluşların reçetelerine kayıtsız şartsız teslim olmanın her zaman tek doğru olmadığını gösterecek.
İşte kitaptan bir tespit:
Asya krizi sonrasında bu bölgelerin tümünde işsizlikle birlikte yaşam standardı düştü. Yüksek devalüasyonlar ithalatı pahalılaştırdı. Sosyal sonuçlar vahşi bir savaş gibiydi. Milyonlarca insan, yaşam boyu biriktirdiği tasarrufların ve güvenliklerin elinden çalındığı hissini yaşadı.
Kitabın yazarları, dünyada yaşanan ekonomik krizlerdeki benzerliklerin altını çizmiş:
Krize girmeden önce ülkelerde gayrimenkul fiyatları aşırı şişiyor. Üretiminin çok az bölümünü ihraç eden şirketlerin kredi borçlarının büyük kısmı ise döviz cinsinden yapılanıyor. Devlet bankalarının durumu siyasi nedenlerden kötüleşiyor, sistemin ayağına dolanıyor.
Banka varlıkları likidite, vade ve para cinsine göre banka pasiflerinden önemli ölçüde farklılaşıyor.
Bankanın sermayesi banka varlıklarının oynaklığını karşılayamıyor. Ve ekonomide kırılganlık artıyor.
Krizlerin nasıl sonuçlar doğurduğu ise birkaç başlıkta toplanıyor;
Servetler vergi ödeyenlerden, politik olarak etkili, varlık sahibi risk-alıcı oligarşiye doğru yeniden dağılıyor. Daha mobil varlıklara sahip olanların ülkeyi terketme seçenekleri ve eğilimi artıyor. Daha az mobil varlıklara sahip olanlarla fakirlerin, uygulanan politikalara karşı sesleri yükseliyor.
Mali krizler ülkelerarası servet dağılımını değiştiriyor. Krize düşen ülkenin ulusal serveti, krizi önleme politikalarının bir parçası olarak uluslararası finans sistemi ve bunun işleyiş biçimi kanalıyla başka ülkelere aktarılıyor. (Bunun en çarpıcı örneği Meksika borsasına yatırım yapmış ABD'li fonların yatırım yaptıkları menkul kıymetlerin fiyatını korumak amacıyla bu ülkeye borç biçiminde aktarılan 25 milyar dolardır. Böylece ABD fonlarının varlıkları kriz öncesi değerini korumuş ancak Meksika halkının sırtına bu büyüklükte bir borç yüklemiştir.)
Ayrıca kriz öncesinde etkin bir biçimde ve rekabetçi bir yapıda çalışan çok sayıda şirket krizin ardından gelişmiş ülke şirketlerince satın alınıyor.
Kitabı bir kenara bırakın ve gazete haberlerini dikkatlice izleyin; yabancı şirketlerin yerli şirketleri satın alma haberlerini okuyacaksınız. Ülkeyi terk etme eğiliminin nasıl arttığına tanık olacaksınız. Hatta "yeter bıktım artık" diyerek ülkeyi terk edenleri göreceksiniz. İyi bir gözlemci iseniz, kaybedecek işleri bile kalmayan dar gelirli kesimlerin homurdanmalarını duyacaksınız. Krizin gelişini göremedik ama sonuçlarını hızla öğreniyoruz.