Şirazlı Sadi, "dervişlerin ahlâkı beyanındadır" başlığı altında, insan ilişkilerinde olması gereken "gerçek adap" ve insanın içindeki "gerçek ahlâk"a ilişkin ders hikâyeler anlatır.
...
Bİr zengin hikâye ederler, bir gecede on okka yemek yer, seher vaktine kadar uyuyamayıp hatim indirirmiş.
Ariflerden biri bunu işitmiş ve "Eğer yarım ekmek yeyip de uyusaydı, şimdiki halinden daha faziletli olurdu" demiş.
İçini yemekten boş tut ki kalbinde marifet nurunu göresin. Burnuna kadar yemek ile dolu isen, vücudunda hikmete yer kalmamış demektir.
...
MeraklI bir insan, geceleri parıl parıl parlayan, gündüzleri ise görünmez olan solucana sormuş:
"Ey solucan sen neden sadece geceleri parlıyorsun?
Solucan kendinden emin, hiç duraksamadan cevap vermiş:
"Ben gündüzleri de geceleri gibi dışarıda gezer dururum. Ama gündüzleri tepede güneş var ve o varken ben hiçbir şeyim, o yüzden sen de benim parıltılarımı göremezsin ve beni yok sanırsın."
...
Büyüklerden biri, bir alime sormuş:
"Filan kişi hakkında bir takım fena sözler söylüyorlar. Sen onu nasıl bilirsin?"
Alim cevap vermiş:
"Görünüşte fena bir şey görmüyorum. İç yüzüne gelince... Görünmeyen şeyi bilemem."
Her kimi alim kıyafetinde görürsen; kalbinde ne olduğunu bilmezsen dahi, onu alim bil; iyi adam zannet. Çünkü zabıta ev içerisine karışamaz.
...
Şeyhe birisini şikâyet ettim, "Filanca benim hakkımda, fenadır diye şahadette bulunmuştur" dedim.
Şeyh şöyle dedi: "Sen iyi ol, onu utandır. Sen iyi harekette bulun, fena düşünen kimse senin noksanını söylemeye mecal bulamasın. Kopuzun düzeni doğru ise, mıtrıp akort etmek için kulağını büker mi?"
...
Bİr Arap şeyhi, hekimine sormuş: "Bir günde ne kadar yemek lazımdır?"
Hekim cevap vermiş: "Yüz dirhem kâfidir."
Şeyh "Bu kadarı ne kuvvet verir" demiş.
Hekim cevap vermiş: "Bu kadarı seni sırtında taşır, bundan fazla olursa sen onu sırtında taşırsın."
...
Hatemİ Taİ'ye sormuşlar: "Cihanda kendinden daha gönlü büyük birisini gördün mü?"
Hatemi şöyle cevap vermiş:
"Bir gün kırk deve kestirmiş, Arap boylarını ziyafete davet etmiştim. Çölün bir tarafına gezmeye gittik. Baktım bir adam, dikenleri kırmış bir yığın yapmış. Yanına gittim, 'Arkadaş niçin Hatemi'nin ziyafetine gitmiyorsun, bütün halk onun sofrasında toplanmış' dedim.
Oduncu başını işinden kaldırmadan; 'Her kim kendi elinin emeğiyle yerse, Hatemi Tai'nin minnetini çekmez' dedi.
İşte ben onu, himmet ve şerefini koruma hususunda kendimden daha yüksek gördüm."