Leyla'yı orada bıraktım. Şarkı olup çıkmış kin nöbetlerinin revaçta olduğu; herkesin birbirine "Sök kalbini yerinden" diye haykırdığı barlar ve kimsenin denize girmeyi düşünmediği plajlar kentinde...
Günün solduğu, gökyüzünün hafifçe leylak rengine dönüştüğü saatte yola çıktım.
Farları yaktım.
Zeytin ağaçlarının arasından kıvrılan yola baktım.
Seviyorum, dedim içimden, bu yolu çok seviyorum.
Ama her "seviyorum" deyişimde dilimi tutar gibi tuttum zihnimi... Sanki avuçlarımın içinde sıktım. Leyla'yı çok sevdiğimi söylememek için...
Bir kez söylersem geri alamam diye korktuğum için...
Kışın gidip gelen kamyonların delik deşik ettiği yoldaki şu virajı da döneyim; itiraf edeceğim!
Yani...
Ertesi sabah aynı yatakta uyandığımda, Leyla'yı bir türlü bitip tükenmeyen çatışmalarımıza karşın hâlâ sevdiğimi fark etmem öfkelendirecekti beni. Herkesi öfkelendirir! Ya da korkunç bir burukluk. O da olmazsa, öldürücü bir kayıtsızlık gelir yerleşir insanın içine...
Ama gazlayıp uzaklaşırsam, sevgim bir "öykü"ye dönüşüp geride kalabilirdi belki...
Çünkü biliyordum: Bir kez yola düştüm mü, ruhumdaki boşlukla kimse başedemezdi. Leyla'ya duyduğum özlem bile!
Bu yüzden bıraktım O'nu, orada... Üzerinde sarı bikinisi ve güneşten kavrulmuş teniyle, öylece bıraktım.
Yanağına bıraktığım öpücük buz gibiydi.
Leyla'nın yeşil gözlerindeki keskin çığlık da donup kalmıştı.
Ama asıl kahredici olan, daha park yerinde arabamın anahtarlarını ararken kulağıma kadar ulaşan kahkahasıydı!..
Ne hızlı, ne güçlü bir direniş...
Bir dakika!
Şu karşıdan karşıya geçmeye çalışan şişman kirpinin de yanından geçtikten sonra başka bir şeyi daha itiraf edeceğim!
Boşverin bu söylediklerimi!
Hepimizin tek bir kavgası var aslında:
Aşkın acıları değil, yolumuza çıkıp bizi ikide bir sarsan...
Aşkın hazları, sevinçleri ayrı düşürüyor bizi...
Ve hepsi aynı kapıya çıkıyor: Kapıya!..