kapat
15.07.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

banner
Dünyadan
Spor

www.ciceknet.com
Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

www.euronet-tr.com
Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

 
HAŞMET BABAOĞLU(hbabaoglu@sabah.com.tr )

Üzgünüm Leyla!

Leyla'yı orada bıraktım. Şarkı olup çıkmış kin nöbetlerinin revaçta olduğu; herkesin birbirine "Sök kalbini yerinden" diye haykırdığı barlar ve kimsenin denize girmeyi düşünmediği plajlar kentinde...

Günün solduğu, gökyüzünün hafifçe leylak rengine dönüştüğü saatte yola çıktım.

Farları yaktım.

Zeytin ağaçlarının arasından kıvrılan yola baktım.

Seviyorum, dedim içimden, bu yolu çok seviyorum.

Ama her "seviyorum" deyişimde dilimi tutar gibi tuttum zihnimi... Sanki avuçlarımın içinde sıktım. Leyla'yı çok sevdiğimi söylememek için...

Bir kez söylersem geri alamam diye korktuğum için...

Kışın gidip gelen kamyonların delik deşik ettiği yoldaki şu virajı da döneyim; itiraf edeceğim!

Yani...

Ertesi sabah aynı yatakta uyandığımda, Leyla'yı bir türlü bitip tükenmeyen çatışmalarımıza karşın hâlâ sevdiğimi fark etmem öfkelendirecekti beni. Herkesi öfkelendirir! Ya da korkunç bir burukluk. O da olmazsa, öldürücü bir kayıtsızlık gelir yerleşir insanın içine...

Ama gazlayıp uzaklaşırsam, sevgim bir "öykü"ye dönüşüp geride kalabilirdi belki...

Çünkü biliyordum: Bir kez yola düştüm mü, ruhumdaki boşlukla kimse başedemezdi. Leyla'ya duyduğum özlem bile!

Bu yüzden bıraktım O'nu, orada... Üzerinde sarı bikinisi ve güneşten kavrulmuş teniyle, öylece bıraktım.

Yanağına bıraktığım öpücük buz gibiydi.

Leyla'nın yeşil gözlerindeki keskin çığlık da donup kalmıştı.

Ama asıl kahredici olan, daha park yerinde arabamın anahtarlarını ararken kulağıma kadar ulaşan kahkahasıydı!..

Ne hızlı, ne güçlü bir direniş...

Bir dakika!

Şu karşıdan karşıya geçmeye çalışan şişman kirpinin de yanından geçtikten sonra başka bir şeyi daha itiraf edeceğim!

Boşverin bu söylediklerimi!

Hepimizin tek bir kavgası var aslında:

Aşkın acıları değil, yolumuza çıkıp bizi ikide bir sarsan...

Aşkın hazları, sevinçleri ayrı düşürüyor bizi...

Ve hepsi aynı kapıya çıkıyor: Kapıya!..

***
Her zaman mola verdiğim "dinlenme tesisleri"nde durdum.

Bir kahve içmeliydim.

Kokusu, yanıp sönen farlarla yorgun düşmüş zihnimi okşayıp uyarmalıydı.

Otobüs kalabalığı vardı. Erkeklerin gözleri uykulu kadınlarda, kadınların gözleri ise birbirlerindeydi.

Masalardan birinde, bir grup genç dikkatimi çekti. Sarışın bir oğlan durmadan konuşuyor, yanındaki topluca delikanlı "Konuş bakalım, yarına anlatılacak bir fıkran bile kalmayacak!" der gibi bakıyor ona... Yanlarındaki masada incecik hırkasına sarınmış, kalın kara gözlüklerini hiç çıkarmamasıya yüzüne yerleştirdiği belli, yalnız bir kadın oturuyor. Saçları simsiyah. Beyaz baldırları ve kollarındaki morluklar gözüme çarpıyor. Darbe izleri mi? Ağır ağır cam bardaktan çayını yudumluyor...

Arkamı döndüm. Leyla'nın sevdiği peynirlerin satıldığı mağaza kısmına baktım.

Birden uyku bastırdı.

Müthiş bir sıcaklık sardı bedenimi.

Başım masaya düşüyor...

***
Rüya gibi bir şey.

Kendimi görüyorum. Ergenlik yaşımdaki halim...

Kızgınım. Kaşlarım çatık.

Bir odadayım.

Galiba annem babam var yanımda. Belli belirsiz...

Bir de Leyla mı yoksa?

O da yeniyetmelik haliyle...

Eşyalar toplanmış...

Ben sürekli tekrarlıyorum.

"Hiçbir yere gitmek istemiyorum! Gitmek istemiyorum. Ben hep burada kalmak istiyorum!"


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır