  
Mucize ayı
1970'lerde İstanbul'a muhabir olarak atanan Amerikalı gazeteci Türkiye'yi daha ilk gördüğümde çok sevmiştim diyor ve gerekçesini şöyle anlatıyor.
- Türkiye yalnız tarihiyle, coğrafyasıyla değil, insanıyla ve insanlarının fantastik bakışlarıyla da müthiş bir ülke.
- Nasıl yani?
- Bunu, daha geldiğimin ilk haftasında tanık olduğum otobüsteki ayı tartışmasıyla hissettim. Boğaz'da Küçüksu denilen mesire yerinden otobüse bindim. Yanımda Türk yardımcım da vardı. Sonraki bir duraktan da, burnundan zincirli bir yavru ayı ile çok esmer tenli bakıcısı bindi. Otobüsün arka sahanlığında bir tartışmadır başladı.
- İndirmek mi istiyorlardı?
- Hayır. Biletçi, ayı için de bilet kesmek istiyormuş. Ayıcı ise itiraz ediyordu. Ayı henüz birbuçuk yaşındaymış. Hem sabahleyin gelirken öteki otobüste ayı için bilet kesilmemiş. Tartışma, yolculardan birinin araya girmesiyle yeni bir boyut kazandı.
- Ne demiş yolcu?
- "Bilet, yolcular yani, insanlar içindir, dedi. Ayıya bilet kesmenin aslında yolculara hakaret demek olacağını anlattı. Ayrıca şunları da ekledi: Hem ayıcı bir anlamda toplumsal bir hizmet görüyor. Turistleri ve çocukları eğlendiriyor. Kaldı ki ayıcı bu otobüse de o hayvancığın hatırına biniyor. Yoksa o uzun yolu ayıcığa yürütmek zorunda kalacak. Yani ayıcıya değilse ayıya acıyın, demeye getirdi. Hem yazık, ikisi de bir lokma ekmek için çalışıyordu. Babacan tavırlı yolcu sözlerini şöyle noktaladı: Koca İstanbul Belediyesi bir ayının biletine muhtaç hale geldiyse zaten milletçe yandık!"
Ama tartışmaya asıl son noktayı koyan, otobüsün şoförü oldu. Bulunduğu yerden şöyle seslendi:
"Ayıcı usta!. Tamam, ayıya bilet kesmeyelim. Ama son durağa varınca bizim için de biraz oynatıvereceksin."
Amerikalı gazeteci bunları anlatırken şöyle diyor:
- Hâlâ ayı oynatılıyor mu, bilet meseleleri sorun olmaya devam ediyor mu, bilmiyorum. Ama benim Türkiye aşkım uzaktan da olsa hâlâ sürüyor. Türkiye fantastik bir ülke.
***
O Amerikalı gazetecinin Türkiye'ye bakışıyla bizim bazı meslektaşlarımızınki arasında aslında fazla fark yok.
"Fantazya" merakı özünde aynı.
Onlar dışarıdan, uzaktan, bizimkiler içeriden ve yakından.
Yaşasın "fantazya!"
Dünyayı, hatta en yakın komşularımızı bile kesmece yabancı ajans ve ecnebi mecmua haberleriyle izliyoruz; "fantastik" bakarak, "fantazya" katarak..
Tıpkı, otoyollarımızda kesmece karpuz satan burma kara bıyıklı işportacılarımızı izleyen trafik polislerimiz gibi.
Özelleştirme İdaresi'ndeki (G-string) "ip külot" tartışmamız da, ayıya bilet hikâyesi kadar fantastik değil mi idi?
Ya Derviş'in fikri ile zikri arasındaki semâya sıkışan bakanların; dolar ve borsa paritesine bakarak olup bitene akıl sır erdirmeye çabalayan dar gelirli yurttaşlarımızın durumu?..
Ülkemiz yabancı diplomatlar ve gazeteciler için fantastik ülke olma özelliğini yıllardır koruyor.
Onlara milletçe sağladığmız destek, farkında olunmadan ödenen boyun borcu adeta.
***
Örnek binlerce: Bir yandan yüzde 99,5'i Müslüman olan bir ülkeyiz. Öte yandan dünyada en çok şarap üreten ve tüketen İslam ülkesiyiz.
Buna "Yaşasın laiklik!" diye mi tempo tutulmalı, yoksa "varolasın globalleşme" diye mi?
Bu ayrı bir konu.
Elbette mucizevi bir ülkeyiz.
İnanmayan son on beş yılı düşünsün;
Dünyanın en kanlı terörüne sahne olduk.
Ama aynı süre içinde, bu kanlı sahnede toplam 100 milyondan fazla yabancı turisti, esenlik ve güvenlik içinde ağırladık.
30 bin kişinin öldüğü bu dönemde, ülkemizde tatil yapan bu 100 milyon turistin milyonda 1'inin bile, çok şükür, bu terörde burnu kanamadı.
Elbette Türkiye fantastik bir ülke.
Bunu ayı tartışmasını unutamayan o Amerikalı gazeteci de görecek, daha da önemlisi Amerikalı "Ay Em Ef"çiler de.
Yeter ki milletçe, gelecek korkusuyla enseyi, ruhu karartmayalım.
|