  
İtimin kuyruğu saçak, sineme vurdular bıçak..
İş bu yazı sokak köpeklerine sahip çıkan hassas ruhlu kadınlarımızı eleştirmek için kaleme alınmamıştır.. "Çevrecilere dikkat, yakında para üstü yerine meşe palamutu verecekler.." iması da yapmamaktadır.. Öylesine yazılmıştır..
Havaların sıcaklığı arttıkça bizim de halı saha maçlarındaki performansımız ona paralel olarak artıyor..
Birgün saha ortasında çatlayıp gidersek, sebebimiz "cinsel tercihini kendi türünden yana" kullanan "erkek" hakemlerden biri olmayacak, kuru inadımız olacak..
Bu arada şaka maka dört kilo zayıfladım.. Kendimce icat ettiğim bir rejimi uyguluyorum.. Hergün spor da yapınca hızlı bir erime sürecine girdik..
***
Salı günü maçında arkadaşlar da fark etti.. En başta da bizim Kemal.. Beni görür görmez "Arap zayıflamışsın.." dedi.. Ben de ona nasıl bir diyet uyguladığımı anlatmaya başladım..
Dinledi dinledi.. "Sıcaklardandır.." dedi.. Onun da mantığı böyle çalışır.. Kaza geçirip bir kolumuzu kaybetsek yazsa "Sıcaklardandır.." der, kışsa soğuklara bağlar..
Aman kiraza dikkat!
Bir şeyin faydasına veya zararına inanmasın.. Onun için bilimi de aşan doğru odur.. Mesela çok kiraz yemenin zararlı olduğunu söyler.. Sen istediğin kadar "Yahu kirazın nesi zararlı.. Kalorisiz meyvalardan biri.." deyip dur..
O başını sallar.. "Bizim bir komşu vardı.." diye başlar.. Dinlerken beklersin ki tıb literatürüne girecek kadar enteresan bir örnek versin..
- "Bir akşam yedi kirazı.. Yedi kirazı.."
- "Eeee?"
- "Sonra fenalaştı tabii.."
- "Eeee?"
- "E'si.. On, onbeş sene sonra öldü.."
Bu cevabı aldığınızda "Hoppala Hasan Dayı, edep yerim seyirdi.." diyecek yerlere gelirsiniz..
Gerçi bu olayda örnek olarak verilen komşu kirazın ölçüsünü kaçırdığı gece biraz rahatsız olmuştur, on onbeş sene sonra da başka bir sebepten ölmüştür ama Kemal için iki olay arasında kaçınılmaz bir bağ vardır.. Sonuç da kirazın aleyhine çıkar..
***
Kiraz gerçekten zayıflatır.. Meşhur meseldir hani.. Kiraz "Eğer dut yetişmeseydi, beni yiyeni sapıma döndürürdüm.." demiş.. Dut da kafasını salladıktan sonra:
- "Kış yetişmeseydi beni yiyenlerin boynunu ağacımın gövdesine döndürürdüm.." diye övünmüş..
Lakin bizim zayıflamamız sadece kirazdan değil.. Söylemesi ayıp, günde dört beş kilometre koşmaya başladık.. Koşu dedimse hızlandırılmış yürüyüş temposunun biraz daha hareketlisi..
Evden çıkıyorum, Tansaş'a doğru koşmaya başlıyorum.. Oradan Nispetiye Caddesi.. Akmerkez.. Akmerkez'den biraz Etiler yolu ve dönüş.. Araba ile hesapladım.. Dört bilemediniz beş kilometrelik bir parkur..
Zamanla bu parkurun uzunluğu altı kilometreye, derken yedi, sonunda sekiz kilometreye çıktı.. Formumuzun artmasından uzatmadık parkuru, zaruretten uzadı..
Eskiden Tansaş'ın önünden geçerdim, geçemez oldum..
Orada dört beş tane çoban köpeği türü yaratık konuşlanmış, belli bir saatten sonra ne insan geçiriyorlar ne de başka bir yaratık.. Vara yoğa saldırıyorlar..
Sanki koca bir metropolün semtlerinden birinden değil de Halfeti ilçesinin Aşağı Kızılca mezrasından geçiyorsun..
Koşup zayıflayacağız derken, oramızı buramızı azmış köpeklere dişletmek var.. Tuttuk, rotayı değiştirdik.. Tansaş'ın önünden geçmemek için, Yunuslar'ın binasına doğru koşup, geniş bir daire çizdikten sonra Nisbetiye'ye çıkmaya başladık..
Tarzan zor durumda
Rahat koşabildiğimiz alan altı yediyüz metre.. Bu mesafenin sonunda sizi başka bir köpek sürüsü karşılıyor.. Onlar da orayı sahiplenmişler.. Hele normalden daha hareketli birini gördüklerinde iyice kıllanıp, beter saldırganlaşıyorlar..
Hele içlerinden bir kızılca tüylüsü var ki tam köpek psikopatı.. Havlamak yerine konuşmayı becerse, yol kenarına duran araçlardan park parası da isteyecek..
Enteresandır, birkaç kez şahit oldum, bir tek belediye otobüsüne havlamıyor..
Koşu tempomun olimpik ölçülere vardığı yer işte burası oluyor.. Burayı bir deparla geçip dilimizi iyice sarkıtıyoruz..
Burayı atlattın mı Akmerkez'e kadar sorun yok.. Sağa yani Ulus'a dönersen dikkatli olacaksın.. Oraları; çoban köpeği türünden fino kırmasına kadar çeşit çeşit köpekten oluşan birkaç sürünün egemenliğinde..
***
Bir özelliklerini daha fark ettim.. Adamın kılığına göre tavır alıyorlar.. Kılık kıyafet döküntüyse saldırganlıkları daha da artıyor.. Sanki "Ulan burası Ulus mahallesi.. Sen burada kiranın ne olduğunu biliyor musun da böyle pervasız koşuyorsun.." der gibi ürüyorlar..
Eh! Bizim de kıyafetçe hallerimiz bellidir.. Bırakın sokak köpeklerini.. İnsanlıklarından utanmasalar, tanıdıklarımızdan bile üzerimize havlayan çıkar..
Ulus yönündeki koşumuzun uzunluğu beş altı yüz metreyi geçmiyor.. Karşılaştığımız ilk köpek sürüsüyle;
- "Giyim ile meydan olmaz, vur kantara tart yiğidi.." deyip, diyalog kurmak mümkün olmadığından ters yüz edip Etiler yolunu tutuyoruz..
Şamdan'ın bulunduğu yere kadar sorun yok.. Ondan sonra ne yöne dönseniz bir köpek sürüsü ile karşılaşıyorsunuz.. Hele Bebek yokuşuna saptınız mı yandınız..
Birkaç sürü bir arada.. Kendinizi bir anda iki sürü havlayarak tartışırken aralarında bulursunuz..
Koşu değil bildiğiniz macera.. Selahattin Duman, Etiler'de koşmuyor.. Sanki Tarzan, kayıp şehri arıyor..
Başıboş köpek milletine muhalefet de edilmiyor.. Etmeye kalktınız mı kadınlarla başınız belaya girer.. Kadınlar hissi yaratıklardır.. Daha sosyal olanları da çevreci olarak hislenir..
Börtü böceğe sahip çıkarlar, elinizde cıgara ile dolaştığınızda "Ozon'u sen yırttın.." der gibi bakarlar.. Boşta gezen uyuz kedileri sahiplenirler.. Sokak köpeği ile kavga edip karakolluk olsanız, köpeğin lehine şahitlik yaparlar..Bunları bildiğimden şikayet de edemiyorum..
Emin olduğum birşey var.. Bu gidişle bizim koşu mesafesi asla kısalamayacak, hatta giderek artacak.. Köpek diyeti sayesinde iğne ipliğe döneceğiz..
|