IMF'in Türk Telekom (TT) yönetim kurulunu beğenmemesi ile ortaya çıkan kriz bu kurullarının ne kadar önemli olduğu konusunu Türkiye'nin gündemine getirdi. Kopan gürültüye pek şaşmamak lazım. Şirketlerin ekonomik gücünün kimi devletlerin gücünden daha büyük olduğu bir dünyada, yönetim kurullarının kompozisyonu çok önemlidir, bizim için olmasa da başkaları için.
Bir şirketin iyi yönetilmesinin getirdiği birçok avantaj vardır. Bunlardan en önemlisi, içeride ve dışarıda şirkete karşı duyulan güveni artırarak, düşük maliyetli sermaye bulmaktır. Yönetim kurulu iyi olan bir şirkette kaynaklar israf edilmez, yönetim hataları minimuma iner, yolsuzluk olmaz.
Gelişmiş ülkelerde yönetim kurulları o kadar önemlidir ki, araştırmalar, kurumsal yatırımcıların "iyi yönetilen" şirketlere %0 prim ödemeye hazır olduklarını gösteriyor. Neden? Çünkü şirketin kârlılığı, borsa değeri ve geleceği, büyük ölçüde yönetim kurulunun performansına bağlıdır.
Konunun bir başka boyutu daha var: Ekonominin gidişatı da, şirketlerin gidişatına bağlıdır. Şirketler ne kadar başarılı ise istihdam, üretim ve ihracat o kadar iyidir ve refah o kadar yüksektir.
Türkiye'de, özel sektöre aile şirketleri, devlet sektörüne ise politikacılar hakim olduğu için biz bu konulara yabancıyız. Özel sektörde yönetim kurullarını patron atar. Aile meclisi gibidir. KİT'lerde ise atamaları politikacılar yapar. Arpalık mantalitesi ile oraları siyasi bağlantılı, profesyonelliği ikinci planda olan kişilerle doldurulur. Bırakınız profesyonelliği, Türkiye'de yönetim kurulları çoğu zaman toplanmaz bile.
Bir yönetim kurulu üyesinin hangi özelliklere sahip olması gerekir? Yönetim kurulu başkanı ile genel müdür aynı kişi olmalı mı?
TT'nin yönetim kurulu üzerinde kopan fırtınada kim haklı? IMF mi, Türkiye mi?
Son sualden başlayalım. Bir defa, bu işte haklılık veya haksızlık diye bir şey yoktur. Bir yönetim kurulu üyesi ya profesyoneldir, ya da değildir. Uluslararası kriterlere ya uyuyordur, ya da uymuyordur.
Galatasaray'da top koşturan bir futbolcunun "iyi"olması gerektiği nasıl şüphe kaldırmazsa, bir yönetim kuruluna atanacak kişinin "profesyonelliği" de şüphe kaldırmaz. Bu konuda yazılmış kitaplar, yapılmış araştırmalar vardır. Kıstaslar bellidir:
Yönetim kurulu üyesi bağımsız olur. Profesyonel olur. Kariyerleri olağanüstü başarı performası ile dolu olur. Siyasi partilerle bağlantısı yoktur. Piyasada algılanışı olumludur. Şirkette şeffalık, hesap verebilirlik, sorumluluk ve iyi yönetim koşullarının hakim olmasını garanti edecek yetenektedir. Uluslararası deneyimi vardır. Dünyayı gezmiştir.
Genel müdür şirketi temsil eder. Yönetim kurulu başkanı ise hissedarları temsil eder. Ender haller dışında bunlar aynı kişi olmazlar. Çünkü bunların çatışması, şirketin yararınadır. Yöneticileri tayin etmek yönetim kurulunun görevidir. Başarısız yöneticileri görevden alan da yönetim kuruludur.
IMF bir Türk şirketinin yönetim kurulunda kimlerin bulunduğuna karışacak kadar "iç işlerimize müdahale etmeli midir?" TT yönetim kurulunun profesyonel olmasının "egemenlik"le bağlantısı yoktur. TT, aile şirketi değildir. Kreditör olarak IMF TT'nin başarılı olmasını sağlama hakkına sahiptir.
Londra ve New York borsası yöneticileri yönetim kurullarını beğenmedikleri şirketlere halka açılma izni vermezler. Şirketler yönetim kurullarını borsanın isteği doğrultusunda değiştirip yeniden müracaat ederler. Kurumsal yatırımcıların da şirketlerin yönetim kurulunu veya genel müdürünü değiştirttiği çok görülmüştür.
NOT: Konunun ayrıntısı ile ilgilenenler Egon Zhender International'ın İstanbul şubesinden "Corporate Governance and the Role of the Board of Directors." adlı kitapçığı isteyebilir. 0216 310 10 99