Hiç lamı cimi kalmadı! Artık bu kadar dibe vurduktan sonra... Bu kadar bozulmuş morallerimizi düzeltmekten başka çaremiz yok!
Endişe ve huzursuzluklarımız ekmek parasına dönüşmüyor; sorunlara çare olmuyorsa...
O zaman belki de haykırmanın zamanıdır:
Güneşin tadını iliklerime kadar hissedeceksem, lokmalarımı sevdiklerimle saymadan paylaşacaksam, kahkahalarımı kimseye peşkeş çekmeden atacaksam...
Kriz hoş geldi, sefalar getirdi!
İktidar hokkabazları ölümü istedikleri kadar hayat diye yutturmaya çalışsın bize...
Utanç ve acıyı bize hamaset ambalajlarıyla pazarlamaya çalışsınlar istedikleri kadar...
İki elleri ve kıt beyinleriyle ekonomiyi dik tutamazlarken bile küçücük özgürlük rüzgârlarının önünü tıkamaya çalışacak kadar bağnazlaşsınlar istedikleri kadar...
Bu ruhlar, bu bedenler, bu zevkler, bu arzular, bu dost sıcaklıkları, bu sevinçler, bu hüzünler bizim... Onların değil!
Kriz hoş geldi sefalar getirdi!
Az kaldı; uzun yılların, kocaman bir yakın tarihin devasa yalanları bitecek! Bizim "gerçeklerimiz" başlayacak... Çünkü biz gün batımında deniz kenarında oturup ayaklarımızı sallandırıyor, hayatın tadını çıkarıyoruz!
Hayatın Tadı onların değil, bizim...
Artık çıtlatacak çekirdek bile yok yanımızda...
Olsun!
Deniz mazot kokuyor...
Olsun!
Bizim için yine de yeni bir hayat doğuyor ufukta.
Onlar için; iktidarlarını tırnaklarına, tırnaklarını iktidarlarına geçirmişler için ise hayat soluyor. Onlar için film bitmek üzere!
Biz bir nefeslik sevinçlerin değerini de biliriz. Onlar korkuyor; çünkü oksijen depoları tükenmek üzere.
Zaten...
Denizin rengi hep böyle güzel olacaksa... Gökyüzü yine böyle nar gibi kızaracak, ardından gitgide mora çalacaksa... Rüzgâr aşk gibi, özgürlük gibi esecekse hep böyle...
Aşağı sarkıttığımız bacaklarımızı çocuklar gibi sallayacaksak... Aklımızdan şarkılar geçecek, bazılarını yüksek sesle söyleyeceksek...
Kriz hoş geldi sefalar getirdi! Çünkü bu kez hayat bizden yana...