kapat
12.07.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

banner
Dünyadan
Spor

Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

 
HAŞMET BABAOĞLU(hbabaoglu@sabah.com.tr )

Ufuktaki yeni hayat!

Hiç lamı cimi kalmadı! Artık bu kadar dibe vurduktan sonra... Bu kadar bozulmuş morallerimizi düzeltmekten başka çaremiz yok!

Endişe ve huzursuzluklarımız ekmek parasına dönüşmüyor; sorunlara çare olmuyorsa...

O zaman belki de haykırmanın zamanıdır:

Güneşin tadını iliklerime kadar hissedeceksem, lokmalarımı sevdiklerimle saymadan paylaşacaksam, kahkahalarımı kimseye peşkeş çekmeden atacaksam...

Kriz hoş geldi, sefalar getirdi!

İktidar hokkabazları ölümü istedikleri kadar hayat diye yutturmaya çalışsın bize...

Utanç ve acıyı bize hamaset ambalajlarıyla pazarlamaya çalışsınlar istedikleri kadar...

İki elleri ve kıt beyinleriyle ekonomiyi dik tutamazlarken bile küçücük özgürlük rüzgârlarının önünü tıkamaya çalışacak kadar bağnazlaşsınlar istedikleri kadar...

Bu ruhlar, bu bedenler, bu zevkler, bu arzular, bu dost sıcaklıkları, bu sevinçler, bu hüzünler bizim... Onların değil!

Kriz hoş geldi sefalar getirdi!

Az kaldı; uzun yılların, kocaman bir yakın tarihin devasa yalanları bitecek! Bizim "gerçeklerimiz" başlayacak... Çünkü biz gün batımında deniz kenarında oturup ayaklarımızı sallandırıyor, hayatın tadını çıkarıyoruz!

Hayatın Tadı onların değil, bizim...

Artık çıtlatacak çekirdek bile yok yanımızda...

Olsun!

Deniz mazot kokuyor...

Olsun!

Bizim için yine de yeni bir hayat doğuyor ufukta.

Onlar için; iktidarlarını tırnaklarına, tırnaklarını iktidarlarına geçirmişler için ise hayat soluyor. Onlar için film bitmek üzere!

Biz bir nefeslik sevinçlerin değerini de biliriz. Onlar korkuyor; çünkü oksijen depoları tükenmek üzere.

Zaten...

Denizin rengi hep böyle güzel olacaksa... Gökyüzü yine böyle nar gibi kızaracak, ardından gitgide mora çalacaksa... Rüzgâr aşk gibi, özgürlük gibi esecekse hep böyle...

Aşağı sarkıttığımız bacaklarımızı çocuklar gibi sallayacaksak... Aklımızdan şarkılar geçecek, bazılarını yüksek sesle söyleyeceksek...

Kriz hoş geldi sefalar getirdi! Çünkü bu kez hayat bizden yana...

***
Uygar insanın önemli bir sorunu var: Çünkü "bir parça güvenlik karşılığında kendi mutluluk potansiyelinin bir kısmını takas ediyor." (Zygmunt Bauman)

Haydi bakalım!
Bizde ne sosyali kaldı güvenliğin, ne de özeli...

Birini siyaset ve bürokrasi sildi süpürdü; kriz de üzerine tuz biber ekti. Diğerini, yani özel güvenliğimizi de sokaktaki kapkaççılarla, "sıcak yuvalar"daki yürek hırsızları alıp götürüyor..

Eh, o zaman bize de yoklukların yoksullukların arasından süzülüp çıkartılmış en haylaz, en sert, en ısrarcı ve inatçı mutluluk arayışları kalıyorsa, var mı itirazı olan?

DİNLERKEN

Cave müthişti
Eski zamanlardı... Nick Cave'i şarkılarının sözlerinin üzerine titreyen bir müzisyen olarak tanımıştım. Lakin Leonard Cohen'ciler takımından olduğum için (Yahu ne zaman gelecek festivale "Baba?") çarçabuk Cave'e kulağımı tıkamıştım. L. Cohen artmıyordu belki ama yetiyordu!..

Yeni yeni yakınlaştım Nick Cave'e... Pazartesi akşamı Açıkhava'yı dolduran kalabalığı "Kötü Tohumlar" adını verdiği topluluğuyla birlikte "uçururken" bir daha Cave'in hiçbir albümüne ve dizesine ilgisiz kalmamaya karar verdim. ("Başımın tacı" kemancısı Warren Ellis'in yeri de ayrı tabii!)

Rotterdam'da şiir
Pek şiir okumayız, şiir kitapları çok satmaz ama hiç kuşku yok ki, şiir severiz...

Hatta beş milyon Türk'ün her gün oturup bir kağıda (not defteri, peçete, sigara paketi, vd.) şiir karaladığını iddia edenler çıkmıştır.

Yine de şiir dediğimiz şey, bizim kültürümüzde şairlerin dünyasına ait bir şey olmaktan çok kendi kendimize ya da eş dost arasında bir "iç dökme" eylemidir.

Belki bu yüzden modern şiiri bir şenlik nesnesi, modern şairleri de hayatımızın renklendiren söz ustaları gibi göremeyiz. Oysa şiirle ilişkisi çok daha soğuk ülkelerde şiir festivalleri düzenleniyor. Bunlardan biri de Hollanda. Bu ülkede 32 yıldır düzenlenen Uluslararası Şiir Festivali'nde yine dünyanın dört bir yanından gelmiş şairler kalabalıklar karşısında şiirlerini okudular. Çeşitli etkinliklere katıldılar. Rotterdam şehrinin sokakları şiirle doldu...

Ana teması çocuk olan festivalde bizden de Yalvaç Ural vardı.

Sevgili Yalvaç'la festival dönüşü konuştum. Çok mutluydu. Günler boyu Rotterdam taksilerinın ışıklı tabelalarında onun "Nankör Kedi" adlı şiirinin dizeleri akmıştı... "Kedi, kedi gibiydi /Köpek insan/İnsan hem insan/Hem köpek gibi."


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır