kapat
12.07.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

banner
Dünyadan
Spor

Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

 
ŞELALE KADAK(skadak@sabah.com.tr )

Kafaya vura vura değişiyoruz

Koç Holding İdare Meclisi üyesi Mustafa Koç'a göre köşe dönmecilik zihniyeti bitiyor. Koç, "Değişim krizle başlamadı. Ama kriz, kafalarımıza vura vura değişimi anlamamızı sağladı" dedi

* Sizce Türkiye nasıl şekilleniyor?

Değişim aslında krizle başlamadı. Daha önce de vardı da, kriz bazı alanlarda gecikmiş olduğumuzu kafamıza vurarak, bunu biraz daha algılamamızı sağladı. Türkiye'yi dünyadan izole bir şekilde düşenemeyiz. Nasıl dünya globalleşiyorsa, Türkiye'nin de bu düzende yerini alması lazım. Bunu algılıyoruz, fakat yapmakta biraz vakit geçiyor. Sağlıklı bir yönetimsel yapıya geçişte, bir takım doğum sancıları olacaktır. Ancak bunun eninde sonunda oturacağını, düzlüğe çıkacağımıza inanıyoruz.

* Hangi kavramlar, değerler ön plana çıkıyor. Hangileri gözden düşüyor?

İyi yönetim, verimlilik ki şimdiye kadar çok fazla ön planda değildi. Tutarlılık, hesap verebilirlik öne çıktı. Şimdi biz de şu vardı: "Ben bir tek Allah'a hesap veririm" Artık yaptığınız şeyin hesabını verebilecek durumda olmak şart oldu. Süreklilik önem kazandı. Herşeyin bir devamlılığının olması lazım. Biz bunu özel sektörde çok daha iyi görüyoruz. Katılımcılık, bundan önce daha temsiliydi. Şimdi herkes hadiseye katılıp kararlarda katılımcı olmak istiyor. Bunu sivil toplum örgütlerinde de görüyoruz. Demokrasi de yükselen değer kuşkusuz. Bunun dünya ölçülerinde bir şekilde Türkiye'de oturması lazım. 'Türkiye'nin yeri çok özel ve bu yüzden kendine göre demokrasisi olur görüşünü' Batı kabul etmez. Yalın organizasyon da önemli. Bugün devlet yeteri kadar çabuk küçülemediği için ülke bu durumda. Rekabet gücü çok önemli. Şirketlerimizin Batı'yla rekabet gücüne ulaşması için doğru üretim olmalı. Verimli olmalı. Yerinden yönetim de çok önemli. Bunu da kendi işletmelerimizde görüyoruz. Bugün herşeye kendiniz koşarsanız olmaz. İnsanlara sorumluluk vermeniz gerekiyor.

HESAP VERME DÖNEMİ
Gözden düşen kavramlar ise bana göre, merkeziyetçilik, köşe dönmece, imkânlarımızın ötesinde bir yaşam sürme, üretmeden kazanmak, gelir elde etmek ve bunları yapmak için her yolun mübah olduğunu düşünmek. Tabi "Kimseye hesap vermem" görüşü de artık yok oluyor.

* Sizce kamu bu değişimi algılıyor mu?

Esasında kamu bunu herkesden önce algılıyor da uygulamada çok gecikiyor. Mesela özelleştirme kavram olarak birçok ülkeden çok daha önce geldi Türkiye'ye ama uygulamada en geride biz kaldık. Yerel yönetim taslağı da aynı şekilde. Bir de kavram olarak alıyor almasına da sonra "Biz bunların nasıl kenarından geçeriz ya da nasıl deleriz" e gidiyor iş. Çünkü ortada belirli paradigmalar var ve alışkanlıkları terketmek zaman alıyor. Mesela özelleştirme, yerel yönetim yasası, tarım sübvansiyonları, devletin küçülmesi gibi. İnsan tabiatı bu. Elinizde senelerdir tuttuğunuz gücü bırakmak zor oluyor. Burda da IMF programının daha öncekilerden farkını uygulama kararlılığında görüyorum. Çünkü diyor ki artık, bizden para istiyorsanız, önce değişeceksiniz.

RANT DAĞITMAYA SON
* İşadamı siyasetçi ilişkisinin değişeceğine inanıyor musunuz? Değişiyorsa nasıl?

Her toplumda ahlâklı oyuncular ve yolsuzluklara bulaşanlar var. Önemli olan testiyi getirenle kıranın ayrılması ve bunun şeffaf bir şekilde toplum tarafından algılanması. Bütün hadise bu. Siyaset kaynak dağıtımından çok verimlilik ve ekonomik büyüme için ortam yaratma anlayışına dönüşüyor. Önceden bu rant dağıtmaktı. Şimdi yavaş yavaş verimliliğe doğru dönüşüyor. Başka çıkar yol da yok artık. İşadamının talepleri de biriysel çıkarlardan ziyade gelişmenin önündeki engellerin herkes için kaldırılması yönünde gelişiyor. "Benim şuyum olsun, senin şuyun olsun" değil de daha çok toplumun gelişmesi, ekonominin büyümesi yolunda adımların atılması gerektiğini düşünüyorum.

'BEN, BEN, BEN' BİTTİ
* Şirketlerin yapısına geçtik. Orada da bir değişim başladı değil mi?

Tabi ki başladı. Özellike kurumsal değişim, kurumsal yönetimde felsefe değişimi (Corparate governance). Bunun öncülüğünü de kurucumuz Vehbi Koç seneler önce yaptı ve bugün Türkiye'deki en kurumsallaşmış topluluğun Koç olduğunu düşünüyorum. Vehbi Koç, şirketleri zamanında halka açmıştı. Bugün herhalde bir ilke daha imza attık ve üç yabancı yöneticiyi yönetim kuruluna seçtik. Biraz daha şeffaflaşmamızı ve biraz daha kendimizi disipline etmemizi, batı normlarında toplantılar yapmamızı sağladı.

Sonra katılımcı yönetim var. Bir organizasyona baktığımızda hep 'ben ben ben' değil, delege etmek, sorumluluğunu da sonuna kadar sormak ve insanları katılımcı yapmak önem kazandı. Yaratıcılık çok önemli tabi. Jack Welch'in bu konuda önemli bir görüşü vardı. Performansı çok iyi olup, değer yargıları uymuyorsa, o insanı kendisi makbul görmüyor. Ben de öyle düşünüyorum. Bugün çok iyi bir yönetici olup ancak etrafını ezen veya herşeyi kendinde toplayan kültüre uymayan bir yönetici bence hiçbir zaman makbul değildir. Onun için performansın yanında o kurumun da kültürüyle bağdaşması ve değer yargılarına uyması lazım.

DERNEKLERİN ÖNEMİ
* Sivil toplum örgütlerine geliyoruz. Herhalde değişimin en önemli bir parçasını oluşturuyorlar?

Evet, TÜSİAD bugün en önemlilerinden biri. Kendisi için birşey istemeyen, ülke çıkarları için çalışan bir dernek. Gündem oluşturan, alternatif politikaların oluşturulmasında katkısı olan, takip eden bir felsefesi var. Türk Amerikan İş Konseyi ve Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı güzel örnekler. Ne kadar kısıtlı imkânlarla neler yaptıklarını görüyoruz. Toplumdaki ağırlığı ve güvenirliği çok önemli. TEGEV bir kampanya yaptı, 24 saatte gerçekten çok iyi bir miktarda para toplayabildiler. İnsanlar güveniyor. O paraların nereye gittiğini bilen insan gönül rahatlığıyla bağış yapıyor. Kalder ve TESEV de öyle.

Çok şükür ki aile yapılarımız köklü!

* İşsiz kalan insanların 1 milyonu bulduğu söyleniyor. Sosyal patlama olur mu?

Özel sektörde de çok insan işsiz kaldı. Hem beyaz hem mavi yakalı çok işsiz kaldı. Şimdi sürdürülemeyecek bir dağıtım mekanizması artık yok. Üç kazanıp beş harcıyorsunuz ve bunun değişimi sırasında toplum bazı sancılar çekiyor. Özellikle alt gelir grubu bundan daha çok etkileniyor. İnsanımızın girişimciliği ve köklü aile yapıları yani herkesin bir birine destek olması, ataerkil bir aile düzeninden gelmiş olmamız çok şükür şimdilik bir toplumsal bunalıma gitmeyi engelliyor.

Fakat işsizliğin artışı uzun süreli devam ederse bunun sonuçları çok vahim olabilir. O bakımdan hükümetin izleyeceği programların muhakkak üretimi destekleyen, istihdam yaratan yönde hazırlanması da lazım diye düşünüyorum.

* Bu değişimin önündeki engel sizce ne öyleyse?

Bunun için de paradigmaların kırılması, zihinsel sınırların kalkması lazım.

Yani üretmeden hep bana hep bana alışkanlığı, bir de en iyi olanın değil de bizden olanın ön plana geçmesi var ki bizim toplulumuzun her kesiminde var. Mesela aynı takımdanız, aynı okuldanız, asker arkadaşıyız, bizim partidendir filan gibi. İş dünyasında da var. Bu kırılıyor artık.

Yabancılar borsaya değil yatırıma gelecek

* Beş yıl sonra nasıl bir Türkiye?

Avrupa Birliği adaylık sürecinde daha çabuk yol almalıyız. Gerekli değişimleri yapmakta hala ayak sürçüyoruz. Hani ekonomiyi belki kafamıza vura vura değiştirtecekler ama demokratik ilkeler ve değişim konusunda bir takım tereddütler var. Bu şekilde gidersek, on yıl içinde de bizim aday olmamız zor olabilir. Çabuk olmamız lazım.

* Siz inanıyor musunuz mesela beş yıl sonra partiler kanununda değişiklik yapılacağına?

Bu Anayasa'nın daha sivil bir Anayasa haline gelmesi lazım ki, öyle bir değişimin önü açılsın. Bunun üzerine de hakikaten milletvekilleri çok duyarlı ve güzel çalışıyor. İnşallah bir an önce çıkalacak.

Beş yıl sonra inşallah kamu yapılanmasında çok büyük mesafe almış olacağız. Enflasyon tek haneli rakamlara inecek. Sorunlarımızı demokratik yaklaşımlarla çözmeye çalışacağız. Sivil Toplum Kuruluşlarının gerek kamu yönetimine, gerekse uluslararası kurumlara olumlu katkıları olacak. Yabancıların sadece borsaya para koymakla kalmayıp, nasıl bugün Doğu Avrupa'da yatırım yapıyorlarsa, Türkiye'de de özendirici teşviklerle yatırım yaptığı yer haline gelmesini düşünüyorum.

Yarın: Demir Sabancı
* Sağduyulu milletlerin kriz anında ve sonrasında verdiği mucizevi mücadele ileriki dönemler için daha sağlam temellerin atılması bakımından önemli bir fırsat.

* Birlikte çalıştığı insanların maaşlarını düzenli olarak ödeyebilme stresine tabii olmuş siyasetçilerin işadamları ile daha verimli diyalog kurabileceği kanaatindeyim.

* Hisseleri kote olan şirketlerde barometre, her gün ve piyasaların açık olduğu her an şirket kültürü ve yapısının akıbeti ile ilgili önemli mesajlar veriyor.

* Özelleştirmeyi başarabilirsek, 2005 yılının Türkiyesi dünya ile entegre olmuş, ihracat fazlası veren ve uluslararası para piyasalarında hem yatırımları hem de ürettiği mal ve hizmetleri için rağbet gören bir ülke olacak.

Her ne kadar bir krizden diğerine koşar adım gitse de Türkiye'nin bu krizlerden çıkacak güç ve kudrete sahip olduğuna inanmak istiyoruz. Öyle ya da böyle değişim başladı.Yeni bir Türkiye'nin şekillendiği konusunda herkes hemfikir. Biliyoruz ki hiç de kolay olmayan bir sürecin içindeyiz. Biz de işte böyle bir zamanda iş dünyasının vizyoner isimlerinden bir kaçına mikrofon tuttuk. Amacımız farklı bakış açılarına sahip, yeni Türkiye'nin şekillenmesinde kuşkusuz büyük katkıları olacak bu işadamlarının görüşlerini, gelecekle ilgili tahminlerini sunmak.

Kimler yok ki...Bugün Mustafa Koç'la başladığımız bu dizinin içinde Sabancı Grubu'nun veliahtlarından olan ve sessiz ama ciddi adımlarla iş dünyasına adım atan Demir Sabancı, yaptığı her konuşmayla değişime katkı yapan Eczacıbaşı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı, TÜSİAD'ın en başarılı başkanları arasında yerini alan Muharrem Kayhan, Türkiye'de pek çok firmaya kurumsal kimlik oluşturan ve uluslararası ölçekte konsept geliştiren ünlü grafik tasarımcı Bülent Erkmen, teknoloji üretme konusundaki çabaları takdire şayan Logo Business Solutions Genel Müdürü Tuğrul Tekbulut, bilgiye ve yatırıma büyük önem veren Siemens Yönetim Kurulu Başkanı Zafer İncecik, İMKB eski Başkan Yardımcılarından ve şu anda İş Bankası iştiraklerinden Fora Zeytincilik Genel Müdürü Deniz Ormancıoğlu...

Onlar herşeye rağmen Türkiye'nin geleceğinden umutlu. Çok ilginç saptamalarda bulunup, vizyon çizdiler. Bugüne kilitlenip kalan kamuouyuna gelecekle ilişkin bu tespitleri sunmak istedik.


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır