Kısa tatilden dönüş
Temmuz'un ilk haftasında tatile çıkmayı aylarca önceden planlamıştık. Bazen böyle oluyor. Tam yola çıkarken Türkiye'de işler karışıyor. Mecburen bilgisayarı da götürdük. Ama insan uzaktan buradaki havayı hissedemiyor. Neyse, gariban makinam da böylece yeni yerler görmüş oldu.
Programın ana hatları ortaya çıktıktan sonra Türkiye mutlaka bir kriz yaşar demiştim. Hatta, biraz da espri katarak, "krizin olacağı kesin ama tarihini bilemiyoruz" diye eklemiştim.
Bu öngörünün geri planını oluşturan ve daha önce çok vurguladığım iki hususu hatırlatmak istiyorum. Biri dış dünyanın Türkiye'ye tavrıdır. İkincisi kur politikasıdır.
Özellikle ABD'nin Türkiye'ye karşı tutumu yeni program hazırlanırken iyice belirginlik kazanmıştı. Bu sütunda ABD Hazine Bakanı O'Neill'den uzun alıntılar yaptık.
Türkiye'yi yönetenler Soğuk savaşın bittiğini bir türlü anlamadılar. Üstüne, Bush yönetimi çok farklı bir ekonomik zihniyete sahipti. İkisi birleşince, çok daha katı bir tutumun ortaya çıkması kaçınılmazdı. Zaten bu açıkça ifade edildi.
Dalgalı kur ise IMF'nin elini rahatlatıyordu. Eski programda kredi diliminin dondurulması programın belkemiğini oluşturan kur çapasını riske atardı. IMF ancak çok vahim durumlarda bu sorumluluğu yüklenebilirdi. Kur serbest olunca böyle bir derdi kalmadı.
Aynen beklediğimiz gibi oldu. Hükümetin ilk ayak sürme denemesinde IMF "kırmızı kart" çıkardı. Bağırıp çağırmalar, efelenmeler bir işe yaramadı. "Siz bilirsiniz" dendi. Kur 1.3 milyonu geçince hükümet hizaya geldi.
Hasar tesbiti
IMF İcra Kurulunun bu durumda Haziran ayı için öngörülen krediyi onaylayacağı anlaşılıyor. Hemen ardından Dünya Bankasının da benzer bir karar alacaktır.
Önümüzdeki hafta para gelir. Söz konusu 3.2 milyar dolara Hazine'nin ve Merkez Bankasının acilen ihtiyacı vardır. Piyasaları da rahatlatacaktır. Hükümet ongünlük bir gecikmenin fazla önemi olmadığını söyleyecektir.
O kanıda değiliz. Niyet Mektubunun onaylanmasından sonra ilk gözden geçirmenin bu kadar sancılı cereyan etmiş olması hayra alamet değildir. Gerek dış dünyada gerek içeride, damakta fevkalade buruk bir tat kalmıştır.
Rahatsızlığın nedeni bellidir. Hükümet daha Niyet Mektubunun mürekkebi kurumadan verdiği sözlerden dönme arayışına girmiştir. Gelecek için kötü bir işarettir.
Önümüzdeki aylarda yavaş da olsa ekonomi normalleşecektir. Turizm iyi gitmektedir. Cari işlemler dengesinde büyük fazlalar oluşmaktadır. Dış kaynak borcun çevrilmesini kolaylaştırmaktadır. Faizler düşecek, kur sakinleşecektir.
Böylesine sıkışık bir durumda bile IMF ile zıtlaşmayı göze alabilen siyasi iktidarın, koşullar rahatlayınca daha da ileri gitmesi, hatta programdan vazgeçmeye kalkışması mümkündür. En azından insanlar böyle düşünmeye başlamıştır.
Yaşanan krizin ekonomiye ilk bakışta görülenin ötesinde hasar verdiği kanısındayım. Türkiye'nin en önemli sorunu ekonomik aktörlerin hükümete güven duymamalarıdır. Son olaylar beklentileri daha da bozmuştur.
Kur ve faiz
Kamuoyunda dalgalı kur ve faiz düzeyi ile ilgili tartışmalar sürüyor. Ben tatilde iken Başbakan Ecevit de kurun serbest bırakılmasını eleştiren koroya katılmış. Doğrusu sevindim.
Sabit kur ve yüksek faiz isteyen meslektaşlarımın duygularını merak ediyorum. Ecevit'le aynı kampta yer almayı acaba nasıl değerlendiriyorlar?
Biliyorsunuz, düşük faizi ve serbest kuru savunuyorum. Ecevit'in karşı çıkması son tereddütlerimi de izale etti. Bu konuyu daha çok tartışacağız.