Fikret Otyam, Ankara yıllarının damıtılmış dostlarından biriydi. Nerelere gitmedik ki birlikte; ne İran'ı kaldı, ne Afganistan'ı, ne Napoli'si ve daha kimbilir nereleri...
Önceki gün bir kurye geldi Fikret'den, 43 yıl önce Ulus'ta dizi halinde yazdığı Köyceğiz, Dalyan ve yöreleri..
Üstüne de elyazısıyla küçük bir mektup eklemiş:
"Sevgili Çetin can,
yeni yaşın hayırlı olsun!
Ben onu geçen yıl hayırlı kıldım.
Köyceğiz ve yöresini kim sevmez?
Al sana 43 yıl öncesi Köyceğiz ve yöresine ilişkin kırıntılar. Vakit bulursan bir göz at..."
Fikret Otyam, çok pencereli sanatının kendine özgü esintilerini, eski Bektaşi uygarlıklarının gizemli ırmaklarıyla köpüklendirmiştir. Yaşam üslubundaki içtenlikle, arı durulukta da gözleyebilirsiniz bunu; duvarlara astığı dekoratif örgü yün çoraplarda da; Küçük Asya'nın, motifleri cıvıltılı kilimlerinde de; özenle çektiği köy ve köylü fotoğraflarında da; resimlerinde de; yazılarında da; vitrinsiz ve binbir hobiyle donanmış sade yaşamında da..
Tıpkı kendisi gibi yaşamış az insandan biridir Fikret..
Gönderdiği dosyanın ilk kupüründe; Fikret'in çektiği, cam tabağıyla ince belli, dolu bir çay bardağı; içinde bir çay kaşığıyla, iki yuvarlak garip, şişmanca şeker..
Altında şu yazı:
"Konuk şekeriyle çay - Bu fotoğraf 1958 yılı Temmuz ayının 19'unda Muğla'ya bağlı Köyceğiz İlçesi'nin Dalyan Köyü'nde çekilmiştir. Köye verilen şeker bir günde bittiği için, diğer günler halk, pahalı konuk şekeriyle çay içmekte, bu şeker dahi zor bulunmaktadır. Fabrikaların en iyi şekilde çalıştığı nasıl belli. (Fotoğraf: Fikret Otyam)"
İkinci kupür; önce gür ağaç dallarının gölgelediği bir kıyıya yanaşmış balıkçı tekneleri...
Üstünde bir başlık: "Köyceğiz ve Dalyan Köyü sular altında"
Altında ikinci bir başlık: "Dalyanlılar köyün içinde sandallarla dolaşıyorlar"
Haber de şöyle:
"Köyceğiz - Günlerden beri devam eden yağmurlardan sonra Köyceğiz Gölü taşmış. Köyceğiz İlçesi ve Dalyan Köyü suların istilasına uğramıştır. Bilhassa Dalyan Köyü, şimdiye kadar olanlardan çok felakete uğramıştır. Yıllardan beri balık dalyanları yüzünden taşan sular, bu defa bütün köyü kaplamıştır..."
Derken Fikret Otyam'ın "Tehlikeli Virajlar 21 km." ana başlığını taşıyan, dizi röportajı başlıyordu.
Ve Fikret, Köyceğiz'e gelişini anlatıyordu:
"Köyceğiz'e gelir gelmez otelimsi-hanımsı bir yere getirdi şoför. Bitişiğinde hamam vardı.
Göl donuk yeşiller içindeydi. Kıyıda en güzel yerde iç açıcı bir yapı vardı. Kaymakamlık ve diğer resmi binalar bu binada toplanmıştı. Hani şu kültür yuvaları vardı, adları Halkevi olan; hani ocaklarına incir dikilen; hani şu milleti bağrına basan, kültür dağıtan, bilgi dağıtan, ışık saçan evler, Halkevleri... Eskiden Halkevi'ymiş bu güzel yapı, göle karşı..."
43 yıl önceki Köyceğiz'le karşılaşmak; o yıllarda henüz tanışmadığımız yakın bir akrabanın eski fotoğraflarına bakmak gibi geldi bana...
Köyceğiz, bizim tatilcilerin yeğlediği türden; eğlenceli cümbüşlü, bir plajlar şenliği değil..
Portakal bahçeleri, okaliptüsleri, günlükleri, zakkumları, inekleri buzağıları, oğlakları, akar suları, masmavi gölü, ılıman insanları, çeşit çeşit kır lokantalarıyla; kendine özgü, sakin, sessiz, değişik bir Tanrı limanı...
30 km. ötede Akdeniz'in, nerdeyse en bakir plajları... Sonra tarihsel bir mucize olan Dalyan ve Kaunos, Likya uygarlıklarının kalıntıları...
Temmuzla ağustos, aşırı sıcak olsa da; nisan ortalarından haziran başına, eylülden ekim sonuna kadar hiç anlatılmamış bir masalın yeşile bürünmüş hamaklarına uzanıp, kendince oyalanıyorsun gönlünün şarkılarında...
Üstelik ortalık pek angutluk, ahmaklık, kerizlik ve rezillik de kokmuyor.
Fena mı?