  
Uzaktaki köyün kavgaları
Gazetelerin çoğu İstanbul'da Ankara'da satıldığına göre, uzak bir köyden söz ettiğimizde nasıl olsa herkes derin Anadolu'nun ücra, karanlık, kuş uçmaz kervan geçmez köylerinden birini anlayacaktır.
Hani "Orda bir köy var uzakta" diye anılan köylerden birini.
Bu dize bizim çocukluğumuzda, ilkokul dergilerinde çizilen ve pırıl pırıl derelerin kıyısında koyunların otladığı, içli çobanların kaval çaldığı bir köy olarak algılanırdı.
Daha sonra o köylerin nasıl bir sorunlar yumağı olduğu anlaşıldı.
Şimdilerde ise bakire kızların kendini astığı, geleneksel aşiret kavgalarının sık sık kan banyosu ile sonuçlandığı bir cehennem olarak hatırlanıyor.
***
Şimdi bu köyden haberler verelim:
Kırdinniler'den Hasan, Malcanlar'ın büyük oğlunu vurmuştu ya; işte geçen hafta bu yüzden yine elli kişi birbirine girdi.
Kaleşlerin konuştuğu kavgada, rakibini ortadan kaldırmaya, dünyadan izini silmeye yemin etmiş iki aileden altı ikişi öldü, on dört kişi mecruh oldu.
Geçen sefer muhtarlık seçimini Mustafa'ya kaptıran Abdullah, bu sefer işini sağlama almak için gece gündüz demeden kapı kapı dolaşıyor ve kendisi muhtar seçilirse nasıl avantalar sağlayacağını anlatıyor.
Bu arada Mustafa'nın kızı Zöhre'nin düğününde dört beşibiryerde takıldığını duyarak deliye dönen muhtar ise kendi kızının düğününün daha görkemli olmasına ve daha çok takı takılmasına uğraşıyor.
Ballıcalar'ın Kazım, komşusu Hüsnü'nün ahırına girip hayvanlarını bıçakladığı için şimdi cezaevinde yatıyor ama hiç de üzgün olmadığı anlatılıyor.
Hapiste "Ohhh yüreğim yağ bağladı" diyormuş. "O alçak oğlu alçak Hüsnü'nün hiç hayvanı kalmadı ya, artık müebbet de verseler gam yemem."
Geçen bahar otuz kınalı koç kurban edilerek gelin verilen dilber Sakine'nin kısır çıkması ise köyün en büyük eğlencesi.
Erkekler kahvede bu güzel gelinin koynuna giren kocasını suçlar ve "Kabahat herifteymiş!" diye, neredeyse adamcağızı yumuşak ilan ederek rahatlarken, Sakine'yi kıskanan kadınlar da "Gördün mü, kocasına bir evlat bile veremiyor. Suyu olmayan pınarı ben neyleyim, bak benim aslan gibi evlatlarıma! Kurumundan yanına yaklaşılmıyordu haspanın!" diyerek yürek soğutuyorlar.
***
Ve bu arada köy her yıl biraz daha yoksullaşıyor.
Hayvancılık yapanlar yeme para yetiştiremiyor, tarla ekenler zararına ekiyor ama olsun; onlar birbirlerini tepeleyerek, kıskanarak, kavga ederek, dedikodu yaparak yüreklerini soğutuyor ve küçük çıkar çatışmalarında rahatlıyorlar.
Bizim de İstanbul'da ne bu köyden haberimiz oluyor, ne de öldürücü kavgalardan.
***
Dünya ölçeğinde Türkiye'nin durumu bu köyden farksız.
Bizler burada birbirimizi yiyip dururken, Türkiye adlı bir ülke olduğunu bile duymamış milyonlarca insan daha mutlu, daha başarılı ve daha sağlıklı yaşamanın yollarını arıyorlar.
Bize de bozkır karanlığını yırtarak geçen bir trenin ışıklarına bakıp hüzünlenen köylüler gibi Avrupa Birliği'nin uzaklaşan pırıltısını seyredip iç çekmek kalıyor.
|