kapat
11.07.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

banner
Dünyadan
Spor

Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

 
SEDAT SERTOĞLU(ssertoglu@sabah.com.tr )

Yasak...

Hayatımız yasaklarla geçti ve geçmeye de devam ediyor. Bizden önceki nesillerin hayatındaki yasaklar ise, çok daha fazla idi.. Bunu da unutmamalı..

Descartes'in Türkçe'ye tercüme edilmesine, 300 yıl sonra izin veren bu zihniyet, bundan sadece 100 yıl önce de, kafayı, "Daktiloya" takmıştı.. Bildiğimiz daktilo..

Amerika'da yayınlanan saygın bilim dergilerinden Scientific American'ın Temmuz 1901 tarihli yayınında işte bu yasak anlatılıyor.. Deniliyor ki:

"...İstanbul gümrüklerine gelen 200 adet daktiloya, yetkililer tarafından ithal izni verilmiyor. Buna gerekçe olarak da, bu daktilolarda yazılacak şeylerin dağıtılabilmesi ihtimali olduğu ve hangi daktilo tarafından yazıldığının tespit edilememesi olarak gösteriliyor..."

Kafaya bakın..

Bu kafa, Internet'i RTÜK kapsamına almaya kalkan kafaya o kadar çok benziyor ki..

Yazıdan korkan,

insanların bu yazılanları okumasından,

üzerine düşünmesinden

ve sonunda düşüncelerini söylemesinden korkan yönetimler,

yıkılmaya mahkumdurlar..

Tarih bunlarla doludur. Ve dolmaya devam da edecektir..

Osmanlı'nın en büyük hatalarından biri bu olmuştur.. Çünkü bu İmparatorluğun içinde yaşayanlar, sadece kendilerine izin verilenleri okumuş, kendisi dışında olup bitenlerden habersiz, düşünce üretmeyen, üretenlerin de hemen kellerinin koparıldığı bir toplum olarak çöküp gitmiştir..

İsa'dan 500, günümüzden 2 bin 501 yıl önce, Yunanlı filozof Heraclitus'un "Sabit olan, yani değişmeyen tek şey değişimdir" dediğini bilirsek, sonra dönüp kendimize bakarsak, bugün neden hâlâ bu halde olduğumuzu, belki çok daha iyi anlayabiliriz..

Farkında mısınız ki, yeni çağı da ıskalamaya, daha ilk yılından başladık.. Çok az bir azınlık dışında, insanımızda müthiş bir gelecek endişesi var.. Her toplulukta, hemen her ortamda, "Gelecek endişesi" konuşuluyor..

Felsefe, resim, müzik, arkeoloji gibi, toplumların geleceğini 21'inci yüzyılda şekillendirebilecek konuları, neredeyse kimse konuşmuyor..

Nereye gittiğimizi bir bilen veya tahmin edebilecek bir kişi var mı acaba toplumumuzda?

Sadece "Bu gidişin gidiş olmadığı" söyleniyor ve yazılıyor.. Ama olmayan bu gidişin sonuna geldiğimiz zaman, neyle karşılaşacağımızı sanki kimse tahmin edemiyor.. Belki de ediyor, ama "Korkusundan söyleyemiyor.."

Toplum, tırnaklarını yiyerek, her gün bir başka "Korku filmi" seyrediyor..

Toplum, "Hükümete olan güvenini sıfırlamış" durumda.

Bundan 100 yıl önce daktiloyu yasaklayan o korkak ve beceriksiz zihniyet, sanki bugün hâlâ Ankara'da oturuyor..

Durumumuz "Binmişiz bir alemete gidiyoruz kıyamete" sözüne öylesine iyi uyuyor ki..

O günkü yönetimin korkusu, daktilo idi.. Bugünkü yönetimin korkusu ise, iktidarı elden kaçırmak.. Yoksa Türkiye, bırakın 3'üncü Dünya ülkesi olmasını, 5'inci Dünya ülkesi bile olsa, ki bu kafayla gidiş oraya doğru, bunların umurunda bile değil..

Cesaret, korkunun yerini almadıkça da, Türkiye'nin zincirlerini kırması çok zor.. Bunu herkes görüyor.. Bir tek Ankara hariç..


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır