  
Yeditepe diye bir mucize!..
Kayışdağı adı bana hep, ünlü bir suyu hatırlatır. Artık su kadar aziz, su kadar kutsal, su kadar yaşam kaynağı bir başka şeyin sembolü..
Bilginin..
Kayışdağı'na tırmandığımda bir şok yaşadım.. Mutlu bir şok..
Hani eskiler, bakarsan bağ olur demişler.. Kayışdağı, dağ olmaktan çıkmış, bir bilgi bağına dönmüş..
İnanılması güç.. Daha iki yıl önce dağ olan bu topraklarda şimdi, bir Üniversite yükseliyor.. Bu nasıl bir hızdır, anlamak güç.. Bu aslında hız falan değil.. Mucize..
Mucizenin adı da, Bedrettin Dalan..
Dalan, İstanbul Belediye Başkanlığına adaylığını koyup kaybettiğinde çok üzülmüştüm. Kazansa bugün bambaşka bir İstanbul'da yaşıyor olacaktık. Sorunları çok daha az, güzellikleri, kolaylıkları çok daha fazla..
Ama ona oy vermediler.. Ona oy vermeyen ellere beddua etmek bile geçmişti içimden, o kadar kızmıştım. Müftü dedem, bedduanın çok kötü şey olduğunu öğretmişti bana Allahtan..
Yeditepe'yi gördüğümde "Dalan'a oy vermeyen eller dert görmesin" diye dua ettim.. İstanbul'u kazansa, Yeditepe'ye ayıracak vakti olmayacak, bu çağdaşlık, bu uygarlık mucizesi de gerçekleşmeyecekti..
Türkiye hakkında Allahın günü felaket tellallığı yapanlar, durmadan batmaktan, iflastan söz ederek, milletin zaten islenmiş içini kapkara edenler, Yeditepe'yi bir gezsinler lütfen.. Bir gezsinler..
1984'te, kaç kez yazdım, Los Angeles Oyunlarının Olimpiyat Köyü idi, ünlü U.C.L.A'in kampüsü.. Orayı gezerken ağlamaklı olmuş, derin derin iç geçirmiştim.. "Ben niye böyle bir okulda okuyamadım" diye.. "Bizde böyle okullar ne zaman olacak" diye..
15 yıl geçmedi aradan işte..
Buyrun Yeditepe Yerleşim'ine.. Dalan, kampüs lafını sevmiyor.. "Yerleşim" diyor.. Güzel laf.. Ben de öyle diyeceğim..
"Yeditepe Yerleşim Merkezi, U.C.L.A. kampüsünü aratmıyor" desem, Dalan kızacak. Çünkü, burayı Amerika'ya benzeten, mukayese edenlere çok kızıyor.. "Burası bir Türk Üniversitesi" diyor.
Daha Yerleşim Ana kapısında bir Türk Üniversitesine girdiğinizi hissediyorsunuz.. Selçuklu Mimarisinin temel çizgileri, gelmiş binalara stilize oturmuş.. Devasa kapılar, tipik pencereler, çatı üstü konik çıkıntılar..
"Benim eğitim hayatım Bursa'da da İstanbul'da da Selçuklu Mimarisi Medreselerde geçti. Yıllarca içlerinde yaşadım, iyi bilirim.." diyor.. Genç bir mimarlar ekibi kurmuş.. İçlerinden biri, bir kapıcının kızı olarak Yeditepe Üniversitesine girip, Mimari'den mezun olan bir genç.. Şimdi binalardan biri onun çizgilerinden çıkma.. İşte güzel Türkiye'den bir örnek daha..
Dalan "Bir Üniversite yerleşim merkezi, kentten uzak da olmamalı, içinde de olmamalı.. Bizimki tam sınırda" diyor. "Bir yerleşim merkezi, o ülkenin çizgilerini de taşımalı, ama çağdaş olmalı" diyor.. "Bir yerleşim merkezi, doğaya uygun olmalı" diyor..
Yeditepe Yerleşim Merkezinde bunların üçü de var..
10 milyon marka, özel şahıstan satın almışlar araziyi, İstek Vakfı olarak.. Sonra Dalan başkanlığında bu 16 kişilik ekip, planları yapmış..
Bir 26 Ağustos sabahı temel atmışlar..
26 Ağustos, Türklerin Anadolu'ya girdikleri gün..
26 Ağustos, Türklerin işgalcileri Anadolu'dan gönderme savaşının başladığı gün..
"..Ve 26 Ağustos.. Anadolu tarihinde bir başka dönüm noktası daha olacak" diyor, Dalan..
Onun için Yeditepe Üniversitesi Kayışdağı tesislerinin adını "26 Ağustos Yerleşim Merkezi" diye koymuş..
Boğaziçi Elektrik.. mi?..
Şimdi bir dükkanınız var, yıllardır çalışan.. Yıllardır da elektrik faturaları geliyor, ödüyorsunuz.. Başlangıcından beri dengeli.. Zamlarla artıyor o kadar..
11 Nisan'da okumuşlar mesela.. 578 milyon lira gelmiş..
10 Mayıs'ta okumuşlar.. 695 milyon lira gelmiş..
Sonra, dükkana tek bir ampul dahi eklememişsiniz.. Değişen hiçbirşey yok. 12 Mayıs'taki fatura 3 milyar 749 milyon lira..
Şimdi ne yaparsınız söyler misiniz?
Şimdi Boğaziçi Elektrik Dağıtım A.Ş. Genel Müdürlüğü, bana ne yapılması gerektiğini söyler mi?..
Bakın tesisat numarası 2218436..
Son faturanın numarası da 06/4206844..
Sayın Genel Müdür, böyle bir olay sizin başınıza gelse, ne yapardınız mesela, çok merak ediyorum..
Ödemezsen, burası restoran.. Elektrik kesilirse dükkanı kapamak gerek..
Ödersen.. Kolay mı, hele bu krizde, dolu masa sayısı yerlerde sürünürken..
Söyleyin bu iş yerinin sahipleri ne yapsınlar, bu çok garip fatura ile..
Bir Tavsiye
Sertab, bu defa, Turuncu!
Sertab, bir radyo programında "Benim en iyi albümüm" diye bahsetmişti. Sözünü ettiği, Turuncu.. Lal'den sonra, renkler devam ediyor..
Bu yazın moda rengi olan "Turuncu", albüm olarak da yaza damgasını vuracak, özellikle açılış parçası "Kumsalda" ile. Başından sonuna kadar fıkır fıkır, hemen akılda kalan tam bir tatil şarkısı. Yaylılar, nakaratlar ve Sertab'ın yorumu harika. Diskoların bu albümden bol yedek bulundurmaları gerekecek, çünkü "Kumsalda"yı fazlaca çalmaktan CD'nin bu bölümü eskiyecek. Söz ve müziğini yapan Fikret Kızılok ustayı da ayrıca tebrik etmeliyiz bu şarkı için.
Turuncu, yine çok güzel "Aşkolsun" ile bitiyor. Bize göre albümün ritmik şarkıları içinde ikincilik bunda..
Bir Sezen Aksu şarkısı olan "Söz Bitti" albümün en duygusal bestesi. Sertab'ın o güzel sesinin keyfini bu şarkıda özellikle yaşıyoruz. Sezen son yıllarda hiç bu kadar Sezen olmamıştı.. Söz Bitti, artık iyice özlenen eski Sezen'in de dönüş müjdecisi..
"Hani Kimi Zaman" ve "Güle Güle Şekerim" albümün keyifli, hareketli şarkılarından Yaylı ve vurmalı sazlar "Güle Güle Şekerim"de çok hoş. Diğer bir dikkat çeken şarkı "Oysa" tango ritminde bir Fikret Kızılok bestesi.
"Yağmurdan Sonra Gelen Toprağın Kokusu" bir Şehrazat ürünü, nefis bir slow dans şarkısı.
Albümdeki bütün şarkıların düzenlemeleri Demir Demirkan'a ait. "Pozitif ol" damgalı albüm verdiği mesaj gibi dinleyeni pozitif yapıyor.
Bize sorarsanız, asıl "Sertab gibi" işte bu albüm.. "Gibi" de değil.. Sertab bu işte!..
Turuncu, Lal'in başarısını da geçecek gibi.. Demek renkler Sertab'a yarıyor.. Bakalım gelecek albüm ne renk olacakf?..
Katkıda bulunanların tekini bile ihmal etmeden Sertab'ı yürekten kutlarız.
(Biz, deyişim lafın gelişi değil. Bu yazıyı pop danışmanım Can Sayın'la hazırladık.)
***
Bu arada, bir minik not da, Kumsalda'nın yaratıcısına..
Sevgili Fikret,
"Orda bir köy var uzakta" misali, gitmesek de, görmesek de, orda bir "Dost" olduğunu biliyorum.
Hastalığın beni çok üzdü.. İki türlü.. Hem korktum.. Hem de "Bu nasıl dostluk.. Ne zamandır aramadın Fikret'i" diye kendi kendime kızdım. İyileş, aramıza dön, kucaklaşalım, Sevgili Fikret..
Dostları, sevilenleri aramayı, bugün, yarın diye ertelemenin anlamı yok.. Belki yarın yok, onu hatırlattın bana, bir kere daha..
Geçmiş olsun, canım kardeşim..
20 yıl olmuş!..
Heyecanla açtım 20. Yıl Özel sayısının sayfalarını.. Benim adım da var mı, beni de hatırladılar mı diye.. Unuttular mı acaba, diye..
Var..
Hatta bir yazımdan bir satırlık alıntı bile var. 25'inci sayının 70'inci sayfasında "Ben ortaokulda iken Marilyn Monroe'nun bir futbol maçında başlama vuruşunu yaparken resmi çıkmıştı gazetelerde.." diye.. Frikik sözünün argomuza nerden girdiğini anlatıyordum.
O zaman etekler diz altı. Marilyn biraz özgür.. Dizinde giyiyor.. Bir de dar.. Topa tam gücü ile vururken, etek yukarı sıyrılmış, dizinin beş santim üstü de görünüyor.. İşte frikik bu..
Egemen Bostancı başlamıştı, başta kendi şovları, İstanbul gece hayatını anlatan Gösteri'ye.. Sonra ciddi kültür sanat dergisi yapmaya karar vermişler.. Doğan Hızlan beni aradığında ne kadar heyecanlanmıştım. O tarihte her pazartesi Cumhuriyet'te tam sayfa televizyon yapıyorum.. "Bize ayda bir televizyon eleştirisi yazar mısın" dedi, Doğan Ağabey.. Nasıl yazmam.. Nasıl bir gurur, nasıl bir heyecan, nasıl bir keyif bu..
20. Yıl dergisinde Ertuğrul'un (Özkök) bir yazısı var. Meğer ondan da TV yazısı istemiş Doğan Ağabey.. Ama Ertuğrul Medya yazmaya karar vermiş. Böylece TV, aynen bana kalmış..
Nasıl özenirdim o aylık yazılara..
Niye bitti hatırlamıyorum. Ankara'dan İstanbul'a geldim.. Erkekçe, Bilim Dergisi derken, fena halde işe daldım, TV izleyecek vaktim kalmadı da ondan olmalı..
Ama Gösteri'nin kuruluşunda görev almak, ona uzun zaman eleştiri yazmak, gazetecilik hayatımın gururlarındandır.
Nice yıllara Gösteri!..
Nargile!..
Hayatımda bir kez içtim Nargile'yi.. 15 sene falan oluyor.. Bir yaz gecesi, Öcal Ağabeyim Karşıyaka sahiline götürdü beni.. Sıra sıra nargileciler dizilmiş.. Birer tane de biz istedik.. Pek bir keyifle içtim.. Bitti, kalktık.. Eve döneceğiz, ama geri dönmeme gerek kalmadı. Başım nasıl dönüyor. Kafayı bulmuşum..
Her öğlen Ertekin'e gidiyorum genelde yemeğe.. Saladbar'ı ve Ziya ve Tümay Ustaların elinden, beş-altı çeşit soğuk sıcak yemekten oluşan açık büfesi çok pratik geliyor bana.. Fiat da bu devirde inanılır gibi değil.. "Ertekin pahalıcı" diye yazıyorum ya.. Bana inat.. Saladbar 1 milyon, açık büfe 2 milyon.. Yani üç dolar değil, tamamı..
Ertekin ya mirasa kondu, ya yatağından beyinüstü düştü, olacak şey değil.. Neyse..
Geçen gün baktım, iki tane nargile..
"Bu nedir şimdi" dedim.. Fena halde de dalga geçtim.
Pazar günü Akşam'da bir yazı..
"Genç kuşağın son keşfi, nargile!.."
Sadece delikanlılar değil, genç kızlar da fokurdatıyormuş nargileyi..
Ertekin, gençliğin yeni trendini, benden evvel keşfetmiş meğer..
BİZİM DUVAR
Türkiye yine "sallanmaya" başladı. Siyasetteki depremlerden kimsenin normal depremlerle ilgilendiği yok.
Hakan&Utku
TEBESSÜM
Fıkra Melih Aşık'tan
Olay Doğu'da, devlet hastanelerinden birinde mecburi hizmetini yapan jinekolog doktorun başından geçer. Bir gün içeri çarşaflı bir kadın ve kocası gelir. Adam "Karımın bir şikayeti var" deyip çıkar dışarı. Doktor kadına uzanmasını söyler ve normal muayenesini yapar. Muayene bittikten sonra da hastanın SSK'lı olduğunu düşünerek sevk kağıdının olup olmadığını sorar:
-Sevk aldın mı?
Kadından cevap:
-Acuuk..
SEVDİĞİM LAFLAR
Yapılırken heyecan duyulmayan işler başarılmaz.
|