Telekom konusunda dün hükümet geri adım attı. Ancak piyasaların tansiyonu pek düşmedi. Dolarda ve faizde gerileme olmazken borsa düşüşten kurtaramadı. Hatta 10 bin puanın altına inen borsa endeksi 11 Nisan'dan bu yana 9.717 ile en düşük seviyesini gördü.
Hükümetin geri adım attığının açıklanmasına karşılık piyasalar somut sonuçları bekledi. Yani Telekom Genel Kurulu'nun toplanmasını, kimlerin atanacağını, bunun karşılığında IMF'nin ne yapacağını beklemeyi tercih etti. Bu gelişmeleri önceden satın almadı. Bunun da temel nedeni güvensizlik.
* Güvensizliğin etkisi- Hükümetin yapacaklarına ve programı uygulayacağına yönelik bir güvensizlik var. Sadece bu değil, belki IMF'nin ne yapacağını da görmek istiyor piyasalar.
Bankalar konusunda yapılanları yetersiz buluyor IMF. Somut olarak ne istediğini piyasalar bilmiyor. Spekülasyonlar alıp başını gidiyor ve borsada hisse senedi fiyatlarını düşürüyor.
Çünkü bu hükümet birinci yılında Cumhurbaşkanını da seçtikten sonra icraatlarını tartışmasız yapamıyor. Sorunsuz icraat ortaya koyamıyor. İcraatlarda gecikmeler oluyor. Hatta programına aldığı, yapacağım dediği işleri yerine getirmiyor. Telekom'un geçen sonbaharda özelleştirilmesi gibi. Bu yıl çıkartılan bütün yasalarda yaşananlar gibi. Üstelik IMF anlaşmasının altına üç liderin imza atmasına rağmen.
* Olmazsa olmaz koşul- Hükümetin ilk bir yılında gösterdiği disiplinli çalışmayı daha sonra gösterememesi ve yaşanan iki büyük krizle siyasilere güven sarsılınca, piyasalar her gün hop oturup hop kalkıyor. "Her gün ölüp ölüp dirilmektense bir günde ölmek daha iyidir" görüşü yaygınlık kazanıyor.
İşler böylesine ite kaka götürülmeye çalışılınca da, bir türlü istenen güven sağlanamıyor. Siyasi otoriteye güvensizlik artıyor. Dolayısıyla programın uygulanması büyük bir engelle karşılaşıyor. Faizler düşmüyor. Halbuki program hedeflerinin tutması için faizin ortalama yüzde 81 çıkması gerekiyor. Bu da yılsonuna doğru faizin yüzde 50'lere düşmesi anlamına geliyor. IMF'nin uyarısı da bu noktada. Güvensizliğin sonuçları bununla sınırlı değil.Dövize yönelişin önü alınamıyor. Borsa canlandırılamıyor. Reel ekonomide canlanma olamıyor. Yani yönetime güven, olmazsa olmaz koşul.
* Dalgalı kurun etkisi- En son yaşanan örnek ise dalgalı kurla ilgili.
Şimdi Başbakan çıkıp "Faizlerdeki yükselişten en fazla IMF'nin Türkiye'ye dayatmış olduğu dalgalı kur düzenlemesi sorumludur" diyor. Yani Başbakan üç lider olarak altına imza attıkları programdaki kur sistemine inanmıyor, vatandaş nasıl inanacak.
Program iç borçların çevrilmesi üzerine kurulunca faizlerin düşürülme gereği ortaya çıktı. Faizler tutulup kur serbest bırakıldı. Bu durumda sistemdeki bütün aksaklıklar, ekonomideki riskler, siyasi bütün gelişmeler gelip kura yansıyor. Kur dalgalanınca da hesap yapma, fiyatlama yapma zorlaşıyor. Dışarıdan sermaye akışı hem bonoya hem de borsaya yönelik olarak kesiliyor. Dolayısıyla dalgalı kur, siyasilerin hareketlerini sınırlandırıyor. En azından siyasetçi dalgalı kur rejiminde ne yaptığını bilecek. Bilmezse de sonucuna tüm ekonomi katlanacak.
* Sırada başka sorunlar var- Telekom sorunu bugün çözülüyor. Ancak yarın ne olacağı belli değil. Sırada tarım reformu var. Dünya Bankası, kredileri vermek için reformu şart koşuyor. Devlet ihale kanununun çıkartılması gerekiyor. Buralarda da MHP'li bakanlar var. Aynı direnişin oralarda olmayacağının bir güvencesi yok. Hatta olacağı çok önceden belli.
Dün piyasaların verdiği tepki bize, şimdiye kadar işlerin ite kaka götürülmesine karşılık bundan sonra götürülemeyeceğini gösteriyor.
* Sonuç- "Dolu bardak su almaz" Türk Atasözü