kapat
10.07.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

www.sahibinden.com
Dünyadan
Spor

Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

 
GÜLAY GÖKTÜRK(gokturk@turk.net )

Gelire devlet güvencesi

Gerek Hükümet gerekse IMF, Cumhurbaşkanı'nın Tütün Yasası'nı Meclis'e geri göndermesinin pratik bir önem taşımadığını vurguladılar gerçi ama, bu durum konunun önemini ortadan kaldırmıyor. Çünkü Sayın Sezer'in veto gerekçesi öyle bir gerekçe ki; şimdiye kadar yapılmış ve bundan sonra yapılacak olan bütün yapısal değişikliklerde öne sürülebilir; bütün reformların önüne dikilebilir. O yüzden de, bu gerekçeyi; hukuki değil siyasi olduğunu söyleyip geçmekle yetinmeden, enine boyuna tartışmak gerekiyor.

***
Sayın Sezer, Tütün Yasası değiştirilirken tütünden geçinenlerin uğrayacakları gelir kaybını karşılayacak yeni düzenlemelerin yeni yasaya konmayışını Anayasa'da yer alan "sosyal devlet", "birey ve toplumun refahı" ilkelerine aykırı buluyor.

Bir başka deyişle Sezer, yapısal reformlar yapılırken herhangi bir kesim gelir kaybına uğrarsa, devlet bu kaybı telafi etmek zorunda, aksi halde Anayasa'nın sosyal devlet ilkesi çiğnenmiş olur, diyor.

Bunun nasıl bir kısır döngü olduğu ortada değil mi? Bir yandan, kamu maliyesini iflas noktasına getiren şeyin belli kesimlere gelir transferi olduğunu görüyorsunuz; ama bu durumu değiştirmek için önlem aldığınızda, "Bu transferi kesiyorsan, yerine yenisini koy" diye bir gerekçeyle karşılaşıyorsunuz. Eğer devlet, tütün çiftçilerinin gelir kaybını karşılayacak "yasal" önlemleri almak zorundaysa, kamu kesimindeki ihtiyaç fazlası işçiler için de, kapatılan devlet bankalarından çıkarılacak olan fazla personel için de; buğday ya da şeker üreticileri için de yasal düzenleme yapmak zorunda demektir.

Arkasından, diyelim AB'yle entegrasyon sürecinde rekabet gücü olmadığı için pazar kaybetmiş sanayicinin, tüccarın, küçük esnafın kayıplarının da telafi edilmesi gelir. Peki durulacak yer neresidir?

Komuta ekonomisinden piyasa ekonomisine geçiş sürecinde, belli "geçiş politikaları" uygulanması gereğini kimse inkâr etmiyor. Yanlışlık, bu sosyal destek programlarının "anayasal hak" olarak nitelendirilip yasayla güvenceye alınmaya çalışılması...

***
Aslında Sayın Sezer'in itirazının gerisinde, farklı bir devlet, farklı bir vatandaş, farklı bir "hak ve görev" anlayışı yatıyor. Sezer, devletin vatandaşına belli bir gelir garantisini sağlamasını; herhangi bir ekonomik nedenle kayba uğrayanın kaybının telafi edilmesini devletin görevi olarak görüyor. Yani neredeyse bütün vatandaşlar için, tıpkı "mevduata devlet güvencesi" gibi "gelire devlet güvencesi"ni savunuyor.

Oysa, hukuk devletlerinde böyle bir güvence de, böyle bir hak da olmaz. "Hak" kavramı, insanların insan oluşlarından kaynaklanan, doğdukları andan itibaren sahip oldukları ve geri alınamaz hakları için kullanılır. Bir, yukarıda tanımladığımız anlamda temel haklar vardır, bir de devletin imkânları ölçüsünde sunduğu hizmetler... Devlet, hükümetin siyasi tercihleri doğrultusunda -ve bütçe imkânları ölçüsünde- vatandaşlarına hizmet verir. Bu hizmetlerin neler olacağı, neler olmayacağı (yani ne kadar işin ortak bütçeden yapılacağı) iktidardaki partinin programına ve bütçe olanaklarına bağlı olarak şekillenir. Ama bu hizmetler, "hak" değildir. Yani devlet, işsiz kalmış vatandaşına iş bulmak, konut sahibi yapmak, işten çıktıysa cebine para koymak, belli bir gelir garantisi sağlamak, geliri düştüğü zaman açığını kapamak zorunda değildir. Sayın Sezer sosyal devleti o kadar geniş yorumluyor ki, bırakın bizi, dünyanın en zengin devletlerinin bile bu geniş yorumun altından kalkması kolay görünmüyor. Eğer Cumhurbaşkanı "sosyal devlet" ilkesini böyle yorumlamaya devam ederse, hele hele Anayasa Mahkemesi de bu yoruma itibar ederse, önümüzde iki yol kalıyor: Ya Türkiye Cumhuriyeti'nin su katılmamış bir sosyal devlet olarak iflas bayrağını çekmesini seyredeceğiz; ya da "sosyal"den vazgeçip devleti kurtarmak için anayasamızdan "sosyal devlet" ilkesini çıkaracağız. Hatırlayalım: Devletlerin en sosyali Sovyetler Birliği'ndekiydi.

Şimdi o koskoca "sosyal devlet" düştüğü acz çukurunda, yüksek öğrenimli vatandaşlarının sınır ötesinde hizmetçilik; hatta fahişelik yapmasını seyretmekten başka bir şey yapamıyor.


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır