  
Evinin önü şimşir, aklını başına devşir..
Deli Hasan el lafıyla evini yakarmış.. Sonra külünü savurup keyfine bakarmış.. Özellikle medya leşkerlerine söylüyorum.. Benim lafıma bakıp da gazetenizin patronuna, büyüklerine asi olmayın.. Sonra çıra gibi yanarsınız..
Ekonomik kriz zihnimizi fena açtı.. Bir nevi bilinçleniyoruz.. Yani uyanıyoruz..
1970'li yıllarda bu sözcüklerin karşılığı bir siyasetin berisinde saf tutmak "Kısa çöp uzun çöpten hakkın alacak.." diye naralanmaktı..
Uzun çöpten sayılanların kimi semirdi, kütük oldu.. Kısa çöpün en gelişmişi bekleyen mutlu son ise hela süpürgesi olmaktı..
***
Entel, dantel hatta kuntel takımı için öngörülen bilinçlenme (uyanma) süreci bir türlü bitmek bilmedi.. (Not: Kuntel = Yontulmamış entel..)
Daha doğrusu uyananların çoğu köşeyi döner dönmez kendini karşı tarafa attıklarından, uyarıcılarına bir hayırları dokunmadı..
Büyük çoğunluk ise "uyanmamakta" direndi ki benzetmek icap ederse "Kanije direnmesi" onlarınkinin yanında hiç kalır..
Yaşasın halkımız..
1970'li yıllar.. Adana Cezaevi'nde önemli miktarda "toplumsal uyandırma gönüllüsü" var.. İçeride her daim uyandıracak adam bulunmadığından, birbirlerini uyandırmaya devam edip formlarını koruyorlar..
O günlerde Adana'nın gariban takımından biri içeri düşüyor.. Suçu da İncirlik Üssü'nde görev yapan Amerikalıların lojmanından bir bisiklet çalmak.. Gerçi suç adi hırsızlık ama içerdekiler için "Antiemperyalist" özellikler taşıdığından hoş görülüyor..
Başlıyorlar bu hoşgörü çerçevesinde bisiklet hırsızını uyandırmaya..
- "Şöyle olacak, böyle olacak.. Emperyalistler yenilecek.. Fakirin yüzü gülecek.. Egemenlik çalışanların eline geçecek.. Sen çalmak zorunda kalmayacaksın.. Beyler gibi yaşayacaksın.."
Bunları kös dinler gibi dinleyen bisiklet hırsızı arada bir "Bu işler ne zaman olacak?" diye soruyor ve hep aynı cevabı alıyor:
- "Halkımız uyandığı zaman.."
Bunları dinleye dinleye altı ay geçiyor ve bisiklet hırsızının günü dolduğundan, tahliye ediliyor.. Artık dışarda ama aklı kendisine ilk kez insanca muamele eden içerdeki okumuş takımında..
O kadar ay onlarla düşüp kalkmış, sofralarından yemek yemiş.. Dışarı çıkarken cebine üç beş kuruş harçlık konmuş.. Bu insanlığa karşılık vermesi lazım..
Parası olsa bir portakal sandığı bulup, içine; maydanozdu, turptu, cıgaraydı, yeşil soğandı dolduracak, ziyarete gidecek.. Para olmadığından ziyaret fikrinden vazgeçip, vefasını göstermek için mektup yazmaya karar veriyor.. Oturup yazıyor da:
- "Birgün halkımız mutlaka uyanacak.. Sizler de dışarı çıkıp hür olacaksınız.. Terlemeden mal kazanan zalimlerin devri bitecek.. Fakir fukaranın da günü gelecek.. Herkes mutlu ve eşit olacak.."
Mahkumiyeti süresince onlardan aldıklarını, mektubun giriş faslında böylece geri verdikten sonra gerçek kanısını ekleyip imzasını çakıyor:
- "Ama i... halkımız uyan mıyor ki.."
***
Ben antiemperyalist bisiklet hırsızı kadar pesimist değilim.. Bana göre halkımız zaman zaman zihinsel berraklık gösteriyor.. Aynı performasyonu gösteremeyen ise entel, dantel, kuntel takımı..
Ancak "Bir müsibet bin nasihatten hayırlıdır.." derler ki doğrudur.. Yazının girişinde de beyan ettiğim gibi ekonomik kriz zihinleri açtı.. Özellikle de okumuş yazmış takımının..
Nereden belli diye sorarsanız cevabım hazır.. Açılan zihinlerden çıkan fikirleri gazetelerden takip ettiğim için bu kadar kesin konuşuyorum..
Temsil Güngör Uras ağabeyimize göre "Bunlar daha iyi günlerimiz.." Yakında en anlı şanlı patronlar evlerine ekmek götürebilmek için hela temizlemek durumunda kalacaklar..
"Amor, amor, amor.."
Ekonomiden iyi anlamayanlar için bu tezi biraz örnekleyerek, açayım.. Krizin devamı durumunda hallerimiz şöyle olacak:
Temsil medyanın büyük patronlarından Aydın Doğan ile Dinç Bilgin Taksim parkının helasında temizlik işi yaparak geçinecekler..
Sakıp Sabancı da kapıya bir sandalye atıp, girenin çıkanın eline kolonya dökecek.. Hela kapısının az ilerisinde belki Rahmi Koç peçete satacak.. Üç beş metre ötesinde tezgah açan Karamemet de "Amor.. Amor.. Amor.." diye bağıracak..
Güngör Uras'ın ekonominin gidişatına bakarak yaptığı tesbit bu.. Bundan gerisini söylemiyorsa "Asılsız haber yayarak ahali içinde panik çıkmasını yasaklayan.." ceza kanununa muhalefet etmemek içindir..
Ama madem ki basın hürdür ve "parası verilmedikçe" susturulamaz, o zaman gerisini de ben yazarım..
***
Patronlar hela temizliğine durduğunda iş burada kalmaz.. Eninde sonunda abdest bozmaya gelen müşteriden birinin verdiği bahşiş yüzünden kavga çıkar..
Diyelim ki patronlardan biri bahşişi çaktırmadan cebine atmaya çalışan diğerini gördü ve payını istedi, o da vermedi.. Niza çıkar.. Süpürge harbine tutuşup "Onu da Allah yarattı.." demeden, süpürgenin şimşir sopasını birbirlerinin başına ekleştirirler..
Polis gelir zabıt tutar.. Koç'u, Sabancı'yı da şahit yazar.. Ondan sonrasını seyreyleyin..
Kavgada dayak yiyenin gazetesi olayı protesto için "Çalışma özgürlüğü ve iş hayatında demokratikleşmenin neresindeyiz?" diye bir başmakale yayınlar.. Karşı taraf da "Anasının örekesindeyiz.." diye cevap verir.. Huzur bozulduğundan memleket yine zaptedilmez olur..
Güngör ağabeyin tezinin ardı budur..
Bu tez medyamıza bomba gibi düştü.. Çalışanlar "Onlar hela temizleyecekse biz ne yapacağız?" diye birbirlerine sormaya başladılar..
Böyle şeylerin kesin cevabı olmaz ama tahminime göre onlara hela temizlemek düşerse bize de b..'u yemek düşer..
Kıssadan hisse: Tahta kurusu anlattı, pireler uyudu.. / Yalan gerçek ne varsa şu meydanda duyuldu.. / Saltanat elinden yurt kayıp oldu.. / Ağlasak ne olur gülsek ne olur?
|