Bıçak sırtında dans etmek
Bizim yürüttüğümüz ekonomik program, narkozsuz ameliyata
benziyor.
Operatöre teslim olmuşuz ama bıçak neremize deyse bağırıyor, doktorun elini tutuyor, ağzımıza geleni söylüyor, sık sık masadan kalkıp gitmeye yelteniyoruz.
Sonra bu ameliyatın yarım kalması halinde ortaya çıkacak felaketler aklımıza geliyor ve yeniden doktora kendimizi teslim ediyoruz.
Bu, Ecevit Hükümeti'nin IMF ile yaptığı ikinci stand-by anlaşması. Ama henüz ameliyatın disiplinini kabul edemedik.
Her ihtilaf, "Zararın neresinden dönülse kardır" mantığı ile aşılıyor. Bıçak sırtında oynanan bu oyun, programın en zorunlu zemini olan güveni kemiriyor. Zararı büyütmemek adına yapılan dönüşler kazanç da sayılsa sürekli zarar yazıyor.
İşte yine ekonomiyi uçurumun kenarından çeviren sağduyu galip geldiği için teselli buluyoruz. Çünkü liderler zirvesi, Telekom sorununu IMF'ye verilen söz doğrultusunda çözmek için bir karar oluşturmuştur.
Başbakan Ecevit "Telekom Yönetim Kurulu'nda gerekli değişikliğin yapılması amacıyla genel kurulun yeniden toplantıya çağrılmasını kararlaştırdık. Fona alınan sorunlu bankalar için BBDK nezdinde girişimde bulunacağız. Hükümet verdiği sözleri eksiksiz yerine getirmeye devam edecektir" dedi.
Bunlar iyi ama ne zamana kadar?
Yeni bir kriz nerede bekliyor?
Hücuma kalkmak..
Fon bankaları için yapılan borçlanma ve kamu bankalarının görev zararları ile ilgili operasyon sonunda iç borç 85 katrilyon liraya yükseldi. Bu yüksek borcu çevirmek, ancak programa güven duyulmasına bağlı. Aksi halde faizler inmez ve borç çevrilemez.
Güven yaratılamadığı için faizler inmiyor ve böyle bir durumda tasarrufçu dövizde kalmak istediği için dolar almış başını gidiyor.
Çünkü hükümet, hezimete uğramamak için kalesine kapanmış mahkum bir takımı andırıyor. Gol atmaya mecali yok, sadece gol yememeye çalışıyor. Kaleci oradan oraya atlıyor ama ne farkeder?
Gol atamayan bir takım, kalecisi mucize de yaratsa bir an gelir, pis bir gol yiyip yenilir..
Sorun, bu takımı galibiyete motive edip gol atmak için hücuma kaldırmak.
Yolu da belli: Öncelikle iktidar, bu programı moda deyimi ile içselleştirecek.. Hükümet bu görüntüden çok uzak. Sözler adeta kerhen yerine getiriliyor. Sanki IMF'ye iyilik yapılıyor.
İkinci mesele.. Her fırsatta popülizm uğruna "İnceldiği yerden kopsun" havasına giren bakanların ayıklanması ve hükümetin inançlı bir misyon ekibi görüntüsüne sokulması gerekiyor.
Bir de Cumhurbaşkanı'nın bu programın tarafı olmaya inandırılması lazım.
Güven vermek için
Liderler bu son kriz nedeniyle dileriz meselenin tümünü görme tecrübesini kazanmıştır.
Bu program, kriz yaratıp kriz çözerek yürüyemez.
İnançla ve cesaretle başarıya götürülebilir.
İnanç şimdiye kadar hep felaketin eşiğine gelindiğinde uyandı. O inancı da sadece korku besledi.
Halbuki programın doğruluğuna ve başarılacağına yönelik inancı hükümetin etkileyici biçimde sahiplenmesi ve cesaretle eyleme geçirmesi gerekiyor.
Zirveler, yapay krizleri çözmenin maliyeti yüksek arayışları için değil, başarıyı hızlandıracak yaratıcılıklar için toplanmalı artık.
Ve Türkiye'nin çıktığı yoldan geri dönebileceğine içerde ve dışarda kimse ihtimal vermemeli!